TOPLUMSAL KONTROL VE HUKUK

TOPLUMSAL KONTROL VE HUKUK

 

Toplumsal kontrol, kişilerin ya da toplumsal grupların toplumsal düzenin gerekle­rine uygun biçimde davranmalarını sağlamaya yönelik düzenlemeleri ifade eden bir kavramdır. Toplumsal kontrol, grup veya toplumun, kişinin davranışlarını sınırlan­dırması ve bu sınırlandırma yoluyla toplumsal değerleri ve normları benimsemesi­nin sağlanması demektir. Toplumsal kontrol mekanizması sayesinde kişiler, toplu­mun ortak değer ve kurallarına uygun davranışlarda bulunmaya zorlanmış olurlar.

Bir toplumun normlarına uyumu sağlama süreci olarak toplumsal kontrolün yokluğu halinde, bir toplumun veya toplumsal sistemin varlığını sürdürmesi müm­kün olamaz. Günlük yaşamımızda, toplumsal kontrolün birçok örneği ile karşılaşı­rız; sınıfta ders işlenirken veya soru sorarken belli davranış kurallarını dikkate alı­rız; arabamızı yolun sağından süreriz, kırmızı ışıkta dururuz, bankaya girdiğimizde, orada bulunan görevlilerin bize yardımcı olacağını biliriz. İşte bütün bunlar, top­lumsal yaşamı mümkün kılar. Toplumsal hayatta bazı kural dışı sapkın davranış ör­neklerine rastlanmakla birlikte, gerçekten birçok insanın toplumsal normları bü­yük ölçüde benimsediği, bunlara uygun tarzda davrandığı ve rollerini oynadığı gö­rülür. İnsanlar, ancak beklendiği gibi veya gerektiği gibi davranmadıkları zaman, toplumsal kontrol sürecinin ve mekanizmalarının farkında olurlar. Toplumsal kon­trol süreci, genellikle çok da farkında olmaksızın sessiz sedasız gerçekleşir. Ancak, toplumsal normlardan sapma söz konusu olduğunda toplumsal kontrol aşikâr bir hâle gelir. Böyle bir durumda gösterilecek tepkiler, kaş çatmaktan, azarlamaya, suçlamaya ve polis çağırmaya kadar uzanabilen bir çeşitlilik gösterir. Toplumsal kontrol baskısını açık bir şekilde hissetmek için bir normun kasıtlı şekilde ihlâli ye­terli olur. Örneğin, söz almaksızın sınıfta konuşmaya başlayan öğrenci, dersin öğ­retmeninden veya öğrencilerden gelen imalı bakışlar karşısında toplumsal kontro­lün gücünü ve baskısını net bir şekilde hissetmeye başlar. Bütün bunlar, toplum­sal normlara uyumu şekillendirmeye yönelik tutum ve davranışlar olarak insanla­rın karşısına çıkar (Turner, 1978: 183).

İnsanlar, toplumsal yaşamın düzenli olmasını; kişilerin gerek birbirleriyle, ge­rek toplumla ilişkilerinin bir düzen ve güven ortamı içinde gelişmesini arzu ederler. Aksi takdirde, toplumsal yaşam, insanlar için özlenen bir hayat olmaktan çıkar, hatta olanaksızlaşır. Herkes, kendisini can ve mal güvenliğinden yoksun olarak görmeye başlar. Bu da çeşitli huzursuzluklara yol açar. Toplum yaşamının bir dü­zen içinde akıp gitmesi, kişilerin gerek birbirleriyle, gerek doğrudan doğruya top­lumla olan ilişkilerinde uyacakları birtakım değerlerin, kuralların ve kurumların varlığını gerektirir.

