TABULAR, KÜLTLER VE DİNSEL SİMGELER Antropoloji

TABULAR, KÜLTLER VE DİNSEL SİMGELER

Tabular

İnanç sistemlerinin yanaşılmasını, dokunulmasını, yenilmesini, hatta kimi zaman adlarının anılmasını yasakladığı canlı ve cansız varlıklardır. Bazı toplumlarda tabu sayılan bu nesnelere dokunma hakkı, sadece belirli kişilere ait olabilir. İslam ve Yahudi inancında kirlilik tabusu olan şeyler tanımlanmıştır. Örneğin domuz yeme yasağı böyle bir tabudur. Birinci derecede akraba sayılan kişilerle cinsel ilişki ya­sağı, yani enRest tabusu, hemen hemen bütün kültürlerde vardır. Bazı durumlarda kimi tapmaklara kadınların girmesi de yasaklanmıştır. Örneğin Yunanistan’ın At- hos Dağı’nda bulunan Ortodoks manastırlarının bulunduğu geniş topraklara hiç bir kadın giremez. Bu da bir kirlilik tabusu olarak tanımlanabilir.

Kültler

Kültler, kutsal olarak tanımlanmış varlıklar etrafında oluşmuş inanç ve tapınma bi­çimleridir. Bu varlıklara saygı duyulur, tapınılır, zaman zaman kurbanlar sunulur ve onlar için ayinler düzenlenir. Bu ayinler belirli kült araçlarını kullanma yetkisi
olan cemaat veya din önderlerince yönetilir. Kültler; arınma, bereket ve doğurgan­lık gibi temaların odağında yer alır. Bu çerçevede örneğin Anadolu’da taş, ağaç, su gibi kültlere rastlarız. Zaman zaman rastladığımız çaput bağlanmış ağaçlar, ağaç kültünün örnekleridir. Toroslarda yaşayan kimi Yörük grupları ardıç ağacını kutsal bilirler. Kuzey Avrasya’da ayı, geyik, tavşan gibi kültlere, Hindistan’da inek kültü­ne rastlamaktayız. Bu örneklerden kültlerin, toplulukların yaşadığı doğal çevreyle yakından ilintili olduğu görülmektedir.

Dinsel Simgeler

Dinsel simgeler, soyut dinsel öğelerin somut biçimde algılanmasına hizmet eden nesne, davranış ve tutumlardan oluşur. Bunlar Hristiyanların haçı gibi nesnel ola­bilir. Haç, Isa Peygamber’in insanlık adına acı çekmesini ve kendisini feda etmesi­ni simgeler. Belli ayinsel davranışlar da simgesel anlamlar taşır. Örneğin Şiilerin Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in Kerbela’da öldürülmesinin acısını nasıl derinden his­settiklerini yansıtan Muharrem ayinindeki davranışlar böyle bir simgesellik taşır. Bu ayindeki simgesellik, kişilerin yası temsil edecek biçimde siyah elbiseler giyme- siyle ve kendilerini zincirlerle döverek duydukları yas ve acının şiddetini göster­meye çalışmalarıyla tecelli eder. Kimi dinlerde belirli sözcükler ya da belirli tutum­lar da simgesel anlamlar taşır. Sözgelimi bir Müslüman’ın ezan okunduğu sırada saygılı bir tutum takınması onun dindarlığına işaret eden tutumsal bir simgedir. Kuran’ı öpüp başa koymak ya da yere düşen bir ekmeği öperek yerden almak da bu tür simgelerdendir. Simgeleri çeşitli kategorilerde ele alabiliriz.

Kültüre Özgü Simgeler

Dinsel simgelerin bazıları evrensel nitelikte olabileceği gibi, pek çoğu kültürlere özgüdür. Dolayısıyla bu simgeleri anlayıp onun gerektirdiği tutumu takınmak, kül­tür tarafından aktarılan ve o kültürden olmayanların bilemeyeceği bir davranış mo­delidir. Kişiler doğdukları andan itibaren bu simgeler ve onların gerektirdiği dav­ranışlar konusunda koşullandırılırlar. Bunun için kişiler küçük yaşlardan itibaren dinsel ayinlere ve ibadetlere sokulurlar. Öğrenme bu biçimde gerçekleşir.

