Terry Eagleton – Aykırı Simalar

Terry
Eagleton – Aykırı Simalar

Post-Modern
Vahşiler

(Claude Rawson’un bir kitabı hakkında
yazılmış eleştiri yazısı…)

Barbarlarla takıntılı bir şekilde
ilgileniyoruz

Yurdunu terk edip gitmek her ne kadar
İrlanda’nın yerel geleneklerinden biri ise, bu günlerde ‘ötekilik’de hiçbir
şeyin olmadığı kadar, Amerika’nın yerli malıdır.

Son
Sözler

‘Ne söylersen söyle, hiçbir şey söyleme’

Nasıl ki okuyucusu olmayan edebi bir eser olamazsa,
iktidar da sadece kurbanlarının tepkisi ile yaşar.

Gotik’in
Doğası

Post-modemizmin sapmaya, egzotik ve groteske
tutkunluğu kısmen modemizmin miraslarından biridir.

Gündelik şehirli yaşantısını can sıkıcı
taşralılık kabul eden modernizm, gerçeğin kendisini ancak aşırılıkta ifade
ettiğini düşünür.

Gotik, yaşamı taklit eden sanattır.

Ütopyalar
1

Ütopya, edebi türler içinde kendi kendini en
fazla tahrip eden türdür. Eğer ideal bir toplum ancak şu anın diliyle
betimlenebilecekse, daha kendisinden söz edildiği anda ihanete uğrama
tehlikesiyle karşı karşıya olacaktır.

Ütopya kendi sorunlarımız ile ne kadar
ilişkili ise, o ölçüde daha az bir Ütopya olur.

Ütopyalar
2

Romantik
Şairler

Branwell
Bronte

Ünlü üçlünün bahtsız erkek kardeşleri
Branwell Bronte…

Kız kardeşlerinin yeteneklerinin bir kısmına
dahi sahip olmadan onların toplamda yazdıklarından daha fazla şey yazdı.

Oscar
Wilde

Wilde, cinsel kimlikler arasında kalışını
hatırlatırcasına diller arasında da kalmıştır; bu aslında İngiliz-İrlandalılığı’na
yansıyan etnik bir ikiliktir.

W.B.
Yeats

Yeats, 1901’de ünlü olmayan bir şaire ‘Benim
size göre bir avantajım var’ diye yazıyordu ‘Ateşli bir ulus için yazıyorum.
Her şeyi olduğu gibi, sert ve açıkça yazmalıyım. Bu vahşi bir ata binmek
gibidir.’

I.A. Richards

Temel İngilizce adı altında, dili yalnızca
850 sözcüğe indirgeyen bir projenin ateşli savunucusu olan Richards, aynı zamanda
günümüzün evrensel İngilizce Dil Öğrenim sanayiinin de öncülerindendir.

Frankfurt
Okulu

Enstitünün ilk direktörü Cari Grünberg, kapitalizmden
sosyalizme geçişi bilimsel bir kesinlik olarak görüyordu.

Horkheimer, siyaset bilimcisinden çok bir
felsefeciydi ve sınıf mücadelesinin sorunlarından daha çok yöntem sorunlarıyla
ilgiliydi.

Aydınlanmanın eleştirisi yine Aydınlanmanın
diliyle ifade edilmelidir ki kendi kendini yıkabilsin.

Adorno’ya göre bunu her şeyden öte modernist
bir sanat eseri başarabilirdi.

Modern sanat – herhangi bir meta gibi –
bizatihi içinde varolduğu toplumun parazitidir.

(Savaştan sonra) Horkheimer, kapitalizmin
utanmaz bir savunucusu kesildi.

Marcuse ise sonuna kadar devrimci kaldıysa da
kendini sanatın üstünlüğü meselesiyle avuttu. Theodor Adorno ise ters düştüğü
Alman öğrenci hareketi tarafından bir koltukta oturup vaaz veren bir radikal
olarak alaya alınıp aşağılandı.

T.S.
Eliot

(Makale
boyunca, Eliot’ın hazırladığı Criterion adlı dergiden söz ediyor
)

Eliot, en başından beri liberalizm, Romantizm
veya hümanizme hiçbir zaman inanmamış biri olmak tedirgin olduğu çöküşten güç
de almıştı.

…laissez faire kapitalizminin uluslararası
tekelci uyarlamasına geçit verdiği anda, ister katledilmiş bir tanrı isterse de
boyun eğen bir Hıristiyan olarak olsun, artık bir benliğe sahip olmanın anlamı
onu terk etmekten geçecektir.

