TOPLUMSAL TABAKALAŞMAYA GENEL BAKIŞ

PAYLAŞ

Toplumsal Yapı, Değişim ve Tabakalaşma Bağlamında Din

TOPLUMSAL TABAKALAŞMAYA GENEL BAKIŞ

Toplumsal Yapı, Toplumsal Değişim ve Toplumsal Tabakalaşma

Dinin toplumsal yapı, toplumsal değişme ve toplumun ekonomik, sosyal, siyasal ve ideolojik kaynaklı bir dizi eşitsizlikler temelinde çeşitli toplum katmanlarına bö­lünmesini inceleyen bir sosyolojik dal olarak toplumsal tabakalaşma açısından ne tür işlevlere sahip olduğunu kavrayabilmek için, öncelikle sosyolojinin ve din sos­yolojisinin bu tür toplumsal hadiseleri nasıl tanımladığını kavrayabilmek önemli­dir. Dolayısıyla burada öncelikle “toplumsal yapı”, toplumsal değişme” ve toplum­sal tabakalaşma” kavramlarını sosyolojinin bakış açısıyla tanımlayacak; akabinde din sosyolojisinin bu tanımlara yaptığı katkıya kısaca değinecek ve son olarak da bu kavramlar ile din arasındaki ilişkileri sunmaya çalışacağız.

“Toplumsal yapı”, toplumun temeli kabul edilen bireyin toplumsal faaliyetleri­ne şekil veren veya birey tarafından şekillenmesini sağlayan toplumsal düzenleme­leri işaret eder. Bu anlamda bireyin toplumda karşılaştığı örgütlü veya norm hüvi­yetini kazanmış ilişkiler ya da bileşenler bütünü, “toplumsal yapı”yı oluşturur. Toplumsal yapıya şekil veren örgütlü oluşumlar veya normatif bileşenler, toplum­sal sınıflar, statüler, roller gibi belirleyenler olduğu kadar, kültür veya ahlak gibi normatif bileşenler ya da toplumun bütünlüğünü sağlamak için gerekli olan (aile, eğitim gibi) örgütlü birliktelikler olabilir. Bunun yanında, toplumun yöneten-yöne- tilen, imtiyazlı-imtiyazsız, zengin-yoksul gibi toplumsal farklılıklar temelindeki ay­rışmaları da toplumsal yapı içinde teşekkül eder. Bunlar, bireyin doğumuyla birlik­te kendisini içinde bulduğu; dolayısıyla onun toplumsallaşmasına katkıda bulunan oluşumlar olarak değerlendirilir ve bir anlamda bireyin devraldığı toplumsal mira­sı teşkil eder. Birey, içinde doğduğu toplumsal sınıf ya da statüye göre, içinde bu­lunduğu kültürel ve ahlaki değerler tarafından şekillenerek kendisine toplumsal bir kimlik, karakter ve rol edinir. Aynı şekilde içinde bulunduğu bu ortamları, doğ­rudan veya dolaylı olarak, bir şekilde muhafaza ederek veya dönüştürerek gelecek nesillere de aktardığından, bireyin toplumsal yapıyı oluşturan bileşenleri ve unsur­ları etkilediği düşünülür.

 

“Toplumsal yapı”, makro düzeyde de değerlendirilebilir, mikro düzeyde de ele alınabilir. Makro düzeyde toplumsal yapı, geniş ölçekli toplumsal birliktelikler ve­ya gruplar çerçevesinde, öncelikle de sosyoekonomik temelli olarak gruplandırıla- bilir. Bunun bir örneği, toplumsal yapının, ekonomik temelli gruplandırılması olan toplumsal sınıflar şeklinde tasnif edilmesidir. Mikro düzeydeki tasnifte ise bireyle­rin bağlı olduğu toplumsal ağlar ya da örgütler ön plandadır. Kısacası, “toplumsal yapı”, toplumda geçerli olan ekonomik, hukuki, siyasal ve kültürel sistemlerden, aile, sivil oluşumlar, (din olmasa da bir cemaate tabi olmak gibi) dinî gruplar gibi kategorilere kadar uzanan farklı bileşenlerden oluşan bütünlüklü bir toplumsal şe­killenmeye verilen addır.

