TOTEMİZM

0
334

 

TOTEMİZM

 

Bir klanın, bir insan
grubunun, ya da bir kişinin aynı atadan geldiğine inandığı bir hayvana, bir
bitkiye, bir nesneye veya bir doğa olayına (fırtına, şimşek, vb.) mistik, majik
ve akrabalık duygularıyla bağlanma­sı; bu bağlanmadan doğan görevler, yasak­lar,
âyinler ve törenler, demektir. Tote­mizm, en ilkel toplum kabul edilen
“klan”lann din ve toplum örgütüdür. Öte yandan totemizm, ilkel
toplumlarda totem’i dinin kaynağı, ya da sosyal kurum ve davra­nışların temeli
sayan teorilerin bütününü de belirten bir kavramdır.

Yaygın görüşe göre
totem, bir Algonkin deyimi olan totom (klan)’dan gelmektedir. Kelimenin aslı ve
doğrusunun ‘otam” oldu­ğunu söyleyenler de vardır. S. Reinach’a göre
“otam” ya da “totem”, Algonkin dilin­de “belirli”
(=alâmct, işaret) anlamına geli­yor. Bazı kaynaklar totemin bir Ojibva de­yimi
olduğunu ileri sürmüşlerdir. Deyim, XVIII. yüzyıl sonlarına doğru Etnografik
kaynaklarda görülmüş, ilk kez J. Long adlı bir İngiliz tarafından 1791’de
kullanılmış­tır.

Totemizm, önceleri
Amerika yerlilerine özgü sanılıyordu. 1841’de Grey, Avustral­ya’da da aynı
sistemin bulunduğunu söyle­miştir. Ancak totemizmi insanlık tarihine bağlayan
ilk yazar J. F, Mc Lennan’dır (1869). Lennan, klasik çağ dinleriyle tote­mizm
arasındaki ilişkileri araştırmıştır. 1877’de L. H. Morgan ve arkadaşları, Ame­rika
ve Avustralya yerlileri üzerinde araştır­malar yapmış; Amerikan Etnoloji
Büro-su’nun da destek verdiği bu araştırmalardan sonra J. G. Frazer, ortaya
çıkan bütün bilgi ve belgeleri Totemism (1887) adıyla kitap-laştırmışür.
Frazer, bu küçük eserinde tote­mizmi, bir din ve hukuk kurumu olarak ele alıp
yalnızca tasvir etmekle yetinmiş, anali­zine girmemiştir. Frazer gibi, F. B. Jevons
da totemik varlığı, dinî ve sosyal organizas­yonun temel prensibi olarak kabul
etmiştir. Totemizme gereken önemi veren ve sonuç çıkarmaya girişen ilk bilgin
W.R. Smiüı’dir. TheReligion ofthe Semites (1889)’üı yazan olan Smith, totemizmi
Sâmî toplulukların diniyle karşılaştırmış ve onu totem öncesi monoteist bir
dinin bozulmuş bir formu ola­rak değerlendirme eğilimini göstermiştir. Daha
sonra yapılan çalışmalar totemizmin Avustralya’da tam bir sistem halinde
bulunduğunu açıklama noktasında yeni ve önem­li katkılar sağlamıştır. Alman
misyoneri C. Strehlow’un tamamladığı bu araştırmalar, aynı zamanda Frazer’a,
eserini genişletme ve Totemism andExogamy (1911,4 cüt)’si-ni yazma imkânını
vermiştir. Frazer, kendi­sinin ayn bir görüşü olarak totemizmi, ek-zogami
(dıştan evlenme)nin majik yapısına bağlamayı tercih etmiştir. Fransız sosyolog
ve etnologu M. Mauss ise, onu, özellikle “maddî ilerlemenin ilk
motoru” olan bitki ve hayvanların evcilleştirilmesine kaynak teşkil etmesi
açısından değerlendirmiştir.

Totemizmi gerçek din
katına yükselten ve bütün dinlerin ondan çıktığını savunan ilk sosyolog, yine
bir Fransız olan E. Durk-heim’dır. O’na göre, varlığın kutsal (sacre”) ve
profan diye bir sınıflamaya tâbi tutuldu­ğu totemizm, kesinlikle bir dindir ve
onda gerçek dinîn tüm unsurları mevcuttun Kut­sal ve inanç, yasak ve korku,
dindarlık ve er­dem, âyin ve kurban. Durkheim, Avustral­ya yerlilerim esas
alarak, fakat Kuzey Ame­rika yerlilerini de gözardı etmeden konuyu genişçe
incelemiş ve eleştiriler getirmiştir. Bu çerçevede totemizmin, daha önceki bir
dinden, Animizm (Tylor) ve Naturizm (Je-vons)’den ya da Fetişizm (Hill
Tout)’den tü-rediğini savunan görüşleri eleştirmiştir. Durkheim’a göre dinin
kaynağı birey değil, toplumdur ve toplumu temsil eden ilk sos­yal kurum dindir.
Totemizm ise, en ilkel toplumun ifadesi olarak en ilkel din biçimi­dir. Diğer
dinler bundan türemiştir. Totem yerine Tanrı’yı koyunca, bütün dinler için bir
açıklama yolu bulmak mümkündür.

