Toplum Tanımları

601

 

Sosyoloji, kendisine inceleme alanı olarak “toplum”u seçen bir bilimdir. Benzetmek gerekirse onun on ikideki hedefi toplumdur. Bu nedenle öncelikle açıklaması gereken toplum kavramıdır. Demek ki sosyoloji bir parçalar biliminden çok, toplum adı verilen varlığın (bütünün) kanun ve teorilerini bulmayı kendine konu edinir.
Her bütün birtakım parçalardan oluşur. Toplum da bir bütündür ve o da birtakım parçalardan oluşmaktadır. Bu parçaların ahenkli ilişkisi sonucunda toplum adı verilen varlık oluşur. Görevi toplum adını taşıyan bütünü incelemek ve bu bütüne ait kanun ve teorilere varmak olan sosyolojinin, toplumla ilgili genellemelere varabilmesi için, bu ana bütünü parçalara ayırması ve parçaların işleyiş kanunlarından yola çıkması zorunludur.
Bu aşamada “toplum nedir, parçaları nelerdir, bu parçalar arasındaki ilişkiler nasıl cereyan etmektedir” soruları karşımıza çıkmaktadır.
Bir şeyin “ne olmadığını” söylemek, “ne olduğu”nu tanımlamaktan kolaydır. Toplum, kendisini meydana getiren fertlerin bir aritmetik toplamı değildir. Fert toplumun bir üyesi olduğu vakit nitelik değiştirir. Fert sosyal bir grubun üyesi olduğu vakit grubun standartlarının etkisi altına girer ve standartlarını içinde yer aldığı grubun (makro düzeyde belli bir toplumun) standartları ile dengeler. O artık, tek başına bir kişinin niteliklerine sahip değildir. Toplumun bir parçası olarak ondan etkilenmiştir.
Her sosyolog toplumu kendi sisteminin merkezine koyduğu sosyal süreç oluşumundaki kavramlar (olay ve olgular) veya fonksiyonlarla tanımlamış ve açıklamıştır. Bu nedenle sosyologlar arasında toplum tanımlarında birtakım farklılıklar vardır. Mesela, Sorokin toplumu bir “sosyo-kültürel yapı” olarak görür ve açıklamalarını buna göre yapar. Ona göre “toplum manevi kültür (anlamlar, değerler, normlar), maddi kültür (bio-fiziksel araçlar) ve toplumsal ilişkiler (anlamlı etkileşim) bütünüdür.”  Parsons ise, aralarında herhangi bir etkileşim olan insan topluluğunu uzun süreli yaşamak şartıyla toplum olarak tanımlamaktadır. Ona göre “toplum, uzun süreli var olmanın temel fonksiyonel gereklerini kendi kaynaklarından alan bir toplumsal sistemdir.  Niklas Luhman da Parsons’un tanımına paralel “toplum kendi kendine yeterli (otarşik), bağımsız ve geniş sosyal sistemdir”  demektedir. Marcel Mauss ise toplumun şu üç özelliğini öne çıkarır:

     Belli bir mekâna,
     Kendine özgü ekonomik, hukuki, dini ahlaki ve estetik kurumlara,
     Geçerli yazılı hukuk sistemine sahip olma.

Bu özelliklerden hareketle o toplumu “birçok alt sosyal grubu kapsayan, yazılı hukuk sistemine sahip, belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan, kendi kendine yeterli, sürekli insan grubu”  olarak tanımlamaktadır. Berelson ve Steiner’e göre “toplum, belli bir fiziksel yeri olan, varlığını uzun zaman sürdüren ve bir hayat şeklini paylaşan ve kendi kendinisini devam ettiren insan topluluğudur.”  Marion Levy de, bir insan grubunun toplum olarak nitelendirilebilmesi için dört özelliğin bulunması gerektiğini söyler. Ona göre toplum:

    Bir insan ömründen daha uzun olmalıdır.
    Yeni üyelerinin hiç olmazsa bir kısmını cinsel birleşmeyle çoğalarak sağlamalıdır.
    İnsanlar ortak ve karmaşık bir eylem sistemine sadakat göstermek-te birleşmelidir.
    Bu eylem sistemi kendi kendine yeterli olmalıdır.