Belirli bir toplumda, en genel ve soyut düzeyde, doğruluk, namus, başarı, da­yanışma gibi değerler bulunur. Değerler, nelerin iyi, güzel ve doğru; nelerin kötü, çirkin ve yanlış olduğunu gösteren ölçütlerdir. Değerler, kişisel ve toplumsal yaşa­mın düzenini sağlamak amacıyla normlara dönüşürler. Toplumsal değerler daha geniş kapsamlı ve soyut; toplumsal normlar ise daha dar kapsamlı, değişken ve so­muttur. Değerler, normların oluşması için genel çerçeve niteliğindedir. Değerlerin toplumsal hayatta etkinlik kazanmaları, normlar sayesinde mümkün olur. Toplum­sal normlara örnek olarak, din kurallarını, ahlâk kurallarını, hukuk kurallarını, gör­gü kurallarını, örf ve âdetleri verebiliriz. Bu kuralların toplum yaşamına uygulan­ması ise, toplumsal kurumlar yoluyla olur. Toplumsal kurumlar, toplumun yapısı ve temel değerlerinin korunması bakımından zorunlu sayılan, nispeten sürekli ku­rallar topluluğudur. Aile, devlet, din, ekonomi, hukuk ve eğitim kurumları, top­lumsal düzeni sağlayan temel toplumsal kurumlardır. Bu kurumlar, belli bir top­lumda hangi davranışların ya da ilişkilerin arzu edildiğini ve hangilerinin arzu edil­mediğini toplumsal kurallarla belirler.

Toplumsal kontrol hakkında detaylı bilgi edinmek için Mehmet T. Özcan’ın “İlkel Toplum­larda Toplumsal Kontrol” (1998) başlıklı kitabına bakınız.

Resmî ve resmî olmayan kurallar, toplum kültürünün normatif yapısını oluştu­rur. Nelerin doğru, nelerin yanlış olduğu ve nasıl yapılmaları gerektiği konusunda ortak bir anlayış olmadığı takdirde, toplumsal ilişkilerin kurulması imkânsız hale ge­lir. Her insan, belli bir davranışta bulunurken karşısmdakilerden neler beklediğini ve kendisinden neler beklendiğini düşünerek hareket eder. Bu beklentilerin olma­dığı yerde ise, insan ve toplum yaşamı kargaşa ve belirsizlikler içinde kalır. Toplum­sal kurallar, toplum içindeki davranışlarımızın nasıl olacağı hususunda birtakım di­rektifleri içerir; emir ve yasaklar koyarak, neleri yapmak ve nelerden kaçınmak zo­runda olduğumuzu bildirir. Böylece, toplum yaşamına düzen ve istikrar getirir.

Bizi, belli bir davranışta bulunmaya veya yasaklanan davranışlardan kaçınmaya zorlayan önemli etkenlerden birisi, herhangi bir yaptırımla karşılaşmak korkusudur. Yaptırımları, içeriklerine ve uygulanış biçimlerine göre ayrı ayrı sınıflandırabiliriz.

İçeriklerine göre yaptırımlar; fizikî yaptırımlar, ekonomik ve toplumsal yaptı­rımlar olarak üç gruba ayrılır:

  1. Fizikî yaptırımlar; olumsuz yönde uygulandıklarında, gözaltına alınma, tutuklanma, ceza evine gönderilme, dayak yeme ve ölüme mahkûm edilme gibi şekillerde görünür. Olumlu yönde uygulandıklarında ise, en güzel yiye­cekler, gezme dolaşma özgürlüğü, masrafı karşılanan tatiller ve hediyeler gi­bi şekiller alır.

Normatif: İnsan ilişkilerini ve davranışlarını, toplumsal bir ideale, değere ve norma göre düzenleme, bir standart oluşturma.

 

 

  1. Ekonomik yaptırımlar; para cezası, tazminat ödeme, mala el konulması, ekonomik boykot, işten çıkarılma, terfinin geri alınması gibi olumsuz şekil­lerinin yanında; taltif, prim, terfi, edebiyat, bilim ve spor ödülleri gibi olum­lu yaptırımları içerir.

 

  1. c) Toplumsal yaptırımlara ise; grup dışına atma, aforoz etme, karantinaya alma, kınama, ayıplama, alay etme gibi olumsuz; toplumsal saygınlık, ma­dalya, nişan ile taltif, plaketle onore, ün kazanma, anılma, özel bir çevreden itibar görme gibi olumlu örnekler verilebilir.

Tutuklanma fiziksel  yaptırımlara; para cezası ekonomik yaptırımlara; grup dışına atma ise toplumsal yaptırımlara verilebilecek örneklerdendir

.

 

Yaptırımları uygulanış biçimlerine göre de üç gruba ayırabiliriz; hukuksal yap­tırımlar, yaygın toplumsal yaptırımlar ve psikolojik yaptırımlar olarak.

