Thomas Bernhard – Don

Thomas Bernhard – Don

Strauch kardeşlerden biri ressam ve deli, diğeri ise
doktordur. Doktor olan modern dünyayla uyum içerisinde yaşamaktadır. Ressamın
deliliği, modern dünyayla uyumsuzluğundandır.

Doktor olan asistanlarından birini, kardeşini takip etmesi,
gözlemlemesi için görevlendirir. İsmi belirtilmeyen genç öğrenci şehirden
uzakta, taşrada Weng adlı kasabada ressamı bulur. Gözlemci kendisini hukuk
öğrencisi olarak tanıtır ressama.

Notlar

Bir tıp stajı, yalnızca kesmek ve dikmek, birleştirmek ve ayırmak
için yapılan bir staj değildir. Bir tıp stajı ete kemiğe bürünmemiş olguları ve
olasılıkları da hesaba katmalıdır. Ressam Strauch’u gözlemleme görevim, böyle
ete kemiğe bürünmemiş olgular ve olasılıklarla yüzleşmeye zorluyor beni. (s. 9)

Benim dış dünyam benim iç dünyam mıydı?

Weng, şimdiye kadar gördüğüm en karanlık yer.

Beni erkek kardeşini gözlemlemekle görevlendirmek asistanın
aklına kesinlikle çok önceden gelmişti.

…kendisiyle, cerrah Strauch’la, kardeşiyle herhangi bir
bağlantımın bulunduğuna ilişkin bir kuşku uyandırmamam gerektiğini sık sık
tembihledi bana.

Cerrah, ressamı yirmi yıldan beri görmüyordu.

Ressam, aralarındaki ilişkiyi açıkça düşmanlık olarak
tanımlıyordu. (s. 13)

Her çocukluk aynıdır.

Taşradaki insanlar için, kentten gelen herkesin
yolunabilecek parası vardır. (s. 23)

…insanın fikir silsileleri ne denli gericiyse, bunlardan o
denli devrimci sonuçlar doğarmış.

Bir insan, sahip olmak istediği düşüncelerin türünü kendisi
belirler. (s. 27)

İnsanlar yalnız değillermiş gibi yapıyorlar, çünkü her zaman
yalnızlar. (s. 29)

Yoksulluk arttıkça kendini daha çok kapatmış.

…bütün yaşamım boyunca! Hiçbir zaman şen şakrak olmadım!
Hiçbir zaman! Neşeli olmadım! Mutlu denilen biri olmadım. Çünkü olağandışına,
özgün olana, eksantrik olana, bir defalık ve ulaşılmaz olana düşkünlük, her
yerde, tinsel azaplarda bile söz konusu olan bu düşkünlük her şeyimi mahvetti.
(s. 33)

Hayal gücü bir düzensizlik anlatımıdır.

Düzenlilikte hayal gücü mümkün değildir. (s. 34)

Hayal gücünün bir hastalık olduğundan eminim.

Donun her şeye gücü yeter.

Bugün yirmi üç yaşıma bastığım aklıma geldi.

Savaş kökü kazınamaz bir kalıtımdır.

Her zaman yukarıya isyan etmiş, ta ki yukarıda hiçbir şey
olmayıncaya kadar.

Açıldıklarında ölülerin kokusunu salan yataklar.

Sonsuzluk gözlerin bittiği yerde başlar. Her şeyin bittiği
yerde… (s. 65)

Sık sık sormuş kendisine: nasıl çıkarım bu karanlıktan?

Yalnızca aşağıda da değil, her şeyi bir kez daha ters yüz
edecek bir hareket var. Teknik her saniye kendini aşıyormuş.

Bilgi bilgiden uzaklaştırır.

Felsefeyle bir adım bile ileri gidilmezmiş.

Kendini belli edeni fark etmeniz gerekir.

Ölüm her şeyden kurtulmak anlamına geliyor; özellikle kendi
kendimden. Onunla, ölümü arasında yanıtlanmamış bir soru kalmamış artık. (s.
79)

Gençlikte her şey daha da kötüdür.

Hakikatte gençliğe ulaşılamaz.

Gerçek gençliğe. Gerçek çocukluğa. Hiç kimse varamaz oraya.
(s. 81)

Yardım etmek ve insanlar, bu sözcükler birbirlerinden ne
kadar da uzak.

Ben ve hekim? Bütün bunlar bana sanki bir düşten uyanmışım
gibi geliyor. (s. 83)

Yaşam, tekil yaşamı yasaklar!

Gençlik bir ziynettir.

Ama yine de ölümcüldür.

Hastanedeki odaların neredeyse tümü kaza geçirmiş
turistlerle dolu. Kendi suçları, demek gerekir, evet, çıkmasalardı yukarıya!
Ama yükseklik, kayalıklar çekiyor onları.

Sırf bir iddia ya da gösteriş uğruna yukarı tırmandıklarını
söylüyorlar… (s. 114)

İnsan hazmettiği, tükürdüğü bir isme ait insanla
karşılaştığında asla hayal kırıklığına uğramaz.

