Toplumsal Değişme ve Hukuk

Belirli bir tarihî dönemde; doğada, toplumda ve insanda gözlenen başkalaşmalar veya farklılaşmalar, “değişme” kavramıyla ifade edilir. Değişme, öncekinden farklı duruma geçiş anlamına gelir. Toplumsal değişme ise toplumsal ilişkilerde, toplumsal kurumlarda ve toplumsal yapıda meydana gelen farklılaşmaya işaret eder. Toplumsal değişme, her toplumun temel özelliğidir ve devamlılık gösterir. Bu süreç, hukukun da bir parçasını oluşturduğu toplumsal sistemin bütün öge- lerinde gözlenebilen bir oluşumdur. İnsanın doğa, diğer insanlarla ve toplumla olan ilişkileri ve bu ilişkilerin değişmesi, toplumsal yapının bütünlüğü içinde şe­killenir. Başka bir anlatımla, kişiler ve gruplar arasında yaşanan ilişki ve etkile­şimler, toplumsal bir bütün ve tarihî bir süreç içinde ortaya çıkar. İnsanlar, kar­şılıklı ve sürekli etkileşimler sonucu, zamanla yeni değerler, normlar, inançlar, kurallar, kurumlar ve yönetim biçimleri yaratırlar.

Tarihsel süreçte insanlar, avcılık ve toplayıcılıktan tarım toplumuna, sanayi top­lumuna ve sanayi ötesi toplum aşamalarına ulaşmışlardır. Değişme hızı, toplum­dan topluma, zamandan zamana farklılık gösterir. Geleneksel toplumlarda değiş­me daha yavaş bir şekilde olurken, çağdaş toplumlarda daha hızlı bir biçimde ger­çekleşir. Dünyada, değişmeden varlığını sürdüren bir toplum yoktur. Değişme, ba­zı toplumsal sorunlara çözüm getirirken, beraberinde birtakım sorunlara da yol açar.

Geçmişte, toplumların ve kültürlerin evrimi, olağan dışı dönemler bir yana bı­rakılırsa, bir insanın yaşamı boyunca algılanabilecek hızda ve yoğunlukta değildi. Bugün ise bütün insanlar, önemli toplumsal ve kültürel dönüşümleri gündelik ha­yatlarında yaşamaktadırlar. Bundan dolayı da toplumsal değişme, sosyolojinin çok önemli bir konusu hâline gelmiştir. Bu açıdan hukukun incelenmesi ilginç bir örnek olabilir. Başlangıçta hukukun başlıca kaynağı örf ve âdetlerdi. Örf ve âdet­ler, önceleri sözlü olarak yaşatılırken, zamanla yazılı hale geldi. Tarihi süreçte, ya­salar ve yargıç kararları da hukukun birer kaynağı olmaya başladı. Toplumun mo­dernleşmesine bağlı olarak, sadece örf ve âdetlere dayalı hukuk anlayışı, ihtiyaç­lara cevap veremez duruma geldi. Yasa, tüzük, yönetmelik ve mahkeme kararla­rı gibi yeni kaynakların yaratılması zorunlu oldu. Eskiden yasa, tüzük ve yönet­melikler, değişmeden uzun süre uygulanabilirken; günümüzde yeni hukuk kural­larının sayısı günden güne artmakta, eski kural ve kararlar da daha sık gözden ge­
çirilmektedir. Günümüzde, giderek hızlanan ve yoğunlaşan küreselleşme sürecin­de; ulusal sınırlar dahilinde modern devlet eliyle yapılan hukuksal düzenlemeler ve uygulamalar yetersiz kalmakta, uluslararası ve uluslar ötesi ölçekte ortaya çı­kan hukuksal kurallar ve pratikler, giderek tüm ülkelerin hukuk düzenlerinde cid­di sonuçlara yol açmaktadır.