Temel İnanç Sistemleri Animizm, Animatizm ve Animalizm -Antropoloji

496
PAYLAŞ

Temel İnanç Sistemleri Animizm, Animatizm ve Animalizm

Animizm insanlarda ve diğer canlılarda var olduğu düşünülen ruhların fiziksel çevrede bulunan her türlü nesnede de bulunduğuna inanılmasıdır. Animizm kura­mını antropolog Tylor geliştirmiştir. Tylor, animizmi bütün dinlerin temeli kabul eder. Ona göre uyku, uyanma, düş, hayal kurma, sarhoşluk, karabasan, trans, cin­net ve ölüm gibi yaşantılarını ruhların davranışlarıyla ilişkilendiren ilkel insanın, aynı ruh dünyasının kendi çevresinde bulunan canlı ve cansız bütün varlıklarda da bulunduğuna inanması, dinin başlangıcıdır. Bu inanç biçiminin en önemli etkisi, canlı ve cansız her şeyde ruhların varlığını gören insanın, onları incitmekten ve on­lara zarar vermekten çekinmesidir. Animatizm ise bunun bir adım öncesidir ve in­sanların bütün doğayı canlı olarak algılaması biçiminde tanımlanabilir. Bu, doğa­üstü güçlerin varlığına dair inanç için ilk basamaktır. R. R. Marrett’in dinlerin evri­mi kuramında, ilk insanların açıklayamadığı ya da şaşkınlığa düştüğü olay ve nes­neler karşısında doğaüstü güçlerin varlığına ve her nesnenin canlı olduğuna inan­ması olarak tanımlanır. Animalizm, insanların hayvanlarla kurduğu özel mistik bir ilişkinin adıdır. Özellikle avcı kültürlerde avcıyla avı arasında büyüsel ve mistik bir ilişki kurulur. Animalizm, bu ilişki çerçevesinde ortaya çıkan bir dizi işlemlerin toplamıdır. Bunlar arasında hayvanın insana benzetilmesi, avcının öldürdüğü hay­vandan özür dilemesi, kemikleriyle fala bakılması ve av öncesinde avın iyi geçme­si için düzenlenen büyü sırasında avlanacak hayvanın taklidinin yapılması gibi iş­lemler yer alır. Özellikle Kuzey Amerika’nın Kızılderili kültürlerinin av ritüellerinin temeli animalizme dayanır.

Şamanizm

Şamanizm, animistik temelde ortaya çıkmış karmaşık dinsel, büyüsel ve tıbbi uy­gulamalar bütünüdür. Şamanizmin merkezinde şaman adı verilen mistik bir kişi yer alır. Şaman hem geleceği bilen hem sağaltıcı (hekim) hem de büyücüdür. Doğaüstü ile ilişki kurma yeteneği ve yetkisi vardır. Bu yolla gaipten (öte dün­yadan) haber alabilir, insanların taleplerini oraya iletebilir. Özgün Sibirya ve İç Asya kültürlerinde görülen, kimi Pasifik adalarında ve Kuzey Amerika’nın bazı

Kızılderili topluluklarında da rastlanan şaman ve şamanizm uygulaması, her ne kadar Sibirya kökenli olsa da bütün dünyadaki benzer deneyimler ve uygulama­lara genellenmektedir.

Şamanizmin temeli animizmdir. Şamanizmin avcı-toplayıcı ve göçebe-çoban toplulukların yaşamının temelinde yer alan av ve hayvan dünyasından kök alan bir kaynağının olduğu söylenebilir. Bazı antropologlar şamanizmin belirtilerini Pale­olitik dönem avcılarının inanç sistemlerinde bulurlar. Öte yandan bilinen bütün göçebe-çoban topluluklarda şaman uygulamalarına rastlanır. Ancak örgütlü dinle­re mensup kimi tarımcı toplumlarda da bazı şamanlık uygulamalarının çeşitli bi­çimlerde, o örgütlü dinle eklemlenerek yaşadığı kaydedilmelidir.