Burada kendi kendine yeterlilik şartı, aynı zamanda bir toplumun toplum olabilmesi için, belli bir ölçüde dış güçlerden bağımsız; özerk (kendi kendini yöneten) bir niteliğe sahip olma şartını da içermektedir.  Marx ve Dahrendorf ise “toplumu uzlaşmaz sınıfların çatışmaları sonunda belirlenen bir etkileşim süreci”  olarak görürler. Ancak Marx’da sınıfların çatışması sonucu (tez-antitez) birinin diğerini ortadan kaldırması suretiyle yeni bir yapıya (senteze) geçilirken, Dahrendorf’da sınıfların birbirlerini ortadan kaldırması gerekmez. Ona göre çatışmayı düzenleyen kurumlar vasıtasıyla sınıflar arası bir dengeye varılır ve sürekli çatışma halinde bir toplumun bütünlüğü korunur.  Toplumu kurumlardan oluşan bir bütün olarak tanımlayanlar için “toplum insan davranışlarını düzenleyen sosyal kurumların meydana getirdiği bir sistemdir”. Bu yaklaşıma göre “toplum, eylem ve ilişkileri belli kurallara bağlanmış insanlar topluluğu” olmaktadır. Bu görüşe göre, bir arada olan insanların eylem ve etkileşimleri, ancak belli kurallara uygun olarak meydana geliyorsa toplum ortaya çıkmaktadır.
Bu tanımları sosyolog sayısınca çoğaltmak mümkündür. Ancak mevcut tanımlara, onları da göz önünde bulundurarak yeni birisini ilave ettiğimizde: “Toplum, az veya çok (göreli) bir kararlılığa sahip, belli bir hedef ve amaca ulaşmak için organize olmuş insan grubu” olarak tanımlanabilir. Bu tanımı biraz daha genişletecek olursak: “Toplum, insanın muhafaza ve gelişmesine yönelik belli amaçları, sosyal süreçler yardımı ile uygun zaman ve zeminde gerçekleştiren, kendi kendine yeterli grup ve kurumların bir bütünüdür.”  Veya: “Toplum insan ömründen uzun yaşayan, göreli bir kararlılığa sahip olan ve kendi kendini devam ettiren bir insan topluluğudur.”
Görüldüğü gibi toplum, kurumsal olarak tespit ve tayin edilmiş amaçların elde edilmesine yönelik bir grup bütünleşmesi şeklinde ifade edilmektedir. Bu bütünleşme olgusu belli süreçler sonucunda oluşan; tipleşen ve modelleşen bir olgudur. Grup ve kurumların amaç farklılıkları ve ihtilafları bu süreçte ortaya çıkmaktadır. Bu ihtilaflar grup ve kurumlara hareketlilik kazandırır (sosyal değişme) ve böylece insanın ve toplumun bir yandan muhafazasını temin ederken, diğer yandan gelişmesini sağlar. Diğer bir ifade ile, kurumsal olarak tespit ve tayin edilmiş amaçların elde edilmesi için sürekli olarak sarfedilen faaliyetler esnasında kişilerin ve toplumun, gruplar ve kurumlara dayalı amaç, ihtilaf ve çatışmaları ortaya çıkmakta, bu durum insanın gelişmesini ve de toplumun gelişmesini sağlamaktadır.
O halde toplum, pür hususi ve aynı zamanda daha yüksek, belirli bir zümreyi aşan bir anlama sahiptir. O farklı şekillerdeki “beşeri hayatın gerektirdiği belli şartları topluca yerine getiren muhtelif gruplar halinde organize olmuş insanların bir bütünü”dür.