İnsanları, isimlerini öğrenmeden önce görürsek, sonradan
duyduğumuz isim, buna her zaman uyarmış. İnsanların çoğunu tanımak için,
isimlerinden başka bir şeylerini tanımak gerekmez, bilesiniz. (s. 115)

Ressam her şeyin anlaşılmaz olduğunu, çünkü insani olduğunu
söylüyor…

Gazetelere atfedilen pislik, insanların pisliğidir,
gazetelerin değil, anlayın. (s. 118)

Ama artık sanatçı düşüncesine sahip olmak istemiyorum, böyle
doğaya aykırı düşüncelere sahip olmak istemiyorum, sanatçılarla ve sanatla,
evet sanatla da, bu büyük ölü doğumla da, ölü doğumların bu en büyüğüyle de bir
işim olsun istemiyorum. (s. 120)

O, asistan, ressam Strauch’u gözlemlemek gibi bir görevi
zarar görmeden atlatabilmeye kesinlikle uygun olduğumu düşünüyor. Zarar
görmeden! “Acı çeken insanları görmek, nasıl zarar verebilir ki?” dedi asistan.
Demek ki, kardeşinin acı çektiği, onun için çok açık. Nasıl acı çektiği değil,
bunu bilmiyor. Çünkü ressamın acıları asistanın hayal gücünü aşıyor. Ressam ne
kadar derinden acı çekiyor? Bir insanın ne kadar derinden acı çektiği saptanabilir
mi? (s. 122)

Bu askerler, öldürmeyi de düşünmüyorlardı, bu, yeni cinayet,
doğudan gelen karanlık unsurlar için bir zanaat olmuş.

…bu savaş hiçbir zaman unutulmayacak. Her zaman insanlar bu
savaşa çarpacaklar, nereye giderlerse gitsinler. (s. 125)

Olduğunuz yerde kalın yoksa dehşete kapılırsınız.

Apansız yakınlaşmış olan iki genç insanın ilişkisi, ressama
göre. Henüz bir şey olmadığı sürece, güzel ve değerlidir.

En güzel çiçekler en önce koparılırlar. (s. 131)

…artık her şey havadır, bütün kavramlar havadır, bütün
ipuçları havadır, her şey artık havadır…

Donmuş hava, her şey artık donmuş havadır. (s. 137)

Gelecek çok uzaktadır.

Ama yine de kapının önündedir.

Sağlıklı bir insanın neye ihtiyacı vardır ki…

Yığından, insana hastalıklı bir düşkünlük bulaşır.

Her birey kitledir, yığındır…

Bütün yaşamım boyunca, öğretmenlerden nefret ettiğim kadar
hiç kimseden nefret etmedim. Öğretmenler bana her zaman ‘hazırol’un ve donuna
kadar disiplin altına alınmış bir aptallığın timsali olarak görünmüşlerdir. (s.
177)

Yaşam, insanın ne yaparsa yapsın ve kim olursa olsun
yitirdiği bir davadır. (s. 184)

Kadınsı yön doğası gereği haindir.

Bilimsel açıdan bakıldığında kadın erkeğin komik duruma
düşürülüşüdür.

Düşüncenin can düşmanı… Kocalarına gazete okumayı bile yasaklarlar…
(s. 194)

İnsan ne kadar çok rakamda sabitlemek istiyor yaşamını… (s.
239)

Hiçbir varışa tahammül etmeyen, hiçbir varışa izin veremeyen
bir hedefi varmış. (s. 246)

Gidin! Gidin! Gitmenizi istiyorum!

İnsanları hesaba katmak hatadır. Herhangi bir insanı hesaba
katmak büyük bir hatadır. Bu hatayı her zaman yaptım. Bütün hataların en
korkuncunu her zaman yaptım, insanları hep hesaba kattım!

Strauch’la yaptığım yürüyüş sona ermek üzereyken kendimi
ondan uzaklaştırabildim. Ölümcül bir kıyıdan uzaklaşır gibi. (s. 248)

…kafam bedenimdeki her şeyi kendine çekiyor.

İlerleme her şeyi daha da megaloman yapıyor, beynimdeki
ilerleme, ilerlemenin mümkün olduğu yerdeki, yalnızca orada, hiçbir şeyin
ilerlemediği yerde, bilesiniz… Belki de, beni en ilerdekinden daha geride
tutmuş olan budur! (s. 253)

…öğretmen artık hiçbir şeyin öğrenilebilir olmadığını
biliyor,

Dünya ışığın aşama aşama kısılmasıdır.

İntihar, sizin de saptadığınız gibi, bir ana rahmi
meselesidir, intiharın gerçekleştirilmesi, intiharcının doğum anıyla birlikte
başlar. Erkek kardeşinizin şimdiye kadar yaşadığı ne varsa, işte böyle
“intiharın düzensizliği”ydi. Bu insanı oluşturan her şeyi öldürmek üzere
yapılan bir av. (s. 272)

Öyle tasavvur edilemez bir ağrı ki bu, başımdan geçen,
söyleyemem bile.

G. Strauch, geçen haftanın Perşembe gününden beri, Weng
bölgesinde kayıptır. (s. 279)

Frost

Türkçeleştiren: Mustafa Tüzel

Yapı Kredi Yayınları

Ağustos 2006