Şaman, transa geçerek (esrime yaşayarak) yardımcı ruhlar aracılığıyla ruhlar dünyasıyla ilişki kurar. Bu yüzden ona mistik güçler atfedilir. Kişisel deneyimler yoluyla şaman olunabilse de şamanlık büyük ölçüde atalardan alınan bir gelenek ve güçtür. Ataların ruhlarının kişiyi şaman olmak üzere zorladığına inanılır. Atala­rının ruhunun etkisi altına giren kişi simgesel olarak ölür ve bu deneyim sırasında kendisine yardımcı ruhlar edinir. Böylelikle şaman kendisine toplum dışında izole bir yaşam kurar; ancak toplum doğaüstüyle ilişki kurmak için kendisine ihtiyaç duyduğunda ya da belirlenmiş günlerde toplumun odağı olur. Kendisini gündelik hayatın dışında tutan şaman, toplumsal hafızayı da temsil eder ve bu nedenle söz­lü kültürün ve toplumun mitolojisinin taşıyıcısıdır. Genellikle erkek olan şamanın toplumsal değerini sağlayan tek şey onun doğaüstü güçleri değildir, bazı toplum­larda, örneğin Amazon Kızılderililerinde, şamanlar bir büyücü-doktor olarak da iş­leve sahiptir. Hastalar, büyü yapmak veya bozmak isteyenler, hatta gaipten haber alma ihtiyacı duyanlar ondan yardım alır. Esrime sırasında kendinden geçen şama­nın doğaüstüyle (gök katlarıyla) yer katları arasında ruhsal bir yolculuğa çıktığına inanılır. Esrime genellikle belirli bir ritim yoluyla sağlanır. Kullanılan en yaygın araç, şaman davuludur. Bu davul, şaman cüppesi ve özel eşyalar türünden diğer şamanlık simgeleri gibi şamandan şamana bir miras olarak aktarılır. Bu durum, bu eşyaların kutsallığına işaret eder. Ayinler sırasında bazı şamanlarm başkalarının an­lamadığı özel bir dili kullandıkları, hatta hayvan sesleri çıkardıkları da vakidir. Bu özel dil, onun doğaüstü ile ilişkisinin özel bir işaretidir. Hayvan sesleri ise onun hayvanların dilinden anladığını gösterir; çünkü hayvanlar da şamanın ruhsal yol­culuğu sırasında ona yardım eden yardımcı ruhlardandır. Bunlar sıradan insanlar­da olmayan özel yeteneklerdir.

Şamanizmi diğer inanç sistemlerinden ayıran en önemli yön, onun kurumsal ve örgütlü bir yapısının olmamasıdır. Şamanizm bireysel mistik bir etkinliktir. Tama­men kişisel yeteneğe ve büyüsel uygulamalara dayanır. Bu yüzden bir din olarak kabul edilmez; ancak kişilerin mistik sorunlarını çözen ve bazı toplumsal işlevleri yerine getiren bir inanç sistemi olarak kabul edilmelidir.

 

Şamanizm bir din midir? Tartışınız. Teizm

Doğaüstü alana mensup bir ya da birden çok yüce ve ölümsüz tanrının varlığına dayanan, bütün ölümlü varlıkların onların varlığıyla ilişkili olduğunu ve onların hükmü altında bulunduğunu savunan inanç sistemlerine teizm adı verilmektedir. İki tür teizm vardır. Birincisi, soyut ya da insan veya başka bir varlık görünümün­de, kadere hükmeden çok sayıda tanrının varlığına inanılan çoktanrıcılık (pante­izm) sistemleridir. Afrika da, Güney Amerika daki Maya, Aztek ve İnka kültürlerin-

 

de, güneydoğu Asya ülkelerinde, eski Yunan, Roma ve Arap dünyasında eskiden yaygın biçimde var olan bu inanç biçimi bugün oldukça zayıflamıştır. İkincisi, ev­reni ve onun içindeki bütün canlı ve cansız varlıkları yaratan, insanın kaderine hükmeden ve onu gözetim altında tutan, insanlarla zaman zaman kendi elçileri yo­luyla ilişki kuran tek bir yüce Tanrı’ya imana dayanan tek tanrıcılık (monoteizm) inancıdır. Ortadoğu’da ortaya çıkmış olan ve Hz. İbrahim kaynaklı olduğuna ina­nıldığı için İbrahimî dinler adı verilen Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam tek tanrılı dinlerin başlıca örnekleridir. Bu dinlerin bir başka özelliği Tanrı’nın kendi elçileri aracılığıyla gönderdiği birtakım kutsal metinlere dayanmasıdır.

