Uğur Mumcu – Kazım Karabekir Anlatıyor

Uğur Mumcu – Kazım Karabekir Anlatıyor

Mustafa
Kemal ve Karabekir Paşa, Ulusal Kurtuluş Savaşımızı kesin utkuya ulaştıran iki
eski dost, iki eski arkadaş, iki eski asker ve iki eski ihtilâlcidir.

Yollar,
hilâfetin kaldırılması ve Cumhuriyet’in ilânı ile birlikte ayrılmıştır.

Bu
çatışmanın nedenlerini, Karabekir’in günü gününe yazdığı “İnkılâp Hareketleri
neden oldu, nasıl oldu?” adlı anılarından öğreneceğiz. (s. 8)

Karabekir,
«İstiklal Harbimizin Esasları» adlı kitabı yazmış; bu kitap, daha baskıdayken
toplatılıp yakılmış; Paşa’nın İstanbul Erenköy’deki köşkü basılarak kitabın
kaynağı olan belgelere el konmuş.

Karabekir,
daha sonra “İstiklâl Harbimizin Esasları” adlı kitabını genişleterek “İstiklâl
Harbimiz” adlı kitabı hazırlamış. Bu kitap ancak 1960 yılında yayınlanabilmiş,
Bu kitap hakkında da dava açılmış; ancak yapılan yargılama sonunda davanın
düşmesine karar verilmiş. (s. 9-10)

Erzurum
milletvekili Hüseyin Avni Bey’in Kâzım Karabekir Paşa’yı komünistlikle
suçlaması…

…düşünce
akımları cebir ve şiddetle yok edilmez, tersine güçlendirilir.

Enver
Paşa, bir de 3. Enternasyonalin ideolojik doğrultusunda komünist partisi kurar.
Bu komünist partisinin adı “Halk Şûralar Fırkası”dır.

Bolşevikler,
Mustafa Suphi ve benzerleri ile yapamadıklarını Anadolu kızıl devrimini Enver
Paşa ve arkadaşları aracılığı ile yaptırmaya çalışacaklar.

Kâzım
Karabekir, 1933 yılında yazdığı ve yayınlamak istediği “İstiklâl

Harbimizin
Esasları” adlı kitapta arkadaşı Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı yıllarında “Bolşeviklik
ilân etmeyi düşündüğünü” yazacaktı. (s. 19)

“Ben,
daha mütarekenin başlangıcında millî istiklâlimizin ancak millî bir kuvvetle
kurtarabileceğini, bunun da Erzurum’da yapılacak millî bir teşekkülle mümkün
olabileceğini, birçok zatlara ve bu meyanda Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine de
Şişli’deki evinde bizzat söylemiş ve kendilerini Şark’a davet etmiştim. (…) Mustafa
Kemal Paşa Hazretleri henüz İstanbul’da iken ben Şark’ta işe başlamış ve
Erzurum Kongresi’yle millî nüveyi hazırlamıştım. İki buçuk ay sonra Erzurum’a
gelen Mustafa Kemal Paşa Hazretleri ile tekliflerimle tekiden (sağlamlaştırarak)
mutabık kalmış ve bu suretle ben Şark’ta, kendileri de Garp’taki siyaset ve
hareketi idare etmeyi millî planımız olarak tesbit etmiştik. (…) Ankara’da
Millet Meclisi açılıncaya kadar bu fikirde bulunan Mustafa Kemal Paşa
Hazretleri bundan sonra nedense bu fikirlerinden sarfınazar ettiler.” (s. 21)

«İstiklâl
Harbimizin Esasları» adlı kitabında 1918’de komutanlığını Mustafa Kemal’in
yaptığı 7.Ordu’nun İngilizler karşısında yenildiği ve geri çekilmek zorunda
kaldığı yazılıyor.

