TARİKAT NEDİR ?

15
PAYLAŞ

TARİKATLAR
Tasavvufun, zühd ve tasavvuf döneminden sonra tarikat dönemini yaşadığı ve XII. asırdan sonra İslâm ülkelerinin muh-telif bölgelerinde bir takım tarikatların kurulmaya başladığını daha önce belirtmiştik. Lügatte “gidilecek yol, izlenecek usûl, hâl ve durum” gibi anlamlar ifade eden “târik” ve “tarikat” kavramı, insanların manevî kabiliyetlerini geliştirmek için kurulan manevî yol demektir. Tarikat önceleri âhıreti kazanmak için dünyadan yüz çevirmek, rûhî kuvvetleri terbiye, nefs ve tabiata aid güçleri kontrol altına alabilmek için izlenen yol anla- mındaydı. Daha sonra ise bir tekke ve zâviye çevresinde “şeyh”

denilen mânevi bir rehber gözetiminde rûhî eğitim gören kişilerin uydukları ahlâkî, sosyal kaidelerin tümüne ad oldu. Tekke ve tarikat âdâbına dair yazılan eserlerin ilki Ebu’n-Necib SühreverdTnin Âdâbu’l-mürîdîn’idir. Ebû Hafs Sühreverdî, amcasının eserindeki âdâbı, Avârif’te biraz daha geliştirmiştir. Bu iki kaynaktan hareketle tarikatların çoğunda âdâb kitaplan kaleme alınmıştır.
Tarikatların amacı insan ruhunu terbiye etmek, insanları dış dünyanm tesirlerinden kurtarıp iç dünyalarına yönlendirerek, içlerindeki mutlak hakikate ulaştırmaktır. Bir bakıma tarikat, şeriatın zâhirinden, özüne (hakikat) doğru giden yoldur.
Genel tasnife göre tarikatlar üç grupta incelenir: Ahyâr, ebrâr ve şuttâr.
a.    Ahyâr tariki: Amel ve ibâdete düşkün kişilerin tuttuğu yoldur. Bu yolun sâlikleri genellikle nâfile ibâdetlerle Hakk’a ulaşmaya çalışırlar.
b.    Ebrâr tarîki: Tasfiye ve mücâhede tarîki olup, halk ile olan muâmelede de, Hakk ile olan muâmelede de sâdık olanların yoludur. Gönül saflığına ermek için mücâhedeyi esas alırlar.
c.    Şuttâr tarîki: Aşk ve muhabbet ehlinin yoludur. Aşk, vecd ve coşku ile bu yola girilir. Aşk ile ülfeti olmayan bu tarîka sülük edemez.
İslâmın ilk devirlerinde bütün diğer dînî ilimler (tefsir, hadis, fıkıh vs.) gibi tasavvuf ilmi de müstakil bir ilim olmayıp Kurian ve Hadis’in içinde bulunuyordu. İslâm’ın kısa zamanda geniş bir sahaya yayılması, bu dine giren bazı kimselerin eski inançlarını hemen söküp atamamaları; çeşitli felsefî fikirlerin münâkaşa zemini bulması ve zamanla siyâsî merkeziyetin zaafa uğraması, halkın bir bölümünü, bu başdöndürücü, zihinleri bulandırıcı ve ruhu daraltıcı havadan kaçıp zâhidâne bir hayat ya

