Türkiye’de Toplumsal Değişme

Türkiye’de Toplumsal Değişme

Türkiye kırsal kesime verilen destekler, küçük ve orta
ölçekte toprak mülkiyetini artırmıştır. Ancak artan nüfus, kaynak daralmasına
yol açınca köyden şehre göç başlamıştır. Göçlerin sonucu olarak gecekondular
ortaya çıktı. Gecekonduların ulaşım sorununu çözmek için dolmuş unsuru devreye
girdi. Dolmuş kültürü, beraberinde çeşitli müzik türlerini ortaya çıkardı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin
Kuruluşunun Dönüşümsel Temelleri

Emre Kongar,
Cumhuriyet’in kuruluşunun arkasındaki nedenleri ideolojik olarak değerlendirir.
Osmanlı’nın son devirlerinde yaşadığı sorunlar Batı’ya karşı bir tepkisellik
yaratır. Batı, gelişmişliğin tek örneği olmanın yanında Osmanlı’nın çöküşünün
de nedenidir. Cumhuriyet’e geçiş sürecinin Osmanlı’dan kopuş olarak ele
alınmasının temelinde de Atatürk’ün Osmanlı hakkındaki olumsuz düşünceleri yer
alır.

Taner Timur’a
göre de İstiklal Harbi ve Cumhuriyet Devrimleri, Osmanlı’dan kopuşun
kaynaklarını oluşturur. Cumhuriyet Devrimleri bu kopuşun merhaleleri olmakla
birlikte bütün bu gelişmeler toplumsal düzende köklü bir değişikliğe yol
açmamıştır.

Türkiye’de Kapitalizmin
Tarihi

Cumhuriyet’ten itibaren ülkede yaşanan gelişmeler kapitalist
üretim biçiminin topluma egemen olmasını sağlamıştır.

Kapitalist toplum düzeninin en önemli unsuru olan burjuva
sınıfının Türkiye’de başlangıç yılı 1908’dir. Kemalist devrim, 1908 devrimini
tamamlayan ikinci dalgadır. Cumhuriyet’in ilanı ve bunu izleyen devrimler
kapitalist toplumun ihtiyaç duyduğu üst yapı elemanlarıdır. Kapitalizmin
yerleşmesinde ikinci aşama olarak saltanat ve hilafet ortadan kaldırıldı.
Böylece kapitalizm öncesi üretim süreçlerini temsil eden değerler tarihe karışmış
oldu. Üçüncü ve son aşamada kapitalizmin hukuki ve kurumsal unsurları inşa
edilmiştir.

1930’dan sonra ulusal ekonomi oluşturma süreci başladı.

CHP’nin seçim yoluyla iktidardan uzaklaştırılmasıyla
otoriter-paternalist rejimden parlamenter popülizme geçildi.

1950’den sonra ulusal kaynaklara dayalı olarak sanayileşme
başladı.

1960-1970 yılları sanayileşmenin (çarpık) yaygınlaştığı
dönemdir. 10’ar yıl arayla yaşanan askeri müdahaleler, ilerlemenin ve
gelişmenin ihtiyacı olan istikrarı ortadan kaldıran unsurlar olarak göze
çarpar.

21 yüzyılda kapitalizm, üçüncü dünya ülkelerine neoliberal
savlar ihraç ederek serbest piyasa sistemine geçer. Küreselleşme olgusu,
emperyalizm çözümlemelerinin yerini alır. Bu gelişmelerin sonucunda yaşanan,
finans kapitalin egemenliğindeki küresel kaostur. Köktenci, şoven ve mikro
milliyetçi çıkışlar bu dönemin karakteristiğidir.

Ulus Devlete Geçiş
Sürecinin Ekonomik Temelleri

1908 yılı itibariyle Osmanlı ekonomisi yarı sömürge
ekonomisi durumundadır. Bu dönemde Osmanlı Devleti, hammadde ihraç edip
işlenmiş mamul ithal etmektedir. Bu dönemin siyasi aktörü İttihatçılardır.
Eksik kalmış olan burjuva sınıfının inşası 1919’dan itibaren siyasi aktör
pozisyonunu ele geçiren Kemalistler eliyle gerçekleşir.