Atatürk,
Karabekir’e bu konuda da karşı çıkıyor… (s. 30)

Karabekir,
6 Kânunuevvel 334’de (1918) Padişah ile görüştüklerini ve Padişah’a «genç
kumandanların iş başından ayrılmamaları» ve «Anadolu’ya ordularına iade»
edilmeleri önerisinde bulunduğunu yazıyor…

Karabekir,
yakılan kitabının 45. sayfasında Mustafa Kemal Paşa’nın Osmanlı hükümetine
nazır olmayı planladığını ileri sürüyor. (s. 31)

M.
Kemal Anadolu’ya çıkarılıncaya kadar Harbiye Nazırlığında ısrar etti. (s. 32)

Kurtuluş
Savaşı’nı birlikte yapanlar bir yol ayrımında başka başka yollara sapmışlardır.
Atatürk’ün tuttuğu yol, laik Cumhuriyetti.

Bizde
Meşrutiyet, Hilâfet ve saltanat makamının zulüm ve istibdadına, Cumhuriyet ise
o makamın aciz ve meskenetine karşı yapılmış bir inkılâptır. (s. 39)

Hilâfet
ve saltanat makamı, Türk milletini, Türk vatanını etrafında toplayamamıştı. Bu
işi başaracak mucize lâzımdı. Bu da kendiliğinden ortaya yayıldı. Bolşeviklik
ilânı.

Mustafa
Kemal Paşa bile bunu kurtarıcı bir formül olarak İstanbul’da ele alarak gelmiş
ve Amasya’da bazı arkadaşlarımızla müzekkere ve karar vermişti… (s. 39-40)

…İngiliz
Kaymakamı Rawlinson İstanbul’dan Erzurum’a geldi. Ve beni hemen makamımda
ziyaret etti (27.11.1919). Tam bir saat görüştük”.

Anlattıklarının
hülâsası şunlardır, Lord Curzon diyor ki:

«a)
Şimdiye kadar sulh yapmadığımızın sebebi Türkiye’de şimdiye kadar kuvvetli bir
hükümet görmediğimizdendir. Hakiki İngiliz dostu olacak simalarla anlaşmak
istiyoruz. Mustafa Kemal Paşa sulh konferansında bulunsun veyahut sulh
mukarreratına (kararlar) mutabık kalsın.

b)
Endişemiz Türkiye’nin yine bir gün İngiltere’nin düşmanları tarafına geçivermesidir.
(s. 41)

Karabekir,
daha sonra, Rawlinson’un kendisine İtalyanlar ile Yunanlıların anlaştıklarını,
İtalyanların parasızlık, Yunanlıların da şarlatanlıkları nedeniyle savaşı
sürdüremeyeceklerini, Bolşeviklerin de on yıl kendilerini toparlayamayacaklarını…
(s. 42)

Kâzım
Karabekir, 23 Nisan’da kurulan Meclisin bir «kurucu meclis» olması gerektiğini,
oysa Meclisin olağanüstü yetkilerle donatıldığı, Mustafa Kemal’in de bu
olağanüstü yetkilerle donatılmış Meclisin başkanlığına geçmesi ve ilk iş alarak
yeni anayasa hazırlatılmasın! Cumhuriyet’in ilânı yolunda aşamalar olarak
gördüğünü ve M. Kemal ile bu konuda tartışmalar yaptığını yazıyor.

Aramızda
büyük görüş farkı vardı. O itilâf devletlerinin büyük kuvvetleri karşısında
millî kuvvetlerimize karşı duramayacağımızdan bir dış siyasete dayanarak kendi
diktatörlüğü altında kuracağı bir Cumhuriyet’le uyuşmak cihetine gidiyordu. (s.
45)

Eğer
kalpleri milletimizin hürriyet ve istiklâl aşkıyla çırpınan arkadaşlarımızın
feragati ve kazanmış oldukları millî itimat ve candan sevgi ve saygı kudreti
olmasaydı, M. Kemal Paşa’nın attığı vakitsiz adım Sivas’a kadar yayılan
isyanları Şark’a kadar yayacak ve önüne geçilmez darbeleri altında her şey daha
başlangıçta yok olacaktı. (s. 45-46)

«Sulh
heyetimize seni baş murahhas olarak gönderemem. Çünkü kafanla hareket edersin,
İsmet Paşa’yı göndereceğim, çünkü sözümden çıkmaz.» M. Kemal (s. 52)