şamaya şevketti. İşte bu devrede sâfiyetini muhafaza edebilen bazı İslâm büyükleri etrafında, halk kümelenmeye başladı. Ne-ticede bu topluluklar zamanla tarikat adıyla yâd edilir oldu.
Bugünkü mânâdaki teşkilâtıyla ilk tarikatlar, Abdulkadir Geylânî (261/1166) ve Ahmed Rîfâî (6.575/1179)’nin kurdukla-rıdır.
Tarikatın mezhebden farkı, tarikatın tasavvufî, mezhebin fıkhî ve i’tikadî oluşundadır. Tarikat mensuplan aynca bir mezhebe de mensupturlar. Nitekim sünnî tarîkatler, sünnî mezheplere bağlıdır.
Tarikat prensipleri kitap ve sünnetten alınmış olup şer! yü-kümlülüklerin ardından icrâ olunur. Müridin şeyhine bey’ati, ashâbm Peygamberimiz’e (s.a.s.) “bey’at-i ndvan”daki beratından alınmadır. Hem bey’at-i ndvânı, hem de “elest bezmi”nde- ki muâhedeyi tazelemektir.
Tarikatların ortaya çıkış ve yayılışında, mânevi ve içtimâ! ol-mak üzere iki esaslı âmilden bahsedilir. Bu âmillerden mânevi olanı, İslâm dininin yapısıdır. Kur’an ve sünnetin özünde bulu-nan; ashâb ve diğer zâhidlerin hayatlarında görülen zühdî, rû- hî ve mânevi eğilimdir. İçtimâi âmil ise tasavvuf ve rûhî hayata yönelik yaşayışının zamanla halk kitlelerine mal olması ve her sınıf insanın bu yola ilgi duymaya başlamasıdır.
Hz. Peygamber (s.a.s.)’e kesiksiz bir silsile ile bağlayan bir şeyhe intisab eden sâlike şeyhi, “mânevi himmet” verir. Cemaat olmanın mânevi tesiri ve psikolojik etkisiyle haller in’ikâs eder. “Mü’min mü’minin aynasıdır.” hadis-i şerifi gereği, sâliklerin güzel halleri birbirine yansıyarak mânevi bir etkileşim meydana gelir.
Tarikat ve tekke eğitiminde, mânevi tesiri artırmak amacıyla, şeyh ve ihvandan oluşan tarikat topluluğu, âile ferdleri gibi

değerlendirilir. Şeyh, mürîdlerinin babası makammdadır. Mü- rîdler de birbirlerine “ihvân” diye hitab ederek kendilerini mânevi babanın evlâdı kardeşler olarak görürler. Aslında bu anlayış, genel anlamda İslâm için de geçerlidir. Nitekim Hz. Pey-gamber (s.a.s.) “Ben size babanız menzilesindeyim ve size öğ-retirim.”1 buyurduğu gibi, Hz. Peygamberdin eşleri için Kurian’da: “Onlar, müzminlerin anneleridir.”1 2 buyurulur. Yine ümmet ferdleri, Kurian lisanıyla birbirinin kardeşleridir.3
1.    ‘Ebû Dâvûd, Tahâre, 4
2.    el-Ahzâb, 33/6
3.    el-Hucurât, 49/1

 

Nefsin Yedi Mertebesi, Esma ve Makamlar
 
Nefsin Sıfattan Seyrin Çeşitleri Âlemler Hâller Mahaller Vâridât Şuhûd Es mâ * Nur Rengi
Em mİ re tlallah Şehadct Zevk Sadr Şertat Tcvhid-i ef âl Lâ ilâhe illallah Ezrak (mavi)
Lcvvâmc AİeUah Misal Şevk Kalb Tarikat Tcvhıd-i afat Allah Asfar (san)
Mülheme BUlah Ervah Aşk Ruh Hakikat Tcvhid-i zât Ahmer (kırmızı)
Mubnetnne Ani Uah Ceberut Vasi Sut Ma’rifct Cem Hakk Esved (siyah)
Râziye Fillah Lâhût Hayret Sittu’mut Vdâyet Ccm’ul-cem Hayy Ahdar (yeşil)
Marzıye MaalUh Nâsut Fen! ftt-feni Hafi Stddıkıyet Hazrctü’l-Cem’u’t-cem’ KayyOm Ebyaz (beyaz)
Kâmile LÜlah Hakikat Baki bi’l-bakâ Ahfl Kurbet AhadtyyetûVccm’ Kahhâr Btlâ-lcvn (renksiz)