Theodor Adorno – Walter Benjamin Üzerine

Theodor Adorno – Walter Benjamin Üzerine

Toplumsal bilinçle müspet bilimler bilincinin birbirine kökten farklılık gösterdiği bu çağda her tür fiziksel benzetmeye yoğun bir şüpheyle yaklaşmasaydı, Benjamin’de entelektüel atom parçalanmasının yarattığı enerjiden söz edilebilirdi.

(Öz) Onu, anlamca birbirlerine uzak olan öğelerin oluşturduğu yapıdan, bir yönteme bağlı olarak bulup çıkarmak istiyordu.

Benjamin her döneminde öznenin yok oluşunu ve insanın kurtarılmasını birlikte düşünür. Bu, Benjamin’in mikrokozmik figürlerinin izinden gittiği makrokozmik enerjiyi tanımlar.

Benjamin’in felsefenin yıpranmış konularına ve jargonuna –kendisi bu jargona “pezevenk dili” demeyi alışkanlık haline getirmişti- yüz çevirmesindeki gerçek niyetinden ötürü, deneme yazarı klişesinin tamamen yanlış anlama olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Kendine yabancılaşmış insani ilişkilerin cisimleştirilmesi anlamına gelen Hegel’deki ikinci doğa kavramı ve Marx’ın ‘metafetişizmi’ kategorisi Benjamin’in mihenk taşlarıydı.

Felsefe, meta fetişizmini kendine mal eder; her şey felsefe için nesneye dönüşmelidir ki, felsefe de nesnellik canavarının gücünü yok etsin

Diyalektik, dışarıdan gelen durağan bir düşünceyle ya da sadece gelişme yoluyla artmamış, sabit olanla hareketli olanın her aşamada tekrar tekrar birbiriyle karıştırılmasıyla önceden hazırlanmıştı. ‘Durağan diyalektik’ tasarımı giderek belirgin bir şekilde ön plana çıkmıştır.

Benjamin’in hedefi sözde şişirilmiş olan öznellik değil, öznel kavramının kendisidir. Özne, Benjamin’in felsefesinin kutupları olan mit ve uzlaşma arasında erir.

Düşünce şeye dokunmak, onu koklamak ve tatmak istercesine onu sıkıştırır.

Düşünce, deneyimin yoğunluğunu kazanmalı ve yine de kendi kesinliğinden feragat etmemelidir.
Felsefe yoğunlaşarak deneyime dönüşür ve böylece umuda kavuşur. Ancak umut, her zaman kırık bir umuttur.

Umudun ödülü hayattır.

Benjamin’in felsefesinin merkezi; kendi şeyleşmesini inorganikleşene kadar tamamlayarak tanınmayacak hale gelmiş olan hayatın yeniden eski haline getirilmesi olarak ölünün kurtarılması düşüncesidir.

Rüya, bilginin kaynağı olarak, düşünmenin kabuk bağlamış yüzeyi karşısında, kurallara uygun düzenlenmemiş deneyimin bir aracı olur.

“Tekrar tekrar görüldü ki, alışılmış olana, çoktan yok olmuş hayatlara bağlılık öylesine sabit ve bükülmez ki, zekanın insan tarafından kullanılması da bu devasa tehlike karşısında engelleniyor.”

Dünyevi metinlerin kutsal metinler gibi görünmesi, teolojiyi dünyevileştirme çabalarından kurtarmak için yapılan tek şey değil.

Kendi bilinci için ölümcül bir tehlike sezinlediği düşüncelere kendini teslim etmekten çekinen kişi Benjamin karşısında sarsılır.

Metinlerin geri dönülemez oluşu, insaniyeti gerçekleştirmeden, kısıtlayıcılığını yok ederek insaniyete karşı duran dünyanın gidişatını eleştiriye dönüştürür.

Kendine yabancılaşmış birinin üretkenliği ancak, kılı kırk yaran öznel tepki biçiminde, -kişinin kendisini nesnelliğinin bir aracına dönüştürmeye yetkin kılan- nesnel bir tarihselliğin ortaya çıkmasıyla açıklanabilir.

Mektup, Benjamin’in yazı biçimi haline dönüşmüştü.

Mektupla, uzakta kalmaya devam ederek, uzak olmayı reddedebilir insan.

Ancak deneyimin parçalandığı bir çağda, öznel bakıldığında, insanlar artık mektup yazmak istemiyor.

Benjamin’in öğretisinde, gerçeğin içinde ontolojik açıdan saf varlık kavramını engelleyen bir ‘zaman özü’ vardır.

Benjamin –istese bile- uyum sağlayamayacak kadar güçlü bir insandı.

…her türlü metalaştırma (teorisi de) bir unutmadır. Nesneler tespit edildikleri anda şeyleşir; bu anda nesneler tüm parçalarıyla varolamazlar, nesneye ait bir şeyler unutulmuştur.

Altın çağ belki de cehenneme gerçek geçiştir.

Çeviren: Dilman Muradoğlu
Yapı Kredi, Nisan 2004