Türkiye’de kapitalizmin gelişiminin önünde birtakım engeller
göze çarpar:

Ekonominin yarı sömürge statüsünde oluşu,

Cılız olan burjuva sınıfın sanayici değil tüccar kökenli
olması (dolayısıyla bunlar işbirlikçi kompradorlardır),

Mevcut burjuva sınıfı gayrimüslimdir ve dolayısıyla ulusal
kalkınmaya zaten olanaklı değildir.

1908’den itibaren 14 yıl aralıksız devam eden savaş hali,

Erken dönemlerde siyasi çevrelerin ulusal ve bağımsız
kapitalizmden yana değil, hammadde ihraç eden ve bağımlı açık pazar
pozisyonunda kalan bir sistemden yana olmaları (İttihatçılar bu
zihniyetteydiler).

Boratav’a göre Türkiye’de ulusal ekonomiye dönüşüm koşullarını
Birinci Dünya Savaşı hazırlar. O yıllarda ortaya çıkan vurgun ve karaborsa
olguları üretim süreçlerinin ilkel biçimleri olarak değerlendirilir.

Osmanlı ekonomisinin dünyayla bağlantıları İstanbul, İzmir
ve Selanik gibi merkezler aracılığıyla gerçekleşiyordu. Bu merkezlerin diğer
şehirlerle bağlantısı çok zayıftı. 1920 yılında İstanbul’a New York’tan hububat
ithal etmek, İç Anadolu’dan getirtmekten daha ucuzdu. Savaşla birlikte Batı’yla
olan bağlar kesilince ülke ciddi bir gıda temin sıkıntısına girdi. Bunu aşmak
için merkez iller diğer bölgelerle temasını artırdı.

Cumhuriyetin Kuruluşu

Ekonominin gelişmesi için yeteli girişimcisi bulunmayan
Cumhuriyet, ilk yıllarında milli iktisat görüşüne sarılır. İş Bankası örneğinde
olduğu gibi devlet desteğiyle şirketler kurulur. Bu yolla yerli burjuva sınıfı
üretilmeye başlanır.

1923 tarihli İzmir İktisat Kongresi’nin kararları
milli iktisat görüşü paralelindedir. Çeşitli demiryolları devletleştirilir.
Türk limanları arasında kabotaj hakkı yabancı sermayeye yasaklanır. Aşar
vergisi kaldırılır. Buna rağmen ülke ekonomisi hammadde ihraç edip mamul ürün
ithal eder pozisyondadır. Bu dönemde sanayileşmenin milli hasılat içindeki payı
% 10 civarındadır. Ekonomi, tarıma dayalıdır.

Devletçilik

1929 yılından itibaren ekonomi, siyasi otoritenin denetimine
girer. Yeni gelişmekte olan burjuva sınıfı bu dönemde merkezin ona sağlayacağı
kaynakları beklemeye başlar. Boratav’a
göre bu dönemde ülke ekonomisi dışa kapatılarak devlet eliyle sanayileşme
denemesine girişilir.

Devletçilik 1932-1934 tarihleri arasında yayınlanan Kadro
dergisi yazarlarının da ana çizgisidir. Önerdikleri strateji, 1929 ekonomik
buhranının sanayileşme için bir fırsata dönüştürülmesidir. Keyder, Kadro dergisi tarafından
belirlenen stratejinin 1950’lerden sonra Bağımlılık Okulu tarafından az
gelişmiş ülkeler için kalkınma modeli olarak önerildiğine dikkat çeker.

1933 yılında devletçilik merkezli beş yıllık kalkına planı
hayata geçirilir. 1933-1939 yıllarında devlet, ekonomik hayata önemli ölçüde
egemen olur.

Devlet, bu dönemde özel sanayi birikimine direkt olarak
destek vermeye devam eder. Hedef, sanayileşmeyi tamamlamak için gerekli olan
sermaye birikiminin sağlanmasıdır.