Eli ot ikinci ruhsal çöküntüyü Hitler ile
Chamberlain arasındaki Münih Paktı’nın hemen ardından 1938 Ekim’inde yaşadı.

George
Lukacs

(Bolşevizmde
eksik olan epistemolojiyi gidermek işini üzerine alan Lukacs
) bunu, Batı
Marksizminin en önemli entelektüel anıtı olan, History and Class Consciousness’de
(1923) büyük bir beceri sergileyerek yaptı.

…öznenin temellendiği işçi sınıfının nesneden
uzaklaşmasına rehberlik eden yabancılaşmadır.

Lukacs, tarih ve öznelliğin diyalektik
sürecin iki farklı kutbundan ibaret olduğunda ısrarcıydı.

Hegel için tarihin gerçeği, Dünya’nın
Ruhu’nun kendi kendisinin farkına varmasıdır; Lukacs için çalışan sınıfın kendi
kendini bilmesidir.

Lukacs’ı ağır ağır trajik metafizikten
tarihsel materyalizme dönüştüren Bolşevik devrimidir.

Northrop
Frye

Şayet biri çıkar da sanatın ve kültürün
modern çağ için neden bu kadar önemli olduğunu sorarsa: ‘Dinin çöküşünün telafisi
için’ cevabı verilebilir.

Edebiyat, Matthew Arnold ve etrafındakiler
nezdinde teolojiden yoksun olan dindarlıktır.

Frye, Anatomy of Criticism zamanında dahi,
hemen hemen her şey konusunda okumuş gibi görünüyordu…

…not defterine yazdığı bir çıkmada (…) beşeri
bilimlerde tanıdığı tüm insanlardan faklı olarak kendisinde bir dehanın bulunduğu(ndan söz ediyor).

Isaiah
Berlin, Richard Hoggart

Ludwig
Wittgenstein

(Derek
Jarman’ın 1993 yapımı “Wittgenstein” adlı filmini beğenmediğinden söz ediyor
)

Kendisi kısmen okumaya olan ilgisizliğinden,
kötü kovboy filmlerinin meraklı bir seyircisiydi.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun en
zengin ailelerinden birinin oğlu olarak doğdu, Adolf Hitler’in sınıf arkadaşıydı,
Freud ve Schoenberg’in Viyana’sında sayabileceğinden daha fazla kuyruklu
piyanonun olduğu bir evde yetişti. Erkek kardeşlerinden üçü intihar etmiş olan
Ludwig, tüm parasını dağıttıktan sonra bir uçak mühendisi olarak Manchester’e
gelmiştir. Sonra, Bertrand Russel’in başına bela olmak için Cambridge’e girmiş
ve Schoenberg’in müziğinin bir tür felsefi karşılığına den düşen muhteşem ve de
anlaşılmaz olan Tractatus’u yaratmıştır.

Ölümün, bir işe yaramayan yaşamına bir anlam
katabileceğini düşünüyordu, ama müttefikler bu arzusunu yerine getiremeyince
hayatının geri kalan kısmını kronik ruhsal azap içinde geçirdi.

Norberto
Bobbio

(“Ahlaki
vaazlar, iktidarın yapıp ettiklerini hoş göstermeye yarar, öyleyse kötüdürler”
mealindeki Marksizm’den söz ediyor
)

İtalyan politika felsefecisi Norberto Bobbio

Jonathan
Dollimore

Değişebilme, arzunun hem düşmanı hem de
ortamıdır, tam da arzunun doğası onun tatminini engelleyen ve onu ‘imkânsız’
kılanın ta kendisidir.

Dollimore’un çalışması, (…) ölümün Aydınlanma
düşüncesindeki o örtük yadsımasına dönüyor.

Dallimore, zekice bir yorumda bulunarak
‘nasıl yaşayacağımızı bilmek için’, ‘ilk önce nasıl ölüneceğini bilmek gerekir’
diyor (Death, Desire and Loss in Western
Culture adlı kitabında
).

Gayatri
Spivak

Gayatri Spivak ABD post-kolonyal teorilerin
büyük bir bölümünün uyduruk olduğunu belirtiyor.

Harold
Bloom

Bloom, kuşkucu post-modem bir dünyada, dâhileri,
ilhamı ve yaratıcı hayali destekleyen, bir romantikti.

‘Okuyoruz’ diyor ‘yalnızca yeterli sayıda
insan tanıyamadığımızdan değil, arkadaşlığın tehlikelere açık olmasından,
kolaylıkla azalabileceğinden veya kaybolabileceğinden, mekân ve zamana yenik
düşebileceğinden, mükemmel olmayan sempatiler, aile ve duygusal yaşamının tüm
üzüntülerinden dolayı’. Harold’un pek arkadaşı yokmuş ve bunu telafi etmek için
okuyormuş gibi geliyor.