 

Hristiyan

İnancına Özgü Bir İbadet Yeri Olan Kilise

 

Kaynak: Handan Üstündağ Aydın Arşivi

 

Doğu Mistisizmi ve Yeniden Doğuş İnancı

Doğu mistisizmi; yaşarken azla yetinme, çile çekme, başka canlılara zarar verme­me gibi erdemleri gözetmeyi, bu erdemlerle yaşanan bütünlüklü bir hayatın ödü­lünün ise yeniden insan olarak hayata gelmek olduğunu öne süren çeşitli inanç sistemlerinden oluşur. Bunlar mistik ve ahlakçı sistemlerdir. Tek tanrılı dinlerin, in­sanın doğa üzerinde mutlak egemenliğini meşru kılan ve insanı yaratılmışların en değerlisi olarak gören genel tasavvurunun aksine, Doğu mistisizminin temelinde insanın da doğanın bir parçası olduğu, insanla diğer canlılar arasında hiyerarşik bir ilişki bulunmadığı fikri yatar.

Bu mistik dinlerin başında Budizm yer almaktadır. Esasen kast sisteminin katı tabakalaşmasına bir tepki olarak doğan ve hayatın temelinin acı olduğunu söyle­yen Budizm’de hedef, insanın nirvandya (acıdan mutlak kurtuluşa) ulaşmasıdır. Bu yolculukta insan dört gerçekle yüzleşmelidir. Önce insan hayatın temelde düş kırıklığı ve acıdan ibaret olduğunu kavrayacaktır. Ardından acının temelinde in­sanların haz, iktidar ve sürekli var olma hırsının yattığını öğrenecektir. Üçüncü aşa­mada acıdan kurtulmak için arzudan uzaklaşmak gerektiğini görecek ve dördüncü aşamada bu uzaklaşmanın ancak doğrulukla mümkün olduğunu anlayacaktır. Bu­dizm Doğu Asya’daki en yaygın inanç sistemidir. Japonya’da, Kore’de, Çin’de, Mo­ğolistan’da, Hindistan’da, Sri-Lanka’da ve Güneydoğu Asya ülkelerinde yaygındır.

Doğu Asya’nın ikinci büyük inanç sistemi olan Hinduizm ‘de ise mutlak kudret sahibi tek tanrı ve ibadet fikri reddedilmiştir. Bunun yerine bir tanrılar birliği (pan­teon) söz konusudur. Hinduizm, bir tür boyun eğme (tevekkül) ve kabullenme (darma) vaaz eder. Herkes içine doğduğu toplumsal tabakadan (kasttan) kaynak­lanan statüyü kabul edip bunun gereklerini yerine getirmelidir. Asıl ibadetin bu ol­
duğu düşünüldüğünden Hinduizm’de ayinsel ibadet biçimleri çok küçük bir alanı işgal etmektedir. Bunun yanı sıra ruh göçü inancı da Hinduizm içinde temel bir yer tutar. Biri öldüğü zaman onun ruhu başkasının bedenine girer. Böylece ortaya sü­reklilik arz eden bir doğum, yaşam, ölüm ve yeniden doğum döngüsü çıkar. Kişi­nin iyi ve kötü davranışlarının toplamı (karma) onun nasıl bir bedende yeniden canlanacağını belirler. Ruh göçünün sonunda aydınlanma adı verilen bir kurtuluş vaat edilir.

Japonya ‘da Bir fiinto Tapmağı. fiintoizm Japonya’ya Özgü Mistik Bir Dindir.

Kaynak: A. Levent Atıcı Arşivi

Doğu Asya’da yaygın olan ve bir dinden çok doğru yaşamaya ilişkin birer dün­ya görüşü olarak kabul edilebilecek Konfüçyusçuluk ve Taoculuk, Doğu mistisiz­minin en önemli öğretileri arasında yer alır. Bunlar inanç ve ibadetten ziyade ah­lak öğretilerine dayanır. Bu ahlak öğretileri bir yaşam biçimi öngörür. Konfüçyus- çulukta erdem, yüce gönüllülük ve sevgi gibi temel temalar vardır. Bu temalar, bir bütün olarak insanın doğasında mümkündür. Dolayısıyla asıl mesele bu doğayı dünyevi hayat içinde açığa çıkaracak terbiye ve işlemlerin bilinmesi ve buna göre yaşanmasıdır. Açığa çıkarma işleminin en önemli evresi içgörüdür. Kişi içine dön­düğü, dolayısıyla dünyevi zevk ve hazlardan uzaklaştığı ölçüde doğasının bu te­mel özelliklerini bulabilecektir. Taoculukta ise mistik ve metafizik yönler daha bü­yük ağırlık taşır. Burada insanın içgörü yoluyla kendine dönmesinin yerini, kendi­sini yetiştirmesi alır. Bu yetişme sırasında insan kendisini bilecek, böylelikle evre­ni de bilebilecek ve onunla bütünleşecektir. Doğanın bilgisi ve birliği ancak evre­nin küçük bir modeli olduğu düşünülen insanın kendi doğasını denetlemesiyle kavranabilir. Bunun yolu meditasyondur. Weber’e göre, Konfüçyusçuluk, entelek­tüellerin ve üst sınıfların öğretisi iken Taoculuk Çin köylüsünün dinidir.