İkinci Dünya Savaşı ve
Türkiye

Savaşla birlikte dış ticaret ve hububat üretimi düşüşe
geçer. Sanayi yatırımları ertelenir. Üretimin gerilediği bu dönemde devlet
tekeli, rüşvet ve vurgun ekonomisi yaratır. Halk yoksullaşmaya, vurguncular
zenginleşmeye başlar.

Ekonomideki sorunları çözmek amacıyla 1940 yılında Milli
Koruma Kanunu çıkarılır. 1942 yılında Varlık Vergisi Kanunu çıkarılır. Bu kanun
azınlıklar üzerine yıkılır ve sonuçları çok ağır olur.

1944 yılında Toprak Mahsulleri Vergisi yürürlüğe girer. Aşar
vergisi yükünden kurtulup rahat nefes alan tarım kesimi bu vergiyle birlikte
yoksullaşır.

Çok Partili Dönem

Alman harbi, CHP’nin kanatları altındaki yüksek
bürokratlara, iktidarla işbirliği içindeki az sayıdaki burjuvaya ve Anadolu kökenli
ticaretten nemalanan belli bir kesime çıkar sağlamıştır. Bu süreçte devletin
imajı köylü ve ezilen diğer sınıfların nezdinde derin yaralar almıştır.

1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle burjuva
sınıfının önü açılır. Bu dönemde tarımda uygulanan yüksek fiyat ve düşük faizli
kredi uygulamaları tarımda kapitalist gelişmenin önünü tıkar. Küçük meta
üretimi yerleşik bir hal alır. Bu durum kapitalist dönüşümün önündeki bir
engeldir.

Kore Savaşı tarımsal ürünlerin ihracatını artırır. Ekilen
alan miktarı % 50 oranında artar. İhracat gelirleri uzun süre devam etmez.
Hammadde fiyatları 1953’ten sonra düşmeye başlar. Ticaret açıkları ortaya
çıkar. Tarım kesimindeki yüksek gelirin devam etmesi için devlet, çiftçinin
gelirine yüksek fiyat öder. Dış borçlar artmaya başlar.

Ekonomideki olumsuz tablo, şehirlere göç hareketini
tetikler. Eş zamanlı olarak muhalefet genişlemeye başlar. Bu süreç askeri
darbeyle sonuçlanır.

1960 sonrasında sosyal demokrat bir anlayışla kapitalist
ekonominin geliştirilmesi hedeflenir. Devleti bu süreçte belirleyici olacaktır.
Devlet Planlama Teşkilatı bu düşünceyle kurulur.

İthal İkameci
Sanayileşme Dönemi

1961’den sonra kitlesel tüketim ürünleri ekonomide dolaşmaya
başlar (radyo, buzdolabı, otomobil vs.).

Bu ürünlerin birçoğu ülke içinde üretilir (montaj ağırlıklı
olarak). Bunun sonucunda 1963-1971 yılları arasında ekonomide % 9 büyüme
gözlenir.

İthal ikameci sanayileşme sürekli döviz girdisi gerektirir.
İhracatın sınırlı olduğu bu yapıda devletin görevi ihtiyaç duyulan dövizi temin
etmektir. Bu durum ekonomiyi siyasallaştırır. Güçlü bir bürokrasi ve
burjuvazinin kuşattığı bir devlet mekanizması ortaya çıkar.

Siyasi partilerin popülist politikaları, egemen burjuva
sınıfın uzun vadeli çıkarlarıyla geniş halk kitlelerinin kısa vadeli çıkarları
arasında bir denge kurulmasını sağlar. Popülist politikalar işçi sınıfına
sendikalar haklar kazandırır.

Bu dönemdeki döviz ihtiyacı büyük ölçüde Avrupa’ya çalışmaya
giden işçilerden sağlanır.

1960’lı yıllarda büyüyen işçi sınıfı, anti-emperyalist
rüzgârlarla birleşerek çeşitli sol düşünce fraksiyonlarının ortaya çıkmasını
sağladı.

Doğan Avcıoğlu önderliğindeki Yön Derim Hareketi,
1961-1967 yılları arasında yayınlanan Yön ve 1969-1971 yılları arasında yayınlanan Devrim
dergisi etrafında örgütlendi. Bu hareket ülke sorunlarının odağına kalkınmayı
yerleştirdi. Yön yazarlarına göre kalkınma demokrasinin önkoşuludur. Bu
kalkınma ancak sosyalizmle mümkün olabilir. Programlarının ana hatları, tarımda
derebeylerine son vermek, dış ticareti, sanayiyi ve finans sektörünü
devletleştirmek, tarafsız bir dış politika izlemektir.

1960’ların ikinci yarısında Yön Hareketinden kopan bir gurup
Milli Demokratik Devrim Hareketini oluşturur. Bu
gurup Kemalizmi sahiplenir. Emperyalizmle işbirlikçi sermayeyi kalkınmanın
karşısındaki temel engel olarak kabul eder.

Tezlerinden birincisi; yabancı sermayenin kaldırılması,
tekellerin millileştirilmesi, feodal yapıların yıkılarak köylülerin
taleplerinin karşılanması, devlet merkezli sanayileşme ve halkın demokrasiye
dahil edilmesi prensiplerine sahiptir. İkinci tezleri işçi sınıfı önderliğinde
kurulacak bir iktidardır.

60’lı yıllarda ortaya çıkan bu hareketlerin ortak noktası
sosyalizmi kalkınma modeli olarak kullanmalarıdır. Kalkınma yönündeki bu fikir
hareketlerini ortadan kaldırmak amacıyla 1971’de askeri darbe yapılır. Azgelişmişliğin
sürekliliği, askeri darbelerimizin temel şiarıdır.

70’li yıllar toplumsal sınıflar arasındaki farklılaşmayı
artırır. Döviz sıkıntısı had safhaya ulaşır. Örgütlü işçiler sanayicilerin
baskıları karşısında direnirler. Sanayi çevreleri darbe çağrıları yapmaya
başlar.

Döviz krizinin kronikleşmesi gerekçesiyle IMF’nin
neo-liberal ekonomi programı 24 Ocak 1980’de yürürlüğe girer. Askeri darbenin
amacı da bu programın uygulanması için gerekli ortamın oluşturulmasıdır. Yapılan
uygulamaların tamamı sermaye çevrelerini emekçi sınıfın karşısında
güçlendirmeyi hedeflemiştir. 70’li yıllarla kıyaslandığında sermayenin karşı
saldırısı olarak değerlendirilebilecek olan bu dönemde işgücü piyasası askeri
denetim altında tutulmuştur.

Kırsalda yoksulluk şehre göçü zorunlu hale getirmiştir.

Sanayi sektöründeki yatırımlar geriler.

Toplum tüketime teşvik edilir.

Devlete ait sanayi tesisleri elden çıkarılır.

Özel sektörün de sanayiye yatırım yapmak istememesi
sonucunda üretim durma noktasına gelir.

1995 yılında AB ülkeleriyle gümrük birliği anlaşmasının
yürürlüğe girmesi, dış ticaret politikalarındaki liberalleşmenin son durağı
olur.

80’li yıllarda işgücü üzerindeki baskıların sonucunda
Türkiye 2000’li yıllara ucuz işgücü cenneti olarak girmiştir. Bu durum verimli
olmayan hizmet sektörünün aşırı gelişmesine neden olmuştur (turizm ve
bankacılık).

Türkiye’de kapitalizmin çarpık örgütlemesi, azgelişmişliğin
temel sebeplerinden biridir. Kapitalizmin lokomotifi olan burjuva sınıf,
Türkiye’de üretim aşamalarının bir sonucu olarak değil, sırtına devlete
yaslayan parazit kitleler arasından çıkmıştır. Bugün dahi, devlet olanaklarını sömürmek suretiyle var olmaktadır. Kapitalizmin bir diğer siyasi aktörü olan işçi
sınıfı ise Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana devletin çeşitli unsurları
tarafından kademeli olarak baskılanmaktadır. Bu sayede ne burjuva sınıfı ne de
işçi sınıfı Batı kapitalizminde olduğu gibi temel işlevlerini ortaya koyabilmiştir.

TOPLUMSAL DEĞİŞME KURAMLARI

Editör: Hatice Yeşildal

Anadolu Üniversitesi, Eylül 2011