Genel anlamda dini,
bir “yanılsama” ola­rak değer hükmüne bağlayan S. Freud, To­tem ve
Tabu (1913) adlı kitabında totemiz­mi psikanaliz açısından yorumlamış,
“şefve babanın katı otoritesine başeğen ilkel toplum” şeklindeki
Darwinci hipotezi, hiç bir etnolojik deneyimi olmaksızın okuduk­larına
dayanarak yeniden ele almıştır. Fre-ud’a göre totem dini, oğulların günah duy­gusundan,
bu duyguyu dindirerek incinmiş babayı yeniden barıştırma teşebbüsünden
doğmuştur. Totemizmin kökeni, totemik varlığın yerine babayı koyarak Ödip komp­leksiyle
açıklanabilir. Bu açıklama biçimi­nin diğer dinlere uygulanması da mümkün­dür.
Totem-hayvan baba kabul edilirse, to­temi öldürmeme ve aynı toteme mensup olan
kadınla evlenmeme şeklindeki iki te­mel yasağın (tabu) izahı da kolaylaşır. To­tem
yemeği, sosyal organizasyonlara, dinî ve ahlâkî kısıtlamalara başlangıç teşkil
eden bir eylemin, babanın öldürülmesi ey­leminin ortak bir
“hanra”sıni yeniden yaşa­maktır. Totemik yemek âyininde totem-hayvan
öldürülüp klan üyelerince çiğ çiğ yenir, yas tutulur ve ağlanır, sonra da coşku
içinde bayram yapılır. Böylece totem ye­meği, kutsal hayatın özümsenmesini
sağlar. Klan üyeleri, gerçekte babanın yerine ikâ­me edilen totem-hayvanla
özdeşleşirler.

Claude Levi-Strauss
ise gözlemlenebilir objektif bir fenomen olarak totemin gerçek­liğinden kuşku
duymuştur. O’na göre totem ve totemizm, toplumlar arasında bilinçsizce ilkel-uygar
ayrımını sürdürmek isteyen Ba-u’nın teorik bir yanüsamasıdır. Oysa bu teo­riler,
toplumların karşılaştırılması sonucu tutarlılıklarını çoktan yitirmişler, en
azın­dan sarsılmışlardır. LeVi-Strauss, totemiz­min sınırlayıcı yorumunun
unsurlarını, İn­giliz antropologu A.R. Radcliffe-Brown’ın eserlerinde
bulmuştur. Radcliffe-Brown, 1950’de, totemizmin insanla tabiat arasında bir
sınıflama sistemi olduğunu ileri sürmüştür. Yapısalcı yorumlarda totemizm,
insan düşünce yapısının analizinde yararlanılan bir sınıflama modudur. Başka
bir deyişle, genel bir problemi Özel bir tarzda ifade et­me şeklidir totemizm.

Tarihçesini ve
üzerindeki farklı görüşle­ri vermeye çalıştığımız totemizmin bir din mi, bir
sosyal sistem mi olduğu noktasında fikir birliği yoktur. Bir görüşe göre dinî
yö­nü pek gelişmemiş; sosyal, özellikle de sembol ik-majik yönü önem
kazanmıştır. Bir başka görüş totemizmi, ekonomik ne­denlerle bazı bitki ve
hayvan türlerinin ko­runmasına, bu amaçla tüketimlerinin ya­saklanmasına
bağlamaktadır. Buna göre to­temizm, din görünümü veren sosyal ve eko­nomik bir
olgudur. Aslında çok yönlü ve karmaşık bir sistem olan bu olgunun, din özelliği
taşımakla birlikte, ilkellerin dinî hayatlarını açıklamakta yetersiz kaldığı,
hana bir varsayımdan Öteye geçmediği söy-lenebilmektedir.