Stanley
Fish

Stanley Fish’in solcu olduğunu sanmak,
ABD’deki zihinsel gerilemenin küçük işaretlerinden biri.

George
Steiner

George Steiner’in başlıklarının çoğu
sansasyon yaratan başlıklardır.

Steiner, büyük Avrupa hümanistleri ailesinin
son ferdi olabilir; fakat aynı zamanda bilgi dağarcığının dipsiz gibi görünen şapkasından
peşi sıra yazarlar çıkartan harika bir sihirbaz, kurnazca bir tiyatro duygusuna
sahip olan bir şovmen.

Kimse George Steiner’a gerçekleri görmek için
başvurmaz,

David
Harvey

Spinoza’dan tarak avcılığına, Baltimore
mimarisinden sermaye dolaşımına kadar, tüm sınırları küçümseyen bir dilde maddi
sınırlar konusunda yazıyor.

Justice, Nature and the Geography of Difference,
aynı başlık altında modemite ile post modemiteyi, etik ile etnisiteyi, doğa ile
kültürü, evrensellik ile eşsizliği birleştirebilen, çarpık, köhne ve neredeyse
komik olacak kadar iddialı bir kitap.

Slavoj
Zizek

Zizek’in
kendisi, tek bir paragrafta Hegel’den Jurassic Park’a, Kafka’dan Ku Klux Klan’a
atlayabilen, hem ürkütücü derecede üretken hem de baş döndürecek kadar çok
yönlüdür,

İlgi alanlarının neredeyse komik biçimde
çeşitliliği, aynı şeyin içgüdüsel olarak tekrarını maskeler.

Zizek, Gerçeğin arzu olduğunu, ama Lacan için
bunun daha çok jouissance veya ‘müstehcen bir enjoyment olduğunu iddia ediyor.

Zizek, ideolojik gücün inançlarımıza
bağlanmaktan çok zincirlerimize sarıldığımız biçimiyle, kavramsal olandan çok
libidinal olana dayandığını kabul ediyor.

…bir göstergeyi gösterge yapan, onun diğer
göstergelerden farklılığıdır; ancak bunun anlamı, bir göstergeye kimliğini
veren farklılığın, göstergenin kendi içinde bütün olmasını imkânsız kılmasıdır.

…körlük kavrayışın koşuludur, hakikat yanlış
tanımanın sonucudur.

Hegel için hakikat, yanlışın karşıtından çok
onun sonucudur.

…askerden kaçmak için akıl hastasıymış gibi
yapan bir adam (…) sonunda ona askere alınmayacağına ilişkin bir belge verince
adam, ‘İşte bu!’ diye bağırıyor. Davranışının sonucu gibi görünen şey aslında
davranışının sebebidir ve sebep ile sonucun yer değiştirmesi, Zizek’in her
zaman yaptığı gibi, fevkalade bir şekilde ortaya koyduğu psikanalitik teoriye
adeta zımbalanmıştır.

Zizek için Lacan (…) bir post-yapısalcı
değildir.

Lacan için psikanalitik tedavi biraz politik
bağımsızlığı kazanmaya benziyor. Lacan’ın bakış açısına göre bizi en rahatsız eden
şey, arzularımız daima Ö tekinin arzusu olduğu için (yani, Ö tekinden alındığı
ve yine ona dönük olduğu için), Ö tekinin bizden ne talep ettiğinden hiçbir zaman
tamamen emin olamayışımızdır.

Zizek, ‘bazı Lacancı kavramları doğru
anladığımdan, onları popüler kültürün doğasında var olan dangalaklığa başarıyla
tercüme edebildiğimde emin olurum’, diyor.

Zizek’in kitapları korkunç derecede zor olsa
da yazısı, (…) mükemmel bir tarzda kesin ve akıcıdır.

Gerçek, İlk Günahın psikanalitik versiyonudur.

Lacan için insanın varoluşu Gerçeğin
korkutucu boşluğunu doldurduğumuz bir fantezidir.

Stuart
Hall

Alan
Ayckbourn ve Dario Fo

…eskinin inançlı Maocusu Fo, siyaseten rahatsız
edici bir atsineğidir.

Fo, tiyatroya girmeden önce yetenekli bir
ressamdı.

Alain
Badiou

Iris
Murdoch

Metaphysics as a Guide to Morals adlı kitabı
hakkında yorum yapıyor.

David
Beckham

Elemanın otobiyografisini yorumluyor.

Türkçeleştiren: Ayşe Şirin Okyayuz

Epos Yayınları