“Toplumsal değişim” ise toplumsal yapının zaman içinde geçirdiği dönüşüm­leri işaret eder. Sosyoloji, toplumun geçirdiği dönüşümleri anlamaya ve anlam­landırmaya çalışırken bunu, toplumun uzun erimli olarak gelişme ve dönüşme tarihi olarak da kavrayabilir, toplum içindeki değişik unsurların zaman içindeki değişmelerini çözümleyerek de inceleyebilir. Toplumda yaşanan değişimleri an­lamak ve anlamlandırmak için kullanılan teoriler ise sosyal bilimcinin bakış açı­sına veya kullandığı yönteme göre şekillenebilmektedir. Kimi sosyal bilimciler toplumda yaşanan dönüşümleri bir “ilerleme” olarak kavramaya yatkınken kimi­si de toplumsal yapı içindeki özellikle çatışmacı unsurların birbirleriyle etkileşim­lerinden doğan diyalektik bir yöntemle toplumsal değişme ve dönüşümü izah et­meye çalışabilmektedir. Toplumda yaşanan değişimlerin uzun dönemde sergile­diği tavırları göz önüne alarak bunları paradigmatik bir bakış açısıyla anlamlan­dırmaya çalışan sosyal bilimciler de vardır. Örneğin Batı toplumlarının bilimsel buluşlar ve teknolojilerle yeni bir yöne doğru evrilmesi bir “ilerleme” biçiminde anlaşılacağı gibi, aynı dönemdeki toplumsal değişme feodalizmden kapitalizme geçiş şeklinde paradigmatik bir dönüşüm şeklinde de çözümlenebilir. Ya da ay­nı toplumsal dönüşüm, feodalizm içindeki çatışan unsurların yeni toplumsal ya­pılar oluşturduğu diyalektik bir yöntemle de kavranabilir. Kısacası, “toplumsal değişim”, toplumu oluşturan yapıların ve ilişkileri doğasında, bireylerin toplum­sal davranışlarını etkileyen bileşenlerde ya da toplumsal kurumların niteliklerin­de yaşanan değişmeleri ifade eder.

“Toplumsal tabakalaşma” da toplumdaki değişik katmanlar arasındaki ilişkile­rin tasnif edilmesini içerir. Ancak “toplumsal tabakalaşma”, öncelikle bir “toplum­sal yapı” gerektirir. Toplumsal yapı olmadan toplumsal tabakalaşmadan söz etmek mümkün değildir çünkü toplumsal tabakalaşmaya anlamını veren husus, toplum­sal yapıdır. Bu anlamda toplumsal tabakalaşma, toplumsal yapı içindeki eşitsiz ilişkileri inceler. Dolayısıyla tarih boyunca toplumsal tabakalaşma ve toplum için­de farklılaşma yaşamamış bir toplum bulmak zor olduğu kadar, toplumsal yapı içinde zamanla yaşanan değişmelerle de toplumsal tabakalaşmanın dönüştüğüne şahit olmak da mümkündür. Toplumsal tabakalaşmanın ortaya çıkmasına yol açan eşitsizlikler ise toplumsal yapı içindeki statülerin, rollerin, otorite araçlarının, eko­nomik kaynakların paylaşımının veya genel toplumsal refahın bölüşümünün, hat­ta kadın-erkek veya yaşlı-genç gibi kategorilerin ortaya çıkardığı eşitsizliklerdir. Kı­sacası toplumsal tabakalaşma, toplumda yapısal bir hâle gelmiş eşitsizlikleri ve farklılaşmaları inceleyen sosyolojik bir tanımlamadır.