Thomas Bernhard – Bitik Adam

Thomas Bernhard – Bitik Adam

1953 yılında, Salzburg – Mozarteum’da müzik öğrenimine devam
eden üç eleman; bunlardan biri dünyaca ünlü Bach yorumcusu Glenn Gould, diğeri Wertheimer
(nam-ı diğer bitik adam) sonuncusu da
romanı anlatan kişi.

Glenn olağanüstü bir yetenek, o kadar iyi ki, yakın arkadaşı
olan diğer ikisi piyano öğrenimine, kariyerlerine devam etseler bile asla Glenn
kadar iyi olamayacaklarını bilirler. Hayata bakışları zaten parlak olmayan bu
iki eleman piyanodan uzaklaşıp farklı yollarla var olmayı denerler. Ne var ki
başarısızlık onların kaderidir. Yaptıkları iş asla içlerine sinmez çünkü
gerçekten iyi oldukları piyanoda Glenn’in varlığı ve dehası nedeniyle
çuvallamışlardır. Bu gerçeğin ağırlığı her ikisinin de peşini bırakmaz.

Wertheimer’la ilgili anlatılanlar muazzam ve derin bir
kıskançlığı yansıtıyor. Kıskançlığı onu içten içe kemiriyor. Bir süre düşünce
disiplinleriyle ilgileniyor, notlar tutuyor, pek çok şey hakkında tuttuğu
notlarını asla düzenli bir bütün haline getiremiyor. Öyle ki sonunda tek
birikimi haline gelmiş olan notlarını sobaya doldurup yakıyor ve bundan zevk
aldığına inanmaya çalışıyor.

Kendini tüketmek, yapıp ettikleriyle potansiyel olarak
kendisinde var olduğuna inandığı arasındaki uçurum karşısında hissettiği
mağlubiyetin ağırlığını, yapıp ettiklerini imha ederek (yok ederek)
hafifletmeyi deniyor.

Glenn Gould’un Goldberg Varyasyonları’nın temposu bir hayli
hızlı (gerçekte de Gould bu nedenle –çok hızlı çaldığı için- eleştirilmiştir
ancak bu eleştiriler dehası karşısında fazla rağbet görmemiştir). Bernhard’ın
metninin temposu da oldukça hızlı, metnin yapısının buna göre belirlendiğini
düşünüyorum; “Bitik Adam” ilk sayfadaki birer cümlelik iki kısa paragraftan
sonra başlayan üçüncü paragrafla sona eriyor. Son paragrafa 107 sayfa boyunca
biçimsel olarak ara verilmemiş. Sırf bu nedenle Goldberg Varyasyonları’nın
ritmi ile metnin ritmi arasında bağ kurmaya çalışmak zayıf bir önerme, iddia
gibi görünebilir bununla beraber metnin ağır olduğu ve zor okunduğu yönündeki
yorumlara karşı, kolay okunan, akıcı ve temposu yüksek olduğunu da söyleyeyim.
Gould’un Goldberg Varyasyonları’nın temposu nasılsa metnin temposu da öyledir
demek istiyorum; Evet, ağır (derinlikli olduğu için) ama akıcı ve içe işleyen
(müzik gibi).

Notlar:

Yirmi sekiz yıl önce

Horowitz’in yanında eğitim görmüştük

…dersleri bitirdiğimizde, Glenn’in artık Horowitz’ten daha
iyi bir piyanist olduğu açıktı. (s. 7)

İki yıl sonra Glenn, Salzburg Festivali’nde

Goldberg Varyasyonları’nı çaldı.

Glenn

En çok Bach’ı sevmişti, ikinci olarak da Handel’i,
Betthoven’ı küçümsüyordu.

Ciğer hastalığından sanki ikinci sanatıymış gibi söz ederdi.
(s. 8)

Stainway’imi bir gün, artık piyanonun bana ıstırap
çektirmesini istemediğimden,

Dokuz yaşındaki bir öğretmen kızına armağan ettim. Öğretmen
çocuğu kısa sürede Steinway’i çökertti, bu durum bana acı vermedi.

Bir anda piyanodan nefret etmiştim. (s. 9)

Öğretmenlerin taşralı çocuklarının hep yetenekli, özellikle
de müziğe yetenekli oldukları söylenir, ama aslında hiçbir şeye yetenekleri
yoktur. (s. 10)

Glenn Gould’u tanımasaydım herhalde piyano çalmaktan
vazgeçmezdim.

Mönchsberg

Bu dağa intihar dağı da denir, çünkü her şeyden çok intihara
elverişlidir ve her hafta en az üç ya da dört kişi kendini oradan derinliklere
atar. (s. 11)

Kent aslında insanın aklına gelebilecek en büyük sanat ve
düşünce düşmanı,

Zamanla orada her şey kalın kafalılığa dönüşür. (s. 12)

(Glenn) Wertheimer’i hep bitik adam diye nitelemişti.