6
Ocak’ta Gazi ile sulhten sonrası için hayli görüştük. Sulhten sonra her şeyin
ilme dayanabilmesi için geçen 18 Şubat’ta teklif ettiğim (mütehassıslar
meclisi) lüzumunu açtım. Ve diktatörlüğün millî birliği sarsacağını ve fikir hürriyetini
hırpalayacağını ileri sürdüm. Fikirlerime yanaşmıyorlardı. (s. 67)

Gazi
pek asabi idi. Muhaliflerden Ali Şükrü Bey, (Ankara’ya matbaa makinası
getirmiş. Tan adında bir gazete çıkaracakmış, siz hâlâ uyuyorsunuz) diye yaver!
Hüseyin Abbas Bey’e verdi; veriştirdi. Ve (yakın, yıkın) diye çıkıştı. (s. 68)

Türk
milleti teceddüde muhtaçtır. Ve bunu da mütehassıslarla başarabiliriz. Asla
camilerle değil, asla muhafazakârlarla değil. K. Karabekir (s. 76)

M.
Kemal, 8 Nisan 1923 günü “Halk Fırkası umdeleri”ni açıklar.

…Yeryüzünde
bir hilâfet makamı bulunmazsa islâm âlemi kendisini imamesiz kalmış bir teşbih
gibi dağılmış, perişan görür… (s. 80)

18
Temmuz’da Trabzon’dan gelen haberler Gazi’nin canını çok sıktı. Ali Şükrü Bey
cinayeti, gazete sütunlarında kendisine atıf olunuyordu.

“Trabzon’da
kaynayan bir kazan var. Şen bunu vaktiyle söndürmedin. Şimdi de yine kaynamaya
başladı. Bu sefer kuvvetli bir yumruk hak ettiler.” M. Kemal (s. 82)

İkinci
Meclis’e girebilmek için kulis çalışmaları hızlanmıştır.

İstiklâl
Harbi nasıl başladı? Nasıl bir seyir takip etti? Bugünkü durum nedir? istikbal
için planımız ne olmalıdır? Artık kimseyi ilgilendirmiyordu. Biricik düşünce
Gazi’nin teveccühünü kazanmak ve mebus olmak ve memleketin nimetlerinden
istifade edebilmekte idi.

Saadet
avcılığı dehşetli bir yarış halinde başlamıştı.

10
Temmuz 1923’de Ankara İstasyonundaki Kalem mahsus binasında fırka nizamnamesini
müzakereden son-Gazi ile yalnız kalarak hasbıhallere başlamıştık.

— Dini
ve ahlâkı olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar… dediler.

“Dini
ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle
memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için önce din ve namus telâkkisini
kaldırmalıyız. Partiyi, bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk
zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur…” (s. 84)

Din
konusunda çıkan tartışmalar Karabekir’i adım adım M. Kemal’den
uzaklaştırmaktadır.

Meclis
umumî heyeti M. Kemal Paşa’nın emrine ram idi.

İşte
Cumhuriyet hükümeti, Türk milletine feyzini bu surette dağıtıyordu.

Başkomutan
ile Doğu Cephesi komutanı arasındaki bu içten dostluk, görüş ayrılıklarına
karşın Cumhuriyet’in ilânından bir ay öncesine kadar yine sürmektedir. Bu
dostluk, 1926 yılında Karabekir’in Ali Fuat Paşa ile birlikte tutuklanıp
cezaevine götürülmeleriyle en büyük darbesini yiyecek; Karabekir yıllarca
İstanbul polisince adım adım izlenecek ve 1933 yılında da köşkü basılıp
kitapları yakılacaktır.

Aradan
yıllar geçecek, Karabekir’e ölüm döşeğindeki Atatürk’ün kendisiyle görüşmek
istediği haberi gelecektir. Karabekir, «gidecek misiniz?» sorularına karşı «O
Mustafa Kemal. Çağırılınca gidilir. O benim en iyi arkadaşımdır» yanıtını
verecektir. (s. 103)

16 Ekim
1923 günü Fevzi Paşa’ya bir telgraf çekerek hükümet karşıtı dedikodulardan söz
eder.

“Seyahat
ettiğim Orta Anadolu ve bilhassa sahillerde yapılmakta olan propagandalar
doğrudan doğruya Gazi Hazretlerinin şahıslarına müteveccihtir.”