Başlıca üç türlü
totemizmden söz edi­lir:

 

1. Birey Totemizmi (Tote’misme indivi-duel):

 

 Bir kişi ile totemi arasındaki mistik-majik
ilişki ve dostluk bağını ifade eder. Bi­rey totemi, genellikle erginlik çağında
ve belli bir törenle edinilir. Totem, kişinin ko-ruyucusudur ve majik bir güç
(“mana”) taşı­maktadır. Bu gücü elde etmek amacı ve inancıyla
totem-hayvan Öldürülür ve bazı parçalan muska gibi taşınır. Aynı amaçla özel
durumlarda totem hayvanın yendiği de olur. Birey totemizminde, totemle insan
arasında kader birliği inancı vardır, örne­ğin yaralanan bir insanın acısına,
toteminin de ortak olduğuna inanılır. Kimi yer ve ka­bilelerde bu totem, kişi
için “koruyucu cin” şeklinde anlaşılmaktadır.

 

2. Grup Totemizmi (Tote’misme de grou-pe):

 

 Buna kollektif totemizm de denilmek­tedir. En
yaygın şekli, “klan totemizmi “dir. Amerika, Avustralya ve Afrika’da
bazı ka­bileler küçük küçük klanlara ayrılmışlardır. Bunların her biri tendi
toteminin adını alır. Dolayısıyla klan ve totemi arasındaki sıkı ilişki, her
şeyden önce adda görülür. Totem, öncelikle klanın atası ve koruyucu sudur.
Çünkü insanüstü bir güce sahiptir. Totem, aynı zamanda kutsaldır; onu öldürmek,
kes­mek, etini yemek, hayvan değilse kullan­mak yasak (“tabu”) kabul
edilir. Bazen ona dokunmak, hatta bakmak bile yasaktır. Ya­sağın çiğnenmesi,
otomatik olarak ağır bir hastalık ya da ölümle cezalandırılır. Ancak, ritücl
amaçlarla yılın belli günlerinde, tote­min öldürülüp bütün klan üyelerince yen­mesi
mümkün olabilmektedir. Bu toplu tö­ren sayesinde üyeler kutsanmış ve totemle
özdeşleşmiş olurlar. Klan totemizminde, totem kadar totemin taş veya ağaç
parçala­rından yapılmış sembolleri olan “şurin-ga”lar da kutsaldır.
Bunlar kült araçlarıdır. Aynca klan üyeleri de kutsal ve birbirleriy­le akraba
sayılır. Bu akrabalık, herkesin ay­nı atadan (totemden) geldiği ve totemin ma­jik
gücünü taşıdığı inancına dayanan ve ka­bile bağlan ile kandaşlıktan daha üstün
bir şeydir. Üyelerin kutsal oluşu, klan içinden evlenme yasağını doğurmuştur;
bu nedenle aynı toteme mensup üyeler birbirleriyle ev-lenemezler. Ne var ki, bu
kuralın istisnaları görülmüş; dolayısıyla kesin olmadığı anla­şılmıştır.

Totemle aynı adı ve
kimliği paylaşan klan üyeleri, toteme olan bağlılıklarını bir­çok anlamlı
yollarla göstermeye çalışırlar. Totemlerine benzemek için derisini giyer­ler,
vücutlarına resmini çizerler, âyin ve törenlerde totemik parçalan muska gibi
taşı­yıp maskeler takarak, danslarla onun sesini ve hareketlerini temsil y h da
taklit ederler. Kuzey Amerika yerlileri totem direklerine ve dans maskelerine,
silah araç ve gereçle­rine totemin resimlerini oymuşlardır. Böy­lece totemizmin
sanat, beden süslemesi ve dövmecilik üzerindeki etkisinden söz edil­mektedir.

Toteme mensubiyet
doğuştan ve ana ya da baba tarafından elde edilir. Bir toteme bağlılık,
klanlarda bütün toplumsal ödevle­rin temelini teşkil eder. Totemin resmi bir
amblem, bir arma olarak kabul edilir ve klan üyelerince taşınır.

Totem, öncelikle belli
ve tek bir varlık değil, bir cins veya türdür. Başka bir deyişle tek bir şey
değil, bir “şeyler kümesi”dir. Ancak, bir hayvanın herhangi bir organ
ve­ya bir bitkinin bir parçası da totem olabi­lir.

 

3. Cins Totemizmi (Totemisme de sexe):

 

 Bir klanın kadın ve erkeklerinin ayrı ayrı to­temlere
sahip olmaları demektir. Bu tür to­temizm, daha çok Avustralya’da görülmek­tedir.
Cins totemizmi, F. Graebner’ın tesbi-tine göre cinslerin zıtlaşmasından doğmuş­tur.
Cinsler kendi totemlerini öldürmez ve yemezler. Fakat, karşı cinsin totemini
öldü­recek kadar kesin bir ayrılığı ve zıtlaşmayı temsil ederler.