r

Doğu mistisizmi, tek tanrılı dinleri de etkilemiş ve onların içindeki tasavvuf eği­limlerini beslemiştir. Örgütlü ve kitabi dinler, sınırları keskin biçimde belirlenmiş inanç ve ibadet tarzlarını ödünsüz olarak insanlara tebliğ ederken onların içinde doğan tasavvuf hareketleri insanın kendisini tanımasını ve dünyevi hayattan elini eteğini çekerek ilahî olana ulaşmasını sağlayacak kişisel ve toplu deneyimler öne­rir. Kitabi olanın insanı yabancılaştırmasına karşılık, bu yolla yabancılaşmanın ve tanrı ile insan arasındaki aracıların aşılması mümkün olacaktır. Dinlerin kitabi bi­çimde tebliğ edilmiş, sınırları belirlenmiş yorumuna ortodoksi, bu yorumun dışına çıkarak kişisel deneyimlere yer açan ve ahlaki ve mistik arayışlara girişen uygula­malara da heterodoksi adı verilir.

Bağda§tırmacılık (Senkretizm)

Dinler ve inançlar arasında yaşanan kültürlenmeye bağdaştırmacılık denir. Dinler ve inançlar arasında ortaya çıkan temaslar sonucunda, dinler ve inançlar birbirle­rinden kimi inanç ve ibadet öğelerini alarak kendi inanç sistemleri içinde özümser­ler. Tanrılar, dinsel uygulamalar ve yorumlar ödünç alınabilir. Başka inançlara ait simgeler ithal edilerek bu simgelere yeni ya da yerli anlamlar yüklenebilir. Bu bö­lümün girişinde verdiğimiz örnek olay (Tepoztlan örneği), bu anlamda tipik bir bağdaştırmacılık örneğidir. Ya da yabancı bir inanç ögesi, yerli bir simgeyle yerel dinin bir ögesi haline gelebilir. Kimi zaman inançlar arasında kültürleşme süreçle­ri de yaşanır ve aynı inanç öğesi iki ayrı din tarafından paylaşılabilir. Örneğin Ha­cı Bektaş Veli Kapadokya’da bir İslam velisi ve Bektaşiliğin merkezî figürü olarak tanımlanırken, yine aynı yörede yaşayan Ortodoks Rumlar tarafından Aziz Hara- lambos adıyla bir Hristiyan azizi olarak tanınıyordu. Bunun gibi kimi pagan inanç­lar tek tanrılı dinlerin içinde birer kalıntı olarak yaşamlarını sürdürebilmişlerdir. Örneğin Noel Baba adıyla bilinen Aziz Nikolas’ın bugünkü algısı, tümüyle Kuzey Avrupalıların eski göçebe-çoban hayatlarına uygun bir tarzda devam etmektedir. Ya da Noel sırasında Batılı Hristiyanların çam ağacı süslemesi, yine Kuzey Avru­pa’nın pagan dinlerinden kalma ağaç kültünün bir kalıntısı olarak Hristiyanlık için­de yaşamaktadır. Kuzeybatı Meksika’nın birkaç yüzyıl öncesine dek avcı-toplayıcı- lıkla geçinen; fakat İspanyolların gelmesiyle tarımcı hayata ve Hristiyanlığa geçen Huicholelarının eski dinsel hayatlarından kalma geyik kültüne dayanan geyik sim­geciliği devam etmekte; ama bunun yanında ortaya çıkan mısır kültü de tarımcılı­ğa geçişle başlayan yeni hayatı simgelemektedir. Her iki kült de Hristiyanlık için­de kendisine yer bulabilmiştir. Aslında bütün inançlar uygulamada ilk tebliğ edil­dikleri hallere göre değişime ve dönüşüme uğramışlardır. Bu, kimi zaman ibadet pratiklerinde, kimi zaman nasıl yaşanacağına dair ahlak öğretisinde, kimi zaman o dinle bağlantılı hukuksal yorumlarda, kimi zaman da doğrudan doğruya inancın kendisinde görülen bir değişimdir. Bağdaştırmacılık, bu değişimin en sık karşılaşı­lan hallerindendir.