Thomas Mann – Mario ile Sihirbaz

Thomas
Mann – Mario ile
Sihirbaz

Toplu
Öyküler II

Yavrucağın
Şarkısı
(Gesang vom Kindchen)

Kapıdan kapıya hoş görünür manzara

Şair miyim? Bilmiyorum

Denk görüyorum kendimi (…) bazı ozanlarla

Zira vicdan bana hep nesrin anlamı ve
devası olarak göründü

Bir halk bilir mi acaba, hangi sona
kalkıştığını,

Zira hepimiz aletiz.

Tristan
ile Isolde
(Tristan und Isolde)

Karmaşa
ve Erken Istırap
(Unordnung und frühes
Leid)

Parti / konuklar / çocuklar ve sıkıcı bir
hikâye…

Geçmiş ebedileşmiştir, yani: Ölüdür, ölüm
de dürüstlüğün ve her şeyi ayakta tutan hissin kaynağıdır.

(İki
savaş arası dönemde, ekonominin çok kötü olduğu döneme geçiyor bu hikâye.
Anlatıcı kişi bir tarih profesörü. Ailesi ve iki çocuğundan söz ediliyor. Bir
parti var, çeşitli tipolojiler gözlemleniyor. Hikâyede “şu anlara” dair genel
bir memnuniyetsizlik var, tarihçi daha ziyade belirsiz bir geçmişi özlemekle
meşgul.
)

Mario
ile Sihirbaz
(Mario und der Zauberer)

(Mekân) Torre di Venere

Anlatıcı,
ailesiyle birlikte tatil için gittiği Torre di Venere’de ayrımcılık ve dahası
faşizmi işaret eden gözlemlerini anlatıp eleştirilerini belirtiyor.

Torre’ye bir Grand Hotel geldi (ardından)
çok sayıda pansiyon ortaya çıktı.

Grand hotel’e ısınmadan, üç-dört gün sonra
(başka bir yere) taşındık,

Bir gün sudayken bir yengeç ayak parmağını
kıstırmıştı, bu ufacık rahatsızlıktan ötürü koparttığı antik dönem
kahramanlarının acı çığlığı, kulakları delecek gibiydi…

Tek kelimeyle nefretlik biri…

On iki yaşındaki bu çocuk (…) tatili bize
netameli şekilde zehir eden, (…) aleni bir hissiyatın baş aktörlerindendi. (s.
105)

Sekiz yaşında (…) küçük kızımız (…) suya
koşar, mayosunu silkeler ve geri döner.

…vücut ve vücudun çıplaklığına karşı
davranışlar, geçtiğimiz birkaç on yılda temelden ve duyguları belirleyici şekilde
değişti.

Bu güzel ülkedeki ahlaki yozlaşmanın ne
zaman, böylesi bir edep ve aşırı duyarlılık hamlesini anlaşılır ve gerekli
gösterebilecek dereceye ulaştığını bilemiyoruz diye de cevap vermek istiyordu
canımız.

…hokkabaz akşamına bilet alalım diye başımızın
etini yediler.

(Cipolla) sahneye çıkışını geciktirerek
gerilimi artırıyordu.

Hemen her zaman akşamlarımın iyi geçmesiyle
övünebilirim. Bazen araya kötü bir akşam da karışır, ama nadir olur bu.

Hayatla ancak ruhumun ve zihnimin
kuvvetiyle başa çıkabiliyorum. (s. 118)

Adam henüz bir performans sergilememiş ama
yalnızca konuşması bile performans olarak takdir bulmuştu.

Ağız dalaşı dinlemek her zaman
büyüleyicidir.

Özgürlüğüne yönelen bir irade boşluğa
düşer.

Kendinden feragat etme, alet olma, kayıtsız
şartsız ve en mükemmel anlamda itaat etme kabiliyeti, diyordu, diğer
kabiliyetin, istemenin ve emretmenin öteki yüzüdür; bunların hepsi aynı
kabiliyettir; emir ve itaat, bunlar ancak birlikteyken bir prensip, çözülmez
bir bütünlük oluştururdu; itaat etmeyi bilen, emretmeyi de bilirdi… (s. 131)

Mario itaat ediyordu.

(Mario) onu yirmi yaşında, saçları kısa
kesilmiş, alnı basık (…) bodur yapılı bir delikanlı olarak hayal edin.

Salon sessizleşmişti.

Cipolla basamaklardan aşağı düştü.

Sonsuz bir karmaşa vardı.

İnsanlar Mario’nun üstüne atılıyordu.

Sonu bu muydu?

Evet, sonu buydu.

Cipolla’nın
gösterisinin ilk bölümü sahnedeki konuşmasından ibaret. İkinci bölümde
yardımcısını hipnoza alıyor. Mario hipnoz boyunca itaat ediyor. Bu önemli bir
nokta; faşist rejimde de diktatör halkı adeta hipnotize eder ve halk
tereddütsüz itaat eder. Cipolla hipnozdaki Mario’yu öper ve Mario aniden
kendine gelir. Ani hareketlerde bulunur ve Cipolla’ya iki el ateş eder.
Cipolla’nın sonu, öykünün de sonudur.

Kanun (Das Gesetz)

(Hz. Musa’nın hayat hikâyesi anlatılıyor.)

Birini öldürdüğü için (…) çadırda oturan
bir dağlıydı.

Musa çalılık Tanrısı’yla baş balayken zor
saatler geçiriyordu.

Denilir ki Yehova (…) Mısır’a on felaket
göndermiş. Kan, kurbağalar, haşereler, vahşi hayvanlar, uyuz, salgın, dolu,
çekirgeler, karanlık ve ilk doğanların ölmesi gibi on felaket…

Türkçeleştiren: Sami Türk

Can Yayınları

Temmuz 2013