  1. Hukuksal yaptırımlar; toplumsal bakımdan düzenlenmiş yaptırımlardır. Toplum tarafından bazı grup, kurum ve kişilere, normlara uygun bir biçim­de davranılıp davranılmadığını saptama ve buna göre gereken yaptırımları uygulama yetkisinin verilmesiyle anlam kazanır. Mahkemeler, ceza evleri ve karakollar gibi örgütsel yapılar ile hâkimler, polisler, jandarmalar ve gardi­yanlar gibi kişiler, kurallara uyulmasını sağlayacak yetkilerle donatılmıştır. Bu tür yaptırımların arkasında devletin örgütlü gücü vardır.
  2. Yaygın toplumsal yaptırımlar; doğrudan doğruya grubun kendisi tarafın­dan, araya birtakım kurum ya da kişiler girmeksizin uygulanır. Linç etme, öl­dürme, hırpalama, kulak bükme, ekonomik boykot, ihraç, küçümseme gibi olumsuz; kutlanma, başarı ve ün kazanma gibi olumlu durumlar bu tür yap­tırımlar arasında yer alır.
  3. Psikolojik yaptırımlar; kişiye başkaları tarafından uygulanmaz. Kişi, bir anlamda kendini cezalandırır. Suçluluk duygusu ve pişmanlık, bu tür yaptı­rımların olumsuz; hoşnut olma ve mutluluk duyma ise olumlu yönleridir. Yaygın toplumsal yaptırımlar ile hukuksal yaptırımları, bir diğer kişi, grup veya örgüt uygularken, psikolojik yaptırımları kişinin kendisi uygular. Kişi­ler, benimsedikleri ortak normlara uydukları zaman huzur duyarlar. Bu normlara aykırı davrandıklarında ise, pişmanlık duygusuna kapılırlar.

Aslında yapılan sınıflamaların hepsi yapay kalmaktadır. Sınıflama yapmamızın amacı, konunun anlaşılmasını kolaylaştırmaktır. Aslında hukuksal, psikolojik, fizi­kî, toplumsal, ekonomik yaptırımların hepsi toplumsal niteliklidir. Çünkü, toplum­sal sistem içinde üretilmiş ve öğrenilmiştir.

Toplumsal kurallara uymayı sağlayarak toplumsal kontrolü gerçekleştiren tek faktör yaptırımlar değildir. İnsanlar, toplumsal kuralların haklılığına ve doğruluğu­na içten bir şekilde inanmışlarsa, diğer bir deyişle normları içselleştirmişlerse, ken­diliğinden, herhangi bir zorlama olmadan da kurallara uyarlar. Bu da toplumsallaş­ma süreciyle olur. Bu süreçte kişiler, doğumlarından ölümlerine kadar geçen za­manda toplumun değerlerini ve kurallarını öğrenip benimserler.

Toplumsal sistem açısından hayati bir öge olan toplumsal kontrol, farklı meka­nizmalarla gerçekleşen bir süreçtir. Turner’den hareketle, esas olarak şu beş meka­nizmadan söz edebiliriz (Turner, 1978: 183-187).

  1. a) toplumsallaşma, b) toplumsal yaptırımlar, c) grup baskısı, d) örgütsel kapama ve sınırlandırma e) kurumsallaşma.
    1. Toplumsallaşma sürecinde; toplumun önem verdiği değerleri, inançları ve ka­naatleri; rollerimizi oynayabilmek için gerekli olan kişiler arası becerileri; farklı sta­tüler işgal etmemizi etkileyen faktörleri öğreniriz ve diğerlerinin değerlendirmeleri­ne dayalı olarak benlik bilincimizi kazanırız. İçinde bulunduğumuz kültürün değer­lerini ve inançlarını benimserken, aynı zamanda toplumun diğer fertleriyle dünyayı benzer şekilde algılamaya ve görmeye başlarız. Nelerin doğru, nelerin yanlış oldu­ğu konusunda bir fikir birliğine ulaşırız. Hiç kuşkusuz toplumsallaşma süreci, en önemli toplumsal kontrol mekanizmalarından birisidir. Bu süreç, etkin ve sağlıklı bir şekilde işlemediği takdirde mevcut normlardan sapmalar vuku bulabilecektir.
    2. Toplumsal yaptırımlar, toplumsal normlara uygun davranan kimselere veri­len ödüller ve söz konusu normlara aykırı tutum ve davranış sergileyenlere karşı gösterilen ayıplama, kınama ve cezalandırma gibi tepkilerdir. Toplumsal yaptırım­lar, resmî nitelikte olabileceği gibi, gayri resmî karakterde de olabilir. Aslında gün­lük yaşamamızda yüz yüze geldiğimiz birçok yaptırım, informel nitelikte olup bun­ları etkileşim sürecinde kazanırız. Örneğin, sert bir ses tonuyla yanıtlama ve karşı- mızdakine gülümseme gibi hal ve hareketler, informel yaptırım örnekleridir.

