Varolana İlişkin Bir Araştırma – FELSEFE

Varolana İlişkin Bir Araştırma
Metafizikle ilgili ortak bir idialar kümesi, onun varolana ilişkin
bir araştırma olduğunu dile getirir; metafiziğin görevi, genel görüşü
bu konuda eleştirel incelemeye tâbi tutmak, ve bunu yapar –
ken de neyin tam anlamıyla gerçek olduğunu belirlemektir.
Genel görüşün işte bu bağlamda kendi fikrini öne sürmeye
sevkedilebildiği takdirde, neyin varolduğu konusunda kesinlikle
güvenilmez bir kılavuz olduğu belli bir güvenle öne sürülebilir.
Acaba düşlerin nesneleri, sandalye ve ağaçların olduğu türden
elle tutulabilir gerçeklikler midir? Sayılar gerçek midirler,
yoksa onların sadece soyutlamalar olarak mı betimlenmeleri gerekir?
Bir adamın boyu, acaba o adamın kendisinin bir gerçeklik
olduğu anlamda bir gerçeklik midir, yoksa, tözsel varlıktan ziyade,
yalnızca daha somut olan bir şeyin bir görünüşü veya başka
bir şeye yüklenmiş olma dışında varolamayan salt bir nitelik
midir? Ortalama insanın kafasını bu türden sorularla karıştırmak
ve onun bu sorulara verdiği cevapların kötü düşünülüp hazırlanmış
cevaplar olduklarını göstermek çok kolaydır. Bununla birlikte,
metafizik için de, kendine ait daha tatmin edici cevaplarla
ortaya çıkmak aynı ölçüde zordur. Birçok metafizikçi bu bağlamda,
töz, nitelik ve ilişki gibi birbirleriyle yakından ilintili
olan kavramlara dayanmıştır; onlar, her tözün her ne kadar niteliklere
sahip olup, başka tözlerle ilişki içinde olsa da, yalnızca
tözsel olanın gerçekten varolduğunu öne sürmüşlerdir. Buna
göre, şu ağaç uzun olup yapraklarını döker ve bu çitin 50 metre
kuzey indedir. Fakat bu gibi örnekler dikkatle incelenir incelenmez,
ortaya birtakım güçlükler çıkar. Bir an için bireysel -somut
bir varolan diye adlandırılabilen- bir ağacın töz ismine hak kazandığını
varsayın; o, tam olarak nitelikleri olan ve birtakım
ilişkiler içinde bulunan bir şey türüdür. Hiçbir nitelik, bu anlamda
tözler varolmadıkça, gerçek olamaz: Ağaç olmadıkça,
ağacm nitelikleri de varolmayacaktır. Şimdi sorulması gereken
soru, tüm niteliklerinden yoksun olup, hiçbir ilişki içinde bulunmaması
durumunda ağaca ne olacağıdır. Bu türden bir metafizikte,
töz kavramı, bir şekilde sahip olabildiği niteliklerden ayrı
olarak, kendi başına varolan bir şeyin kavramıdır; bu töz anlayışında
ortaya çıkan güçlük, onun nasıl uygulanacağını bilme güç –
lüğüdür. Töz kavramını örneklemek üzere seçilen somut bir şeyin
belirli bir tasvire tekabül ettiği anlaşılır; bu, gerçekte, tözden
özniteliklerinden ayrı olarak söz edilemeyeceği anlamına gelir.
Böylelikle de, tözlerin nitelik ve ilişkilerinden daha fazla birinci
dereceden varlıklar olmadıkları ortaya çıkar; birincisi olmadan
ikinciler olamaz, fakat aynı şekilde ikinciler de, birincisi olmadan
varolamaz.
Tözle ilgili olarak, -örneğin, bir çitin bir töz mü, yoksa sadece
belli bir tarzda şekillenmiş olan tahta ve metal mi olduğu türünden-
şimdi tetkik edilemeyecek başka güçlükler de vardır.
Metafiziğin görevlerini bu çizgiler üzerinde tanımlamada içerilen
güçlükleri göstermek için, şimdiye kadar yeterince şey söylendi.
Töz kavramını tanımlamanın, herşeye karşın başka bir yolu
daha vardır: Onu yüklemlerin nihaî nesnesi olarak değil de, değişme
boyunca varlığını sürdüren şey diye tanımlamak. “Nihaî
olarak gerçek olan nedir?” sorusu, şu hâlde, evrenin kendisinden
meydana geldiği nihaî madde ile ilgili bir sorudur. Bu ikinci töz
anlayışı, selefinden daha açık ve daha kolaylıkla uygulanabilir
olmakla birlikte, metafizikçinin bakış açısından, onunla ilgili
güçlük de, bu töz konsepsiyonun metafizikçiyi bilim adamıyla
doğrudan bir rekabet içine sokmasıdır. İlk Yunan filozofu Thales,
neyin nihaî olarak gerçek olduğunu araştırdığı, ve herşeyin su
olduğunu bildiren şaşırtıcı haberlerle ortaya çıktığı zaman, o felsefî
bir hipotezden ziyade bilimsel bir hipotez öne sürmekte olan
biri olarak değerlendirilebilirdi. Bir Alman rasyonalist filozofu
ve matematikçisi olan Gottfried Wilhelm Leibniz gibi daha sonraki
yazarlar her ne kadar bilimsel iddiaların bu alandaki gücünün
tam olarak farkında olup, onları herşeye rağmen metafiziksel
bakımdan kabul edilemez oldukları gerekçesiyle reddetseler de,
filozof olmayan kişinin Leibniz’in argümanını kendisine dayandırdığı
temeli anlamakta güçlük çektiği olgusu değişmeden kalır.
Leibniz doğanın gerçek atomlarının, söz gelimi maddî parçacıklar
değil de, monadlar (yani, bileşikleri meydana getiren basit, yer
kaplamayan, bölünemez tinsel tözler) olduğunu söylediği
zaman, onun bu görüşü ne hakla öne sürdüğü itirazı yöneltilebi –
lirdi. O bilimsel sonuçları böylesi bir güvenle kaydaderken, acaba
kendisini haklı kılacak bilimsel bir çalışma yapmış mıdır? Yapmamışsa
eğer, onu niçin ciddiye alalım?