Kâzım
Karabekir, Cumhuriyetin ilân edildiği gün Trabzon’da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
yöneticileri ile konuşmaktadır. Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yöneticileri,
M. Kemal Paşa’yı eleştirip. Kâzım Paşa’dan bu gidişe «dur» demesini isterler.
(s. 108)

12
Kasım’da Halife Mecit Efendi’yi ziyaret ettim.

…hal ve
tavırlarıyla tehdit edildiğini anlatmak istiyordu.

M.
Kemal Paşa’nın çıkamadığı bir makamı yıkmak kararını vermiş ve fiiliyatına da
geçmiş olduğuna şüphe kalmadı.

Karabekir,
Gazi’yi uyarmaya karar vermişti. Uyarıların yararı olmazsa ne yapacaktı?

“Tıpkı
Cumhuriyetin ilânında olduğu gibi hilâfetin lağvı ve hanedanın yurt dışı
edilmesi kararı da bir kaç kişi arasında kararlaştırılıyor ve Halife benim
mıntıkamda olmasına rağmen bana bu hususta haber bile verilmiyordu. Biz bu
mühim işi de madunlarımızdan (aslarımızdan) ve onlar da sivil makamlardan öğreniyorlardı.
Bu hareket tarzından benim kadar diğer asker arkadaşlarım da teessür ve elem duyuyorlardı.
Hususiyle daha neler yapılacağını kimse kestiremediğinden herkesin endişe ve
hiddeti artıyordu.” (s. 130)

Musul
meselesi

23
Temmuz 1924 günü İstanbul’dan Mr. Henderson’un İngiliz Başbakanı Mac Donald’a
gönderdiği gizli yazıda Doğu’daki Kürtlerin yerel örgütler kurarak harekete
geçmek üzere oldukları ve Kürtlerle temas için bir yetkilinin İstanbul’a gönderildiği
bildiriliyordu.

Şeyh
Sait’in oğlu Ali Rıza da İngilizlerin desteğini sağlamak üzere Tebriz’deki
İngiliz konsolosluğuna başvurmuştur. (s. 136)

M.
Kemal Musul’u harp yoluyla almak istiyor, Karabekir Paşa ise bu teşebbüsün
olumsuz sonuçlarına dikkat çekerek olası harekâta şiddetle karşı çıkıyordu.

Harp
felâketinin önüne ancak Büyük Millet Meclisi’nde bir blok halinde
görünebilirsek durabiliriz. (s. 143)

Karabekir,
anılarında, ordudan çekilme kararını «İngilizlere karşı Musul nedeniyle
açılacak savaş» nedenine bağlar. Ve komutanların ordudan çekilmesinin bu savaş
tehlikesini önlediğini yazar.

Ordudan
ayrılan Karabekir ve Ali Fuat Paşa hemen Meclise girerler. Mecliste o gün
kendilerini bir sürpriz beklemektedir:

Meclis
başkanlığınca TBMM salonundan çıkarılırlar! (s. 148)

Karabekir,
“Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası” adıyla bir parti kurar.

M.
Kemal Paşa da Halk Fırkası’nın başına Cumhuriyet kelimesini koydurarak

Cumhuriyet
Halk Fırkası adını verdi.

Karabekir,
anılarını şöyle bitirir:

“Vatandaş,
Milletin hürriyetini tehlikede görürsen karşısındaki kim olursa olsun tek dağ
başı mezar oluncaya kadar mücadelene devam etmek vazifendir. Çünkü insanlarda
hayat denen “şeyin kıymeti ancak hürriyet iledir.

Hür ol,
esir yaşama!” (s. 152)

Polis
tarafından adım adım izlendiği günlerde kimler gelirmiş Karabekir’in köşküne:

(Karabekir
Paşa’nın kızı Hayat Karabekir anlatıyor)

“Cafer
Tayyar Paşa, muayyen zamanlarda Ali Fuat Paşa, Refet Paşa, Rauf Orbay, eski
yaveri Rüştü Erkmen -korgeneraldi. Merkez komutanıydı, asker elbisesiyle çekinmeden
gelirdi… (s. 154)

İzmir
Suikastı

Mahkeme
başkanı Kel Ali subaylara oturun diyor, oturmuyorlar.

