Theodor Adorno kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi

0
53

Theodor Adorno kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi: (1903-1969) Alman (FAC) felsefeci, sosyolog ve estetik kuramcısı. Frankfurt Okulu’ nun kurucularındandır. Theodor Wiesengrund Adorno 11 Eylül 1903’te Frankfurt/Main’da doğdu. Yahudi bir ailenin çocu­ğuydu. Annesi müzik sanatçısı, babası ise tüccardı. Küçüklüğünde piyano dersleri aldı ve beste çalışmala­rı yaptı. Yükseköğrenimini Frankfurt Üniversitesi’n­de tamamladıktan sonra, 1924’te Husserl’in fenomenolojisi üzerine yazdığı tezle doktora aldı. 1925’te yaratıcı müziğin merkezi olan Viyana’ya gitti ve buradaki öğrenimi sırasında yenilikçi müzik dergileri­ne yazılar yazdı. 1928’dc Frankfurt Üniversitesi’ne döndü ve Kierkegaard’ın estetiği üzerine yazdığı çalışmayla doçent oldu. 1933’te Hitler’in iktidara gelmesi üzerine Almanya’yı terketti ve önce İngiltere’ deki Merton College’da, daha sonra ABD’deki Princeton ve Berkeley üniversitelerinde öğretim üyeliği yaptı. 1950’dc doğduğu kente döndü ve ölümüne değin Frankfurt Üniversitesi’nde ders verdi. 6 Ağus­tos 1969’da İsviçre’de öldü.

Adorno, 1923’te kurulan Institut für Sozialforschung (Sosyal Araştırmalar Enstitüsü) çevresinde ve bir araya gelmiş olan kuramcıların oluşturduğu Frankfurt Okulu’nun en önemli temsilcilerinden biridir. Bilimsel ve mali özerklik temeli üzerinde, sosyal araştırmaya yönelik bir akademi olması amacıyla kurulan enstitü, 1930’da Max Horkheimer’in başkan­lığa getirilmesiyle birlikte yaratıcılık dönemine gir­miştir. Horkheimer’in Herbert Marcuse, Theodor Adorno, Erich Fromm ve Friedrich Pollock’u bir araya getirerek oluşturduğu çekirdek, Frankfurt Okulu’nu kuramsal açıdan biçimlendirmeye başla­mıştır. Okulun temel görüşü olan “eleştirel kuram” ilk kez Horkheimer tarafından ortaya atılmış, enstitü­nün yaygın organı olan Zeitscbrift für Sozialforschung’da (“Sosyal Araştırmalar Dergisi”) yayımlanan, diğer çalışmalarla teorik bir bütünsellik kazanmıştır.

Adorno, Nazi iktidarı ve II. Dünya Savaşı yıllarını kapsayan sürgün döneminden sonra, tekrar Frankfurt’a taşınan enstitünün başkanlığına getirildiği 1958’den sonra, özellikle felsefe ve eleştirel sanat sosyolojisi alanlarında güçlü eserler vermiştir. Ador­no’nun felsefeye olan ilgisi, felsefenin eleştirel işlevini savunma olarak özetlenebilir. Adorno’ya göre, “eleş­tirel kuram” eyleme yöneliktir; böylece kuramın kendisi kuram olmanın sınırlarını aşar. Kuramın yö­neldiği eylem (Praxis) felsefenin eleştirel içeriğini ortaya çıkarır ve ancak bu düzeyde felsefe tümüyle aşılmış olur. Adorno’ya göre, kuramsal düzeyde de olsa, felsefenin aşılması için uğraşma, sürekli ve bilinçli bir çaba haline gelmelidir. Var olan felsefenin toplumun bütünlüğü içinde biçimlenmiş bir yapı olması yüzünden, aşılması da ancak toplumun dev­rimci ve bütünsel bir dönüşümüyle mümkündür.

Adorno’nun ünlü ilkesi “bütün yanlıştır”, idealizmin “bütün doğrudur” ilkesinin karşısında yer alır. Adorno’ya göre, eleştirel kuram toplumda egemen olan,”mistifikasyon”a dayalı bütünlüğün açığa çıkarıl­ması ve toplumsal eleştirel bilincin oluşturulmasıdır. Toplumda egemen olan ideoloji bu “bütünsel” yanlışın ya da yalanın bir yansımasından ibarettir. Bu yüzden “gerçek tarihsel savaşım” ideolojiye karşı bir savaşımdır; çünkü savaşılması gereken toplumun şu ya da bu yapısı değil, toplumu temelden biçimlendi­ren “sosyal bilinç”tir. Bu, toplum içindeki insanların en incelmiş beğenilerinden en gündelik algılarına dek, onların düşünsel yapılarını derinlemesine biçimlendi­ren “ideoloji”dir. II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Adorno, Frankfurt Okulu’nun ideoloji eleştiri­sini şöyle dile getirmiştir: “Kültürel eleştirinin biçim­leri arasında en uzun süre geçerli olmuş olanı ve en temel olmuş olanı şu yalandır: Kültür insanın değerinin ön planda olduğu bir toplum imgesini yaratır, oysa gerçekte böyle bir toplum var olmamıştır.. Bu, kültürün bir ideoloji olarak ortaya çıkışıdır.