New York, bir düşünce insanının oraya gelir gelmez tedirgin
edilmeden soluk aldığı dünyanın tek kentidir. (s. 16/17)

Steinway benim için onlara karşı, onların dünyalarına,
aileye ve dünya karşısındaki dar kafalılıklarına karşı silahımdı. (s. 18)

Glenn, Goldberg Varyasyonları’nın ortasında beyin kanaması
geçirmiş. Wertheimer Glenn’in ölümüne dayanamadı. (s. 19)

Almanca öğrenmişti Glenn, daha önce de değindiğim gibi su
gibi konuşuyordu. Şivesi ile tüm Alman ve Avusturyalı arkadaşlarımızı
utandırıyordu, onlar Almancayı en savruk biçimde konuşuyorlardı.

Dillerine karşı hiçbir duyguları yoktu. Ama bir sanatçının
nasıl olur da anadiline karşı duygusu olmaz! Diyordu Glenn sık sık.

Söylediği şeyleri salt düşündüklerinden oluştururdu. Sonuna
kadar düşünülmemiş şeyleri söyleyen insanlardan iğrenirdi.

Dinleyicisinden iğrenen dünyaca ünlü tek piyano virtüözüydü.
(s. 20)

Bir insana, hiç kimseyle olmadığını gibi bağlı olmak için,
yan yana olmanız gerekmez.

Glenn ve Wertheimer öldüler ve benim bu gerçekle başa çıkmam
gerekiyor. (s. 26)

Wertheimer düşünceleri geriye kalmaya, toplanmaya, kurtarılmaya,
düzenlenmeye değer diye düşündüm. (s. 29)

Her yana yayılan yeni zevksizlik

En güzel otellerimizin bile tamamen proleterleşmesi, diye
düşündüm, yaygınlaşıyor. Sosyalizm sözcüğü kadar hiçbir sözcük beni iğrendirmez
oldu, bu kavramı ne hale getirdiklerini düşündüğümde. (s. 33)

Yattığımda ölmekten, bir daha uyanamamaktan başka bir
isteğim olmuyor, ama sonra gene uyanıyorum ve bu korkunç süreç yineleniyor. (s.
36)

Bir dostumuz olduğunu sanıyoruz, ama zamanla dostumuz
olmadığını görüyoruz. (s. 37)

Madrid’den ayrılmayacağımı söylemiş olmam haince bir
yalandı,

O benden hayatta kalmanın son olanağını beklemiş

Wertheimer’i alçakça yalnız bıraktım.

…intihar olgunluğuna erişmişti. (s. 42)

Avusturya trenleri perişan, eğer bir tane bulunuyorsa,
yemekli vagonlarda en kötü yemekler veriliyor insana.

Musil’in Genç Törless’in Şaşkınlıkları’nı yeniden okumak
istedim, ama başaramadım, artık öykülere tahammülüm yok.

Pascal’ın üslubuna duyduğum hayranlık da kısa sürede sönüp
gitti. (s. 44)

Chur gerçekten de benim ömrümde gördüğüm en iç karartıcı
yerdir.

İnsan Chur’da bir gece bile geçirse, ömür boyu yıkılabilir.
(s. 45)

Onu çeken, insanların mutsuzlukları içindeki halleriydi,
insanların kendileri değildi. (s. 47)

Bir şey söylüyorum, dedi diye düşündüm ve bambaşka bir şey
söylüyorum, böylece tüm yaşamımı yanlış anlamalarla geçirmek zorunda kalıyorum.
(s. 50)

Çalışma odama kapanıp pencereden dışarıya diktim gözlerimi,
kendi mutsuzluğum dışında başka bir şey görmeden, (s. 53)

Tüm yaşamımız boyunca acemilikten kaçarız, ama o bize hep
yetişir ve bizi geçer. (s. 55)

Gülmeyi bilmeyen insan ciddiye alınamaz. (s. 58)

Biz aslında piyano olmak istiyoruz

İyi bir piyano çalıcısı (hiçbir zaman piyanist demezdi!),
piyano olmak isteyen biridir ve ben her gün uyandığımda kendime, Steinway olmak
istiyorum, Steinway’i çalan insan değil, Steinway’in kendisi olmak istiyorum,
diyorum. (s. 59)

Wertheimer’in doğası Glenn’in doğasının tam tersiydi,

Onda o sanat kavrayışı denen şey vardı, Glenn Could’un böyle
bir şeye gereksinimi yoktu. (s. 63)

Wertheimer kendisini olağanüstü olarak görmeyi
başaramıyordu. (s. 67)

Wertheimer ömür boyu hep kendisini öne çıkartmak istemiş,
ama bunu asla başaramamıştı, hiçbir biçimde, hiçbir koşulda. İşte bu yüzden de
kendini öldürmek zorunda kalmıştı. (s. 68)

Birçok kişi, mutsuzluğun derinliklerine battığı için aslında
mutludur. (s. 74)

Wertheimer mutsuzluğunu yitirmekten korkuyordu ve kendini
başka bir nedenden ötürü değil bu nedenle öldürdü. (s. 75)

Wertheimer kız kardeşini ilelebet kendisine bağlamak istedi,
dedim, bu bir hataydı. Kız kardeşini delirtti ve bu arada kendi de delirdi,
dedim, çünkü insanın kendini öldürmesi deliliktir. (s. 88)

Wertheimer Glenn’in ölümünü bile kıskandı. (s. 103)

Der Untergeher

Türkçeleştiren: Sezer Duru

Yapı Kredi Yayınları

3. Baskı, Eylül 2009