Besin Simgeciliği

Din ve inançlar, insanların neyi yiyip neyi yemeyeceğine ilişkin çerçeveler kur­muşlardır. Bu yüzden insanların yedikleri ya da yemekten kaçındıkları besinler ge­nellikle dinsel inançlarıyla sıkı sıkıya ilişkilidir. Pek çok inanç sisteminde belirli hayvan ya da bitkilere simgesel bir anlam yüklenir; bu anlamlar besinlerin kutsal bağlamlara yerleştirilmesine ya da ondan kesinlikle kaçınmayı gerektiren tabulara işaret ederler. Örneğin İslam’da domuz tabusu, Hinduizmde inek tabusu vardır. Bu tabular nedeniyle söz konusu hayvanların kesilip yenmesi kesin biçimde yasaktır. Bazen de kutsallık atfedilen bazı zaman ve durumlarda belirli yiyeceklerin tüketil­mesi öngörülmüştür. Örneğin Muharrem ayında aşure pişirilip yenmesi, dinsel bir ritüel hâlini almıştır. Bunun gibi kilisede pazar ayininin ardından Hristiyanlar Hz. İsa’nın etini ve kanını simgeleyen ekmek ve şaraptan tadarlar.

Totemler

Pek çok inanç sisteminde hayvanlarla insani hayat birbiriyle çok yakın biçimde ilintilendirilmiştir. Özellikle kabile toplumlarında her kabilenin belirli bir hayvan türüyle özdeşleşmesi söz konusudur. Özdeşleşilen bu hayvan, o kabilenin totemi olur. Bu özdeşim, o hayvan türüyle atasal bir soy ilişkisine inanılmasından ileri ge-

 

lir. Bu inanışa dayanan evren kavrayışına totemcilik adı verilmiştir. Hayvanlarla ku­rulan bu ilişki çeşitli amblem ve anıtlarla simgesel olarak temsil edilir ve bu totem çevresinde tanımlanan ayinlerle bir inanç sistemi meydana getirilir. Avustralya Aborijinlerindeki totemcilik iki türlüdür. Bunlardan ilki doğum totemleridir. Do­ğum totemleri kişinin doğumunun evreleriyle ilişkili bir totemler dizisidir. Bazı Aborijin toplulukları, bu totemleri yemekten kesin olarak kaçınırken bazı topluluk­lar başkaları tarafından öldürüldüklerinde onları yemekte sakınca görmemekte, bazıları ise onları bulduklarında yememeyi aptallık saymaktadır. İkinci tür totem­ler ata totemleridir. Bu totemler kişileri, tarihlerine ve mitolojilerine bağlar. Avus­tralya Aborijinlerinin inanç dünyasında ata totemlerini temsil eden varlıklar Düş Zamanı denilen hayalî bir çağda gezintiye çıkmışlar ve bu gezileri sırasında arka­larında çeşitli nesneler bırakmışlardı. Bu nesneler bir yaşam gücüyle canlanmış ve bunlardan daha sonra insana dönüşecek bitki ya da hayvanlar biçiminde Ruh Ço­cukları doğmuştu. Kişiler bağlı oldukları bu bitki ve hayvanlar yoluyla toprak üze­rinde hak kazanırlar ve bu kazançlarının karşılığını, söz konusu bitki ve hayvanla­rın üremesini kutsayan çoğalma ayinleri ile öderler.

Sanat Simgeciliği

Dinsel simgecilik sanatta da yansımasını bulur. Dünya algı ve kavrayışının büyük ölçüde dine dayandığı toplumlarda, sanatsal ifade biçimlerinin dinselliği yaygındır. Pek çok küçük ölçekli toplumda sanatçı; genellikle mitosları, kutsal varlıkları ve dinsel ilkeleri yansıtan eserler üretir. Bu üretim dinsel ayinlerde kullanıldığı ve din­sel mekânları süslediği gibi evlerin dekoru içinde de önemli bir yere sahiptir. Bu çerçevede sıradan insanların evlerinde dinsel simgeler olarak yer alan eserler ola­bileceği gibi, servet sahibi kişiler de dinsel bir görev olarak bu tür eserleri sanatçı­lara ısmarlayıp yaptırabilir. Ismarlayan kişiler için bu, hem bir tür ibadeti hem de bir prestij ve iktidarı yansıtır. Özellikle toplumlar zenginleştikçe ve imparatorluk gibi büyük siyasal yapılar halinde örgütlendikçe sanatçının siparişle çalıştığı örnek­ler artar ve bu çerçevede yüksek estetik öğeler taşıyan dinsel simgeler ortaya çı­kar. Bu simgelerin belki de en görkemli örnekleri ünlü mimarların yaptığı tapınak­lar ve onların görkemli iç süslemeleridir. Osmanlı padişahları, yaptırdıkları büyük camilerle bu türden görkemli dinsel simgeler yaratmışlardır. Bunun gibi Leonardo Da Vinci, Rafaello ve Michalangelo gibi büyük sanatçılar, kiliseler için yaptıkları heykeller ve büyük resim programları ile bu gibi iktidar sahiplerinin prestijini yan­sıtan ve onları bu dinsel hizmetleri yoluyla yücelten kişiler olmuşlardır. Yakın za­manlara dek sanatla din birbirini, besleyen bir ilişki içinde olmuştur.