Geleneksel kurama, yani pozitivist kurama ve onun kavramlarına bir eleştiri getirmek amacıyla geliştirilmiş olan eleştirel kuramı gündelik kültüre ve sanata uygulayan Adorno olmuştur. Adorno’nun estetik görüşü, kısaca sanatı dinamik gerilim içinde toplumsal-tarihsel bütünlüğüyle ele almak olarak tanımlanabilir. Onun gündelik kültür konusundaki çözümlemesi ise, yaygın kamuoyu araştırmalarında uygulanan pozitivist yöntemin bir eleştirisidir. Ador­no, “verilmiş” olgularmış gibi görülen tepki biçimleri­ni ölçmeyi ve sınıflandırmayı reddetmiştir. Bunun yerine, kültür tüketicilerinin tepkileri ile tepkide bulundukları olguların “nesnel gerçekliği” arasında bir ilişki kurmayı denemiştir. Adorno’ya göre, günde­lik kültürün üretimi “sıradanlaştırma” ile başlar. Bu süreç içinde başarılı biçimler ve karışımlar, “kültür endüstrisi”nin tekeli tarafından teşvik edilir ve gelişti­rilir. “Sıradanlaştırma” kendine yardımcı olarak “sahte bireycilik” yöntemini seçmiştir. “Sahte bireycilik” ise, kültür alanındaki fabrikasyonu özgür seçim yada açık pazar düşleriyle donatmaktır. Adorno’ya, göre, gündelik kültürde her şey kör bir belirlenmişlik içindedir. Örneğin radyo, kültür endüstrisi içinde faşizmin propagandasına hizmet ederek, bu ideoloji­nin toplum içince hızla yayılmasına yol açmıştır.

Adorno, estetik kuramını Aestbetische Theorie (“Estetik Teorisi”) adlı kitabında geliştirmiştir. Bura­da ortaya koyduğu görüşleriyle, sanatı yalnızca sınıf bilincinin geliştirilmesine hizmet eden bağımlı bir alan olmaktan çıkarmaya çalışmıştır. Adorno, 20. yy sanatına karamsar bir bakış açısıyla yaklaşmıştır. Onun, özellikle müzik için söyledikleri, genel estetik görüşü için de geçerli sayılabilir. Adorno’ya göre, bir yapıt içinde doğduğu toplumu, bildirisi ve yapısal özellikleriyle dile getiriyorsa, tutarlı sayılmalıdır. Çağdaş müzik de, öteki çağdaş sanatlar gibi, kültür üreticisi ile tüketicisi arasında bir denge oluşturmalı­dır. Başka bir anlatımla, Adorno, katılmanın tek yönlü olduğu, bir sanat anlayışını çağdışı bulur. Çağımızın sanat yapıtı, kendisini yaratan ile algılayan arasında ortak bir boyut kurmalı, sanatsal iletişim de bu boyut içinde gelişmelidir.

Adorno’nun en çok üzerinde durduğu konulardan biri de, tekelci kapitalizm döneminde sanatın ve bunun bir parçası olarak müziğin, meta haline gelme­sidir. Örneğin caz müziği sanattaki metalaşma olgu­sunun bir göstergesidir. Adorno, sanatın belirli siya­sal ve didaktik etkiler yaratmaya çalışması halinde değerini yitireceğini savunmuştur. Sanat, bağımsız olduğu ve kaynaklandığı görünürdeki gerçekliği yad­sıdığı ölçüde eleştireldir. Ona göre sanat, bilincin oluşumuna etkin bir biçimde katılmalı, tüketicinin edilgin ve tek yanlı bilincine teslim olmamalıdır. Sanat, kendi estetik yapısı içinde toplumsal çelişkileri dile getirmeli ve geleneksel anlam örgülerini yeniden biçimlendirmelidir. Adorno, bu bağlamda, Arnold Schönberg’in müziğini olumlu bir örnek olarak de­ğerlendirmektedir.

Adorno, müzikle ilgili bu görüşlerini yazın ürünlerine de uygulamıştır. Aesthetische Theorie’de, “yeni sanat” olgusuna Marxist temellerden yola çıkan bir yaklaşımı denemiştir. Adorno’nun gözünde sanat yapıtı bir menteşe gibidir: Bir yanında dile getirdiği gerçeklik dilimi, öteki yanında bu gerçeklik diliminin dile geliş biçimi vardır; bu iki yaka birbiriyle tutarlı bir ilişki ortaya koyamazsa, kapı gıcırdayacaktır. Daha da kötüsü, çağdaş bir içerik çağdışı bir biçimle verilmek istenirse, kapı ne açılacak ne dc kapanacak­tır. Çağdaş biçimini bulamamış bir sanat yapıtı zaten çağdaş bir içerik de getiremez.

Marxist bir toplum ve sanat kuramı geliştirmiş olması bakımından, Adorno’nun önemli katkısı, sanat yapıtlarını toplum bilimsel düşüncelerin yansıması ol­maktan çıkarması, bunları toplumsal yapıları içlerinde taşıyan nesneler olarak ele almasıdır.

Adorno, sanatsal faaliyetin ve eleştirel felsefenin geliştirilmesinin varolan dar bir siyasal pratiğe bağımlı kılınmasına karşı çıktığı gibi, kişisel yaşamında da varolan sosyalist pratiğin dışında kalmıştır. Bunun sonucu olarak geliştirmeye çalıştığı eleştirel kuram, kitlelerin maddi pratiği ile ilişki kurmakta yetersiz kalmıştır.

YAPITLAR (başlıca):

Kaynak: Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, 2. cilt, Anadolu yayıncılık, 1983