Birçok araştırıcı;
Amerika, Avustralya ve Afrika’nın bazı ilkel kabilelerinde oldu­ğu gibi, bir
zamanlar Asya ve Avrupa’nın Ârî ve Semi tik toplumları arasında da izle­rinin
bulunduğuna bakarak totemizmi, her ırk ve kültürün geçirmesi zorunlu bir evrim
aşaması saymak istemiştir. Buna göre her toplum, totemik basamaktan geçmiş veya
geçecektir.

Yapılan bazı
araştırmalar, İslâm’dan ön­ceki Araplarda ve eski Türklerde totemiz­min
izlerinin bulunduğunu göstermektedir. Araplarda kabileye adını veren totem, çok
defa bir hayvandır. Sözgelimi; Beni Esed kabilesinin totemi arslan, Beni
Nemir’in kaplan, Beni Kelb’in köpek, Beni Kureyş’iı köpek balığı, Beni Zabba’mn
dişi kertenke­le, Beni Didt’ın çakaldır. Aneze aşireti ise, dişi keçi totemine
bağlıdır.

Eski Türklerde de,
Şamanizm din olarak kabul edilince, ister istemez totemik inanç­lar ortaya
çıkmıştır.

Türklerin bazı
hayvanları kutlu sayması, onları avlamaması, etini yememesi; bazı hayvanlarla
aynı soydan gelme inancı, ad­lan m n kişi ve oymak adı olması; kimi hay­vanların
adının söylenmemesi gibi özellik­ler bu alandaki belgeleri oluşturmaktadır.
Eski Türklerde “ongun” ya da “töz”, totem yerini tutan
kavramlardır.

Eski Türk dinî
inançları ile totemizm arasında bir ilişkinin bulunmadığını ileri sürenler de
vardır. Bunlar eski Türk dinini “Tek Tanrı İnancı” olarak ele
almaktadırlar. Bahaeddin Ögcl, Hunlann totemist olduğu­nu iddia eden bazı
bilginlerden sözederek aynen şöyle demektedir: “Halbuki Hunlar tek tanrılı
bir Gök dinine inanmakta idiler. Tek Tann’ya inanan bir kavimde totem ara­mak
biraz güçtür. Bunlar olsa olsa eski Hun inanç ve efsanelerinin bir kalması
olabilir­lerdi. Nitekim Göktürkler totemisj olma­dıkları halde, kendi
aralarında anlattıkları bir kurt efsanesine inanıyorlar ve kurt başı­nı da
milli bir arma olarak taşıyorlardı.”

Totemizm, hiç şüphesiz
sınırlan belli ve net bir olgu değildir. Batılı bilginler, ilkel kabileler
üzerindeki araştırma ve gözlemle­ri esas alarak, kendilerine göre belli
özelliknler tesbit etmişler ve bu özelliklerin ifadesi olan sisteme
“totemizm” demişlerdir. Ne il­kel kabilelerin inançtan ve sosyal
yapılan her zaman bu sistemle çakışmış, ne de orta­ya atılan teorilerde bir
birlik görülmüştür. Yeni araştırmalar totemizmin bazı prensip­lerini sarsmış;
dıştan evlenme, ana tarafın­dan akrabalık ve ortaklaşa mülk yönleri
eleştirilmiştir. Bu da, totemizm konusunda en geniş ve derli toplu bilgiyi
veren Durk-heim’ın görüşlerinin sarsılmasına neden ol­muştur. Durkheim’a göre,
en ilkel din tote­mizm ve dinin kaynağı toplumdur. Oysa, “ilkel din”
kavramı ve bütün dinlerin tote­mizmden türetilmesi, insanlık tarihini tote-mik
inançlarla başlatmak demektir. Bu, bi­limsel olarak savunulamayacağı gibi,
İslâm inancı açısından da tutarsız bir iddiadır. Çünkü İslâm inancına göre ilk
din, “vahy” ve “nübüvvetle dayanan “tevhid dini”dir.
İlk insan, aynı zamanda ilk peygamberdir. Kaldı ki, ilkel kabilelerde bir
“Yüce Tanrı” inanışının varlığı da bilinmektedir. Bu ina­nışı, tevhid
dininin süren izi olarak değer­lendirmek mümkündür. Totemik inançlar ise,
tevhid çizgisinden sapmanın sonuçlan olmalıdır. İnsanlığın ilk dini
“tevhid dini” olunca, “politeizmden monoteizme doğru evrim”
teorisiyle birlikte, toplumların ve kültürlerin temelinde “totemik çağ”ın
bu­lunduğu iddiası da çürütülmüş olmaktadır. Süleyman SAYAR

Bk. Tabu; Din, Dinler
Tariki Kutsal, Pro-fan

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here