 

MİTOLOJİ VE MİTOSLAR

Mitos

Mitoslar, dinsel nitelikli efsanelerdir. Her mitos kutsal bir öyküye gönderme yapar. Herhangi bir mitosu paylaşan toplumlar bu mitosu kendilerine gönderilmiş bir ha­kikat olarak kabul eder ve onun gerçekliğinden kuşku duymadan onu sözlü gele­nek içinde aktararak toplumsal hafızanın malı yaparlar. Mitos, sadece kutsal bir masal değildir. Her mitos, mitosun içinde yer aldığı daha genel bir inanç sistemi­nin kabullerini, insan hayatı ve deneyimleri örneğinde öyküleştirir. Tıpkı dinsel simgeler gibi doğaüstü ve kutsal olanı, dünyevi olana ve somut olana bağlar.

Mitosların İşlevleri

Mitosların çeşitli işlevleri vardır. Bunların başında mitosların bir toplumun dayanış­masını ve birliğini, dolayısıyla kimliğini kuran tarihsel öyküler olması gelir. Top­lumların göçleri, geçmişteki toplumsal varoluş biçimleri, yaşadıkları doğal afetler bu mitoslar aracılığıyla güncel kuşaklara aktarılır, böylelikle birliği ve toplumun kimliğini yeniden kurar. Mitoslar, aynı zamanda geçmişte yaşadığı varsayılan tarih­sel ve kutsal kişiliklere ilişkin öyküler olarak, onların hayatları üzerinden doğru ha­yatı anlatan birer ahlak öğretisi oluşturur. Her şekliyle mitoslar simgelerle doludur ve her simge, insanların hayattaki rollerini ve nasıl doğru davranacaklarını hatırla­tan birer işaret gibi işlev görür. Mitoslardaki tarih anlatısı, belirli çıkar gruplarının ya da belirli kurumların haklılıklarını ve toplum içindeki varoluşlarının isabetini vurgulayabilir. Böylelikle güncel toplumsal düzeni kutsal bir geçmişe bağlar ve davranış kurallarını belirler. Kısacası mitoslar, kişilerin dünyayı algılama biçimleri­nin, tutumlarının ve davranışlarının toplumun öngördüğü kalıplara uydurulmasını sağlar. Ayrıca varoluşa, hayatın ve toplumun kökenine, hayat ile ölüme ve kişiler arasındaki çelişki ve çatışmalara ilişkin varoluşsal sorulara kültürün ürettiği cevap­ların aktarılmasında en büyük aracılardır.

Mitoloji

Mitosların oluşturduğu tutarlı bütünlük, pek çok öykünün birbirini tamamlayıcı bi­çimde örgütlenmesi mitolojiyi oluşturur. Mitolojiler, her toplumsal varlığın dünya­daki varoluşunun doğaüstü bir başvuru çerçevesinde meşrulaştırılmasıdır. Böyle­likle karşımıza Sümer mitolojisi, eski Yunan mitolojisi, Roma mitolojisi, Hint mito­lojisi gibi pek çok mitoloji çıkar. Dolayısıyla mitolojiler, aynı zamanda birer dünya görüşüdür. Özellikle toplumların yaratılış kurgusunu yansıtır ve bu yaratılış süreci içinde o toplumun biricikliğini ya da seçilmişliğini vurgular. Bu vurgu, o toplumun kimliğinin en önemli parçasını oluşturur. Yaratılış mitolojileri yanında, