Transhümanizm Nedir, Ne Demek, Transhümanizm Felsefesi Hakkında Bilgi

4

 

Transhümanizm (H + veya h + olarak kısaltılır), insan zekasını ve fizyolojisini büyük ölçüde iyileştirmek için geniş ölçüde kullanılabilir olan sofistike teknolojiler geliştirerek ve yaparak insan koşulunun dönüşümünü savunan uluslararası bir felsefi harekettir.
Transhümanist düşünürler, temel teknolojilerin sınırlarını aşabilecek yeni teknolojilerin potansiyel faydalarını ve tehlikelerini ve bu tür teknolojilerin kullanılmasının etik sınırlarını  inceler. En yaygın transhümanist tezi, insanın nihayetinde, kendinden sonraki varlıkların etiketini hak edecek şekilde mevcut durumdan büyük ölçüde genişletilmiş yetenekleriyle kendilerini farklı varlıklara dönüştürebilmesidir.
“Transhümanizm” teriminin günümüzdeki anlamı, 1960’larda Yeni Okul’da teknolojileri benimseyen insanları tanımlamaya başladığında “insanın yeni kavramlarını” öğreten ilk füturoloji profesörlerinden biri olan FM-2030 tarafından gölgelenmiştir. yaşam tarzları ve dünya, posthumanlığa “transhuman” olarak “geçişi” gösterir.  Bu iddia, 1990’da transhümanizmin ilkelerini fütürist bir felsefe olarak ifade etmeye ve Kaliforniya’da dünya çapında transhümanist harekete dönüşmüş bir entelijansiyayı örgütlemeye başlamak için İngiliz filozofu Max More’un entelektüel temelini ortaya koyuyordu.
Seminal bilim kurgu eserlerinden etkilenen, transforme bir geleceğin insanlığına ilişkin transhümanist vizyonu, felsefe ve din de dahil olmak üzere geniş bir perspektif yelpazesinden birçok destekçiyi ve dürtücüyü çekti.

Ticarî kapitalizm ve sanayileşmeyle birlikte sekülerizm hakim olmuş, “tanrı” geriletilmiş ve doğa sömürülme vasıtası haline getirilmiştir. Teknolojinin vasıtalarıyla hümanizm radikalleştirilmiş ve transhümanizm sürecine girilmiştir. İlk defa J. Huxley-1957 tarafından kullanılan transhümanizm’in ilk temsilcileri; J. Huxley, Haldane ve Bernal’dır. H. Moravec, F.M. Esfandiary, E. Drexler, R. Kruzweil, N. Bostrom ve R. Minsky vs. kişiler son temsilcilerdir. Hümanizm, insanın doğa ve tanrı karşısındaki konumunu transhümanizm ise insan doğasını değiştirme amacındadır. Hümanizmin rasyonel ve deneysel insanı yerini; bio-nano-neuro-info teknolojileriyle desteklenmiş transhuman’a bırakma eşiğindedir. Transhümanizm, posthümanizme geçişte ara dönem, biyo-bionik varlık olan transhuman posthuman’a geçişte ara varlıktır.

GÜÇ ODAKLARININ GÜDÜMÜNDE

21. yy.’ın bir gerçeği olsa da teorik ve pratik kökleri 19. ve 20. yy.’da bulunan transhümanizmin, teorik alt yapısını Darwin ve Freud vb. bilim insanları, pratik altyapısını sanayileşme ve teknolojikleşme vs. uygulamalar oluşturur. Sosyo-politik bir tutum ve ideoloji çerçevede ilerleyen transhümanizmle ilgilenen ve Yapay Zeka (YZ) üzerinde çalışan kişilere, şirketlere ve devletlere bakıldığında transhümanizmin güç odakları ve siyasî iktidarların güdümündedir. Ömrü uzatma, zihin yükleme, beden dondurma, insanın entelektüel, fiziksel ve psikolojik kabiliyetlerini artırma ama “insan kalma” iddiasında bulunan, yalnızca insanı değil çevreyi de modifiye eden transhümanizm daha iyi insanlar ve mekânlar inşa etmeye çalışır.

Transhümanizmin en güçlü vasıtalarından biri makineleri akıllı yapmaya çalışan YZ’dır. Buhar, elektrik ve bilgisayardan sonra 4. Sanayi Devrimi olan YZ çalışmaları, ilk MIT’de yapılmış, Google’dan Samsung’a kadar devasa sektörler tarafından desteklenmektedir. YZ çalışmalarının alanının genişlemesi; sosyal, kültürel, hukukî, iktisadî vs. alanlarda dönüşüm ve sorunları meydana getirecektir. Şimdiden internet, akıllı telefon, robotik ve YZ’lı uygulamalarla hayatımıza dahil olan maddi temelli ontoloji (düşünen cisim) YZ, homosapiens’ten robosapiens’e geçişi sağlayan unsur olmuştur.

ATEİST BİR YAPI

Teist bir yapı olmaktan çok ateist bir yapı olan çoğu transhümaniste göre, hayatta belirleyici olan tanrıdan çok insandır. İnsanın dönüşümünde ısrarcı olan transhümanizm düşünce ve pratikleri bakımından dini dışarıda tutma ve yeni kutsal üretme amacındadır. Gelecek perspektifinde dinden uzak olan transhümanizme göre din, geçmiştir geleceğe/ değişime engeldir. Teknolojik tanrı yaratılmasını bekleyen transhümanist akım, hümanizmin maksadı olan insanı tanrı yerine koyarak insanı sonsuzlaştırma, sonsuz olan Tanrı’nın konumunu ve rolünü insana verme amacındadır. Bilim ve teknolojiyi yüceleştiren, aşkın tanrının yersizliğine inanan transhümanizm, dinin yerine konumlanan seküler bir projedir.

Nanoteknoloji, sibernetik ve YZ vb. çalışmalarla kozmik, etik, teolojik, sosyal, siyasî, hukukî, kültürel ve ahlakî sorunları doğurması muhtemel olan transhümanizm, dünyanın en tehlikeli fikri olarak görülmüştür. Tanrı inancına karşı duyarsız, insanı dönüştürme, insanın yaşadığı çevreyi değiştirme, yaşanası(!) bir yer haline getirme amacında olan transhümanizm her şeyiyle şimdiye kadar olan dünyayı bir kenara koymak ister. Biyolojik evrimden mekanik evrime geçiş yapan transhümanist evrede homosibernetiklerin, otonomların, katil veya savaş robotlarının hâkim olacağı bir dünya olabilir. Genetik, robot, nanoteknoloji, enformasyon, YZ, biyoteknoloji ve nöröbilim vb. alanlarındaki çalışmalar tedirgin edici boyuta gelmiştir.

İNSAN ÜZERİNDE TAHAKKÜM KURACAK

İleride toplumsal görünürlüğü %35 olacak denilen YZ’lı robotik çalışmalar, insan zekâsını geride bırakacak ve onun üzerinde tahakküm kuracak görünüyor. Endüstri, tıp, askeri ve eğlence alanlarında da kullanılan robotların, ağır işleri yapan, hastalıkları teşhis ve tedavi eden, bununla yetinmeyip insanların cinsel ihtiyaçlarına dahi cevap verecek faydalar sağlayan bir niteliğe bürüneceği iddia edilmektedir. 2018-Şubat ayında Varoluşsal Risk Araştırması Merkezi’nin 26 araştırma kuruluşuyla yaptığı çalışmada; ticarileşen SİHA’ların yüz tanıma sistemiyle eğitilip hedefini yok edebileceği, bot ve sahte videolarla siyasî ve içtimai manipülasyonlar yapılabileceği, güvenlik sorunları doğuracağı, kişisel bilgiler çalınarak tuzak mesajları üretilebileceği, hizmetçi olarak kullanılan bir robotun veya androidin katil hale gelebileceği, deepfakes yani kişilerin yüzleri müstehcen videolara eklenerek şantaj ve itibar suikastçiliği yapılabileceği ifade edilmiştir.

Teknolojiyle yakından ilişkili olsa da kökleri ve yaklaşımı itibariyle dinî-gnostik neo-pagan bir hareket olan transhümanizm, ateizm-agnostisizm sarkacında bulunan bir eşiktir. Leonardo, Newton, Edison, Einstein gibi figürlere benzemeyen B. Gates, S. Jobs, E. Musk, A. Lewandowski ve R. Kurzweil gibi sermayeyle ilişkili kişiler bu dönemin bilimcileridir.

Tarih boyunca olan tüm ilerlemelerde veya gelişmelerde ilerleyememiş veya geri kalmış toplulukların canı yandığı gibi ilerlemeyi içeren trans-posthümanist süreçte de yine daha çok bu toplulukların canının yanması muhtemeldir. Ülkenin üniversite ve askeri vb. kurumları, siyasileri ve bürokratları vs. transhümanist sürecin farkında olmalarıdır. Sürecin insanlığın faydasına evrilmesine yönelik katkıda bulunmak zorundayız. Tüm bireyleri, toplumları ve ülkeleri önüne katacak yıkıcı, önünden kaçabilecek ya da aldırmazlık edilemeyecek bu süreçte ne kadar özne ve ne kadar figüran olacağımız meselesi hem kendi geleceğimizi hem de insanlığın geleceğini belirleyecektir.

Teori
Transhümanizmin, post-insancılığın bir dalı olup olmadığı ve bu felsefi hareketin transhümanizmle ilgili nasıl kavramsallaştırılması gerektiği tartışma konusudur. Sonuncusu, muhafazakar, Hristiyan ve ilerici eleştirmenlerin sıklıkla varyant veya aktivist bir post-insancıllık biçimi olarak adlandırılır.
Transhümanizm ve felsefi post-insancılığın ortak bir özelliği, insanlığın evrimleşeceği ve nihayetinde onu tamamlayacağı veya yerini alacağı yeni bir akıllı türün gelecekteki vizyonudur. Transhümanizm, bazen bilişsel gelişim yoluyla (örneğin biyolojik bir canlanma), çok zeki bir hayvan türünün yaratılması da dahil olmak üzere, evrimsel bakış açısını vurgulamaktadır, ancak katılımcı evriminin nihai hedefi olarak “doğuştan geleceğe” tutunmaktadır. Bununla birlikte, akıllı yapay varlıklar yaratma fikri (örneğin, robotist Hans Moravec tarafından önerilmiş) transhümanizmi etkilemiştir. Moravec’in fikirleri ve transhümanizmi, aynı zamanda “kayıtsız” veya “kıyametçi” bir post-insancıllık biçimi olarak nitelendirildi ve beşeri bilimlerde ve sanatta “kültürel post-insancıllık” ile tezat oluşturdu. Böylesi bir “kültürel postalizm”, insanlar ve gittikçe daha sofistike makineler arasındaki ilişkileri yeniden düşünmek için kaynaklar sunarken, transhümanizm ve benzer post-ormansızlıklar, bu görüşe göre, “özerk liberal özne” nin eski kavramlarını terk etmiyor; Doğum sonrası alemine girdi. İnsancıllığın ve Aydınlanma düşüncesinin bir devamı olarak transhümanist kendini nitelendirmeler bu görüşe karşılık gelir.
Bazı laik hümanistler, transhümanizmi, hümanist aşırı düşüncesiz hareketin bir temeli olarak algılarlar ve transhümanistlerin, insan kaygılarını çözmede (yani, teknokentizmde) ve ölüm sorununa yönelik teknolojik yaklaşımlara özel bir odaklanmayı sağlayarak hümanist ana akımdan farklı olduğunu iddia ederler.  Bununla birlikte, diğer ilericiler, post-insancılığın, felsefi ya da eylemci biçimleri olsun olmasın, sosyal adaletle ilgili kaygılardan, insan kurumlarının reformundan ve diğer aydınlanma karşıtlıklarından, insanın aşkınlığı için narsist özlemlere doğru kaymaya neden olduğunu savundu. Vücudun daha zarif olma yollarını arayışında olan beden.
Alternatif olarak, hümanist filozof Dwight Gilbert Jones, DNA ve genom depoları aracılığıyla yenilenmiş bir Rönesans hümanizmini önerdi, her bir genotip (DNA) ardışık fenotipler olarak somutlaştırıldı (klonlama yoluyla bedenler veya yaşamlar, Man Kilisesi, 1978). Ona göre, “benlik” i korumak için doğal moleküler DNA “sürekliliği” gereklidir ve hiçbir hesaplama gücü veya bellek toplamı, “genite” olarak adlandırdığımız gerçek genetik kimliğimizin temel “kokusunu” değiştiremez. Bunun yerine, Cizvitlerin 400 yıllık nöbetine benzeyen bir kurumun DNA / genom yönetimi, spekülatif romanı The Humanist – 1000 Summers (2011) ‘de önerdiği bir proje olan hümanizmin türümüzün ortak inancı haline gelmesini sağlamak için önerilen bir modeldir. insanlık, gelecek yüzyılları gezegenimizi ve halklarımızı uyumlaştırmaya adamıştır.
Transhümanizm felsefesi, teknolojik bir toplumda insan kimliğinin tüm yönleriyle ilgilenen ve insanlar ile teknoloji arasındaki ilişkilerin değişen doğasına odaklanan, disiplinlerarası bir bilimsel araştırma alanı olan teknolojik çalışmalar ile yakından ilgilidir.