Toplumsal kontrolün sağlanmasında formel yaptırımlar da önemli bir yere sa­hiptir. Formel yaptırımlar, ödül ve ceza vermenin kalıplaşmış ve örgütlenmiş tarz­larıdır. Kişilere bir madalya, nişan veya başkaca bir armağan verme, mezuniyet diploması ve belgesi takdim etme, birer pozitif formel yaptırım örneği iken; her­hangi bir kimseyi bir hapishaneye veya akıl hastanesine kapatma, para cezasına veya tazminata mahkum etme, ehliyetine el koyma ise birer negatif formel yaptı­rım örneği oluşturur. Toplumsal yaşamda uyumu ve düzeni sağlamak için toplum­sallaşma süreci ve informel yaptırımlar yetersiz kaldığı zaman negatif formel yap­tırımlara duyulan ihtiyaç artmaya başlar. Ciddi ölçülerde iç çatışma ya da karışıklık yaşayan toplumlar, daha ileri boyutlarda negatif formel yaptırımlara başvurmak zo­runda kalırlar. Örneğin, istikrarsız totaliter rejimlerde polis ve jandarma gibi güven­lik güçleri, toplumsal kontrolü sağlamanın en önemli araçları haline gelirler.

  1. Toplumsal kontrolün sağlanmasında toplumsal grup baskısı da işlevsel olan bir diğer mekanizmadır. Kişiler arası etkileşimlerin büyük çoğunluğu aile, akran, arkadaş, sınıf ve iş yeri grupları gibi topluluklar içinde gerçekleşir. Böylesi gruplar, kendi üyeleri üzerinde büyük bir etkiye ve uygulayabilecekleri etkin informel yap­tırımlara sahiptirler. Ancak, grup üyelerinin genel olarak toplumsal normlara ve özel olarak da grup normlarına gösterecekleri uyumun derecesi, grup üyeliğine ve mensubiyetine atfettikleri öneme göre değişir.
  • Başka bir toplumsal kontrol mekanizması da örgütsel kapama veya sınırlan­dırmadır. Sapkın davranışta bulunanlar, hapishane ve akıl hastanesi gibi özgül or­ganizasyonların içine kapatılarak toplumsal çevreden uzaklaştırılır. Bu tür örgütler, modernleşme süreciyle gelişen mekanizmalar olup sapkınları kontrol altında tut­maya dönüktür. Bunlar, negatif formel yaptırımların uç örnekleridir. Burada amaç, sapkınları bir yandan cezalandırmak veya yeniden toplumsallaştırmak iken, aynı zamanda toplumun geri kalan kısmını onlardan korumaktır. Diğer toplumsal kon­trol mekanizmalarının işlemediği durumlarda örgütsel kapamalar gündeme gelir.

 

 

 

 

 

  1. e) Kurumsallaşma, toplumsal etkileşimin kalıplaşmasına veya yapılaşmasına işaret eder. Toplumsal etkileşimler, normları açık bir şekilde bilinen örgütlenmiş statü pozisyonları çerçevesinde vuku bulduğunda, kişilerden beklenen rol davra­nışları belirgin ve net olduğunda, toplumsal ilişkilerin ve etkileşimlerin kurumsal­laşmış olduğundan söz edilir. Evde, okulda ve iş yerinde geçen toplumsal yaşamın büyük bir kısmı kurumsallaşmıştır. Böyle bir durumda, bizden ne zaman, nerede, ne tür davranışlar beklendiğini açık bir şekilde bilir ve hissederiz. Bu sayede de toplumsal yaşamda sapmaya yol açabilecek gerilimlerden, çatışmalardan ve karı­şıklıklardan uzak kalınmış oluruz.

