Home Felsefe Yazıları Uzak Doğu’dan Bir Dürüstlük Hikayesi: Tohum (Felsefik Anekdot)

Uzak Doğu’dan Bir Dürüstlük Hikayesi: Tohum (Felsefik Anekdot)

0
80

fidan-dikmek” 244″ 187″ Tohum

Bir zamanlar, Uzak Doğu’da, artık yaşlandığını ve yerine geçecek birini seçmesi gerektiğini düşünen bir hükümdar varmış. Yardımcılarından ya da çocuklarından birini seçmek yerine; Kendi yerine geçecek kişiyi değişik bir yolla seçmeye karar vermiş.

Bir gün, ülkesindeki yetenekli ve akıllıi tüm gençleri çağırmış “Artik tahttan inip yeni bir hükümdar seçme vakti geldi. Sizlerden birini seçmeye karar verdim.” Demiş. Gençler şaşırmışlar, ancak o sürdürmüş. “Bugün hepinize birer tohum vereceğim.

Bir tek tohum…

Ama bu çok özel bir tohum. Evlerinize gidip onu ekmenizi, sulayıp büyütmenizi istiyorum. Tam bir yıl sonra büyüttüğünüz o tohumla buraya geleceksiniz. Sizi, yetiştirdiğiniz o tohuma göre değerlendirip, birinizi hükümdar seçeceğim.”

Saraya çağırılan gençlerin arasında Ling adında biri de varmış. O da diğerleri gibi tohumunu almış… Evine gidip heyecanla olayı annesine anlatmış annesi bir saksı ve biraz toprak bulup, onun tohumu ekmesine yardım etmiş Sonra birlikte dikkatlice sulamışlar. Her gün sulayıp büyümesini bekliyorlarmış. Yeterince zaman geçtikten sonra diğer gençler tohumlarının ne kadar büyüdüğünü anlatırken, Ling hayal kırıklığı içinde, kendi tohumunda hiçbir değişiklik olmadığını görüyormuş. Üç hafta, dört hafta, beş hafta geçmiş… Hâlâ hiçbir gelişme yokmuş. Diğerleri yetişen bitkilerinden söz ederken Ling çok üzülüyormuş.

Hükümdarın onu beceriksiz sanmasından çok endişeleniyormuş. Arkadaşlarına da hiçbir şey diyemiyor, sabırla bekliyormuş. Sonunda bir yıl bitmiş ve gençlerin yetiştirdikleri bitkileri hükümdarın huzuruna götürecekleri gün gelip çatmış. Ling, annesine bos saksıyı götüremeyeceğini söyleyince, annesi ona cesaret verip; saksısını götürüp dürüst bir şekilde olanları hükümdara anlatmasını istemiş. Ling, pek istemese de, annesinin sözünü tutmuş ve bos saksıyla saraya gitmiş.Saraya varınca arkadaşlarının yetiştirdiği bitkilerin güzellikleri karşısında şaşırmış. Sonra hükümdar gelmiş ve tüm gençleri selamlamış. Ling, arkalarda bir yerlere saklanmaya çalışıyormuş.

“Ne büyük bitkiler, çiçekler ve ağaçlar yetiştirmişsiniz. Bugün biriniz hükümdar olacak.” Demiş hükümdar. Aniden arkada elinde bos saksısıyla Ling’i fark etmiş. Hemen muhafızlarına onu ona getirmelerini emretmiş. Ling çok korkmuş. “Sanırım beceriksizliğimden dolayı beni öldürtecek.”Ling ona geldiğinde hükümdar adını sormuş. “Adım Ling.” demiş. Diğer gençler gülüşüp onunla alay etmeye başlamışlar. Hükümdar onları susturmuş. Ling’e ve elindeki saksıya dikkatle bakıp kalabalığa doğru dönmüş.

“Yeni imparatorunuzu selamlayın. Adı Ling!” Demiş. Ling inanamamış. Çünkü tohumunu yeşertememiş bile, nasıl hükümdar olurmuş? …Hükümdar devam etmiş:

“Bir yıl önce burada herkese bir tohum verdim. Siz ekip, sulayıp bir yıl sonra getirecektiniz. Ama hepinize kaynamış tohum vermiştim. Asla büyüyemeyecek olan… Ling’in dışında herkes ağaçlar, bitkiler ve çiçekler getirdi; çünkü tohumun büyümediğini fark edince hepiniz onu bir
başka tohumla değiştirdiniz.

Sadece Ling içinde benim verdiğim tohum olan bos saksıyı getirme cesaret ve dürüstlüğünü gösterdi.
Beklentisi gerçekleşmeyince umutsuzluğa kapılsa da, dürüstlüğünden vazgeçmedi… Onun için yeni hükümdarınız o olacak!”

En sade doğrular mı?

Rengârenk yalanlar mı?

Kıssadan hisse:

Herkes kendini kısa bir süreliğine hemen şimdi hesaba çekecek olsa!!! Karşımızdaki kişi kim olursa olsun sadece doğruları mı? Yoksa nefsimizin istediği şekilde mi konuşuyoruz?

Kim zerre miktarı iyilik yaparsa onun mükafatını her kimde zerre miktarı kötülük yaparsa onun cezasını görecektir.

Ne mutlu doğruluktan ayrılmayanlara…