Karabekir
Paşa dönmüş, eliyle işaret, etmiş, oturmuşlar. Mahkeme olurken de uçaklar
uçabilecekleri en alçak seviyeden uçmuşlar. (Karabekir suçsuz, Karabekir
suçsuz) diye kâğıtlar atmışlar.

Atatürk’ün
ölümünden sonra İsmet Paşa da şimdiye kadar olan haksızlıklardan rahatsız
olmuştu ki, telgraf çekti. (Karabekir geçmişi unutalım, bundan sonra eskiden
olduğu gibi, iki kıymetli arkadaş olarak devam ettirelim) deyip babamı
milletvekili olarak Ankara’ya çağırdı. (s. 155)

M.
Kemal ile Atatürk’ü iki ayrı şahsiyet olarak görürdü. M. Kemal’i her zaman
sevgi ve saygıyla anardı.

“Babamın
Atatürk devrimlerine karşı olduğunu zannedenlerin hatası şurada: Babam
devrimlere karşı değildi. Devrimlerin hepsini kabul ediyordu: bütün devrimleri
de beğeniyordu. Babamın itirazı, devrimlerin yapılış şeklindeydi. Babamın
arzusu, devrimlerin ilelebet kalabilmesi için tepeden inme değil, zorla değil,
halkı eğiterek yapılmasıydı. Devrimlere karşı değildi. Yapılanlar zorla
yapıldığı için devrimlerin yerleşmemesinden korkardı.” (s. 158)

Kâzım
Karabekir Paşa. Nutuk’un ilk baskısı üzerinde el yazıları ile notlar düşmüş ve
«Hakikat mihveri yahut hata-sevap cetveli» başlığı ile Nutuk’a yanıtlar
vermiştir.

(Osmanlı
Ordusu her tarafta zedelenmiş) sözü doğru değildir.

Mağlûp
ve perişan olan Filistin’deki Yıldırım Ordusu idi. Az sonra Musul, cenubundaki
ordu perişan olmuştu.

(Beni
İstanbul’dan neyf ve ted’ib maksadıyla Anadolu’ya gönderenler…) …tayin
olunduğu halde, hastayım, terfi isterim diyerek kabul etmediğinin hakiki
sebebini yazmıyor. Sebep, hâlâ İstanbul’da Harbiye Nazırlığını alarak kalmaya
çalışması ve Padişah Vahdettin’e damat olmaya uğraşmasıdır.

M.
Kemal Paşa, itilâf Devletleriyle başa çıkamayacağımızdan millî mücadeleye
taraftar değildi. Benim (tek dağ başı mezar oluncaya kadar ya İstiklal, ya
ölüm) teklifime delilik diyordu.

Karabekir,
Nutuk’a düştüğü notlarda Atatürk’ün Kurtuluş Savaşının başında «Amerikan mandası»
ve «Bolşeviklik ilânını» çözüm olarak düşündüğünü de yazmış. (s. 164)

Batı
basını da M. Kemal ve arkadaşlarının «Bolşevik» oldukları kanısındaydı. The New
York Times’in Mart 1919 günlü yorumu şöyleydi:

«Türk
milliyetçiliğinin tamamen ortadan kalkmakta olduğu günlerde şurada burada
dağınık halde bulunan İttihatçıların tek umudu Bolşevizmin ülkeye yayılmasıdır.”
(s. 172)

Kâzım
Karabekir’in Atatürk’ün ölümünden sonra başlayan siyasal yaşamında dinsel
gericiliğe destek olucu ya da laikliğe aykırı bir tavrı hiç olmamıştır. M.
Kemal – Karabekir çatışması, ideolojik olmaktan çok kişisel ve duygusal
nedenlere dayanmıştır. (s. 177)

Tekin
Yayınevi

5.
Baskı, 1993