Buraya kadar anlatılanlardan toplumsal kontrol kavramının esas olarak iki te­mel anlamda kullanıldığı söylenebilir:

  • Toplumun kendini düzenleme kapasitesi olarak toplumsal düzene katkıda bulunan ve toplum halinde yaşayan kimseleri uyum göstermeye yönelten tüm düzenlemeleri ve uygulamaları ifade eder.
  • Bireylerin toplumsal yaşama uyum sürecinde gösterdikleri sapkın davranış­ları tanımlamak veya bu tür davranışları nitelendirmek üzere başvurulan bir terime işaret eder.

Toplumsal kontrolü, daha çok topluma uyum gösterme süreci olarak ele alan­lar, toplumsallaşma sürecini temel bir toplumsal kontrol mekanizması olarak gö­rürler. Bu görüştekiler ya da böylesi bir yaklaşımı benimseyenler, yaygın toplum­sallaşma sürecini daha fazla vurgulama eğilimi gösterirler. Toplumsal kontrolü, sapkın davranışlara karşı gösterilen toplumsal tepki veya uyumlulaştırma süreci olarak görenler ise, toplumsal kurallar ve kurumlar yoluyla sağlanmaya çalışılan uyum sürecinde “cebr”in ya da “zor”un rolünü vurgularlar (Yücel, 2004: 63). İlk yaklaşım, vurguyu daha ziyade değerlerin ve normların içselleştirilmesi sürecine koyarken; ikinci yaklaşım, resmî örgütler ve hukuk kuralları aracılığı ile uygula­nan dışsal baskıyı öne çıkarır. Modern toplum şartlarında giderek farklılaşan ve karmaşıklaşan toplumsal yaşam alanlarında, devasa hiyerarşik örgütsel yapılarda, toplumsal kontrolün sadece toplumsallaşma sürecinde aktarılan toplumsal norm­lar ve yaptırımlar ile sağlanması mümkün olamaz. Polis, jandarma, mahkeme, ka­
rakol, ceza evi ve icra dairesi gibi resmî organizasyonlara ve zorlayıcı özelliği bas­kın olan hukuk kurallarına ve mekanizmalarına olan ihtiyaç hiç kuşkusuz artabi­lecektir. Aslında insan toplulukları, eskiden beri otorite olgusuna ve toplumsal di­sipline sahip olmuştur. Eğer bir kimse, kendi toplumunun veya grubunun stan­dartlarından büyük ölçüde sapıyorsa, kendi etkinliklerini diğerleriyle uyumlu bir tarzda yürütmeyi veya koordine etmeyi reddediyorsa, mensubu olduğu grup, ör­güt veya toplum, ona karşı zorlayıcı gücünü kullanma yoluna gidecektir. Bireyle­rin tutum ve davranışları, verilen ödül ve cezalar yoluyla kuşatılıp çerçevelene- cektir (Ellwood, 1910: 577).

Modern toplumda toplumsal kontrolün sağlanmasında formel ve informel yaptırımların yerini tartışınız.

Hukuk, bireysel davranışların toplumsal kontrolüne ilişkin başlıca araçlardan birisidir. Ancak hukuk, sıradan bir araç olarak değil, belki de en önemli araç ola­rak görülmelidir. Çünkü hukuk, bireylerin dış dünyaya yansıyan eylemleriyle ilgi­li olup arkasında toplumun tüm zorlayıcı gücünü taşır. Her grup veya örgütün, kendi üyeleri üzerinde sınırlandırma gücü bulunmalıdır ki toplumsal kontrolü ger­çekleştirerek kendi varlığını sürdürebilsin ve işlevlerini yerine getirebilsin. Bu sı­nırlama ya da kontrol etme ihtiyacı, grup ne kadar büyük ve kaumaşıksa, o ölçüde büyük ve karmaşık bir nitelik kazanır. Bundan dolayıdır ki hukuk yoluyla zorlama ve sınırlama çok büyük ölçülerde bir gereklilik haline gelir. Toplumsal evrim süre­cinde hukukun giderek önem ve ağırlığı artmaktadır. Toplumsal yaşam dünyasın­daki her yeni durum, hukuk yoluyla uygulanabilecek toplumsal kontrol mekaniz­malarını gerektirmektedir (Ellwood, 1910: 578). Örneğin, büyük ölçekli şirketlerin oluşumu, bunların doğurduğu tekellerin ve kartellerin insan yaşamına katılması, anti tekel yasalarını, rekabet ve sermaye piyasası kurulları gibi, düzenleyici kurul­ları yaratmış, tüketici kanunlarını ve mahkemelerini zorunlu kılmıştır.

Ayrıca, diğer toplumsal düzen kuralları ve yaptırımlarıyla kontrol altına alına­mayan çok ciddi sapkınlık vakaları, formel bir toplumsal kontrol sistemini ve bu çerçevede bir ceza adalet sistemini gerektirebilir. Böyle bir adalet sistemi, çok çe­şitli tedbirlere ve cezalara başvurabilen mahkeme, hapishane, savcı, yargıç, polis, infaz koruma memuru gibi örgüt ve görevlileri, hapsetmekten gözetim altında bu­lundurmaya kadar uzanan çeşitli ceza ve tedbirleri içerir. Böylesi bir sistemin kap­samı ve niteliği, içinde yer aldıkları toplumsal sistemin ekonomik, siyasal ve kültü­rel şartlarına göre farklı olabilecektir (Macionis ve Plummer, 2005: 435). Çünkü her toplum ya da kültür, uygun davranışın ne olduğunu belirleyen, farklı değerler ve normlar geliştirir. Bu kuralların ne ölçüde formalize olacakları, resmî veya hukuk­sal nitelikte bulunacakları, yaptırımlarının ne denli zorlayıcı ve örgütlü olacağı, ta­mamen içinde bulunulan koşullara göre şekillenecektir.

Bazı sosyologlar, toplumsal normlardan sapan davranışlara her yerde ve za­manda rastlanabileceğini belirterek, bu tür davranışların hangi amaca hizmet ede­bileceğini sorgularlar. Bunlardan biri de, modern sosyolojinin kurucularından Emi­le Durkheim’dir. Durkheim, sapkın olarak kınanan veya cezalandırılan davranışla­rın, gerçekten toplumun uyumlu bütünlüğünü sürdürmeye katkıda bulunacağını ileri sürerek bu katkıları şöyle sıralar (Kimmel ve Aronson, 2011: 158):

  1. Sapkın davranış, kültürel değerleri ve normları doğrulayıp teyit eder. Neyin yanlış olduğunu tanımlamaksızın doğrunun ne olduğunu bilemeyiz. Şeytan ya da kötü olmaksızın iyi olamaz, suç olmaksızın adalet olamaz. Ahlakiliği tanımlamak ve sürdürmek için sapkın davranışa ihtiyaç duyulur.
  2. Sapkın davranış, ahlaki sınırları açıklığa kavuşturur. Herhangi bir kuralın ihlâl edildiğini görmedikçe o kuralın ne olduğunu gerçekten bilemeyiz. Sap­kın davranış, toplumların iyi ile kötü, doğru ile yanlış arasında net bir ayrım yapmasına imkân verir. Bu hususta herhangi bir net ve açık ayrım yoksa, toplum kuralsızlık veya anomi mağduru haline gelir.
  3. Sapkın davranış, grup dayanışmasını güçlendirir. Bir kimse, önemli bir sap­kın eylem yapmaya teşebbüs ettiğinde, diğerleri kolektif bir öfkeyle tepki gösterirler. Sapkına karşı gösterilen bu tepki, onları birbirine bağlayan ahla­kî bağları bir kez daha hatırlatıp teyit etmiş olur.
  • Sapkın davranış, aynı zamanda toplumsal değişmeyi teşvik eder. Bir toplum­sal kuralı ihlâl eden kimse, aslında ihlâl edilen kuralın nihayetinde önemli olup olmadığı hususunda bizi endişeye sürükler. Bütün sapkınlar, ahlaki sı­nırları zorlayarak statükoya alternatifler sunarlar. Ayrıca, bugünün sapkınlı­ğı yarının ahlakiliği olabilir; otoriter veya totaliter rejimlerde siyasi suçlu ola­rak hapishanelere kapatılanların, rejim ve anlayış değişikliğine bağlı olarak salıverilerek toplumda saygın kimse olarak karşılık görmelerinde olduğu gi­bi. Sapkın davranış, toplumsal bakımdan yararlıdır. Çünkü o, bir yandan bi­ze normal olduğumuzu hatırlatırken diğer yandan kimin farklı ve sapkın ol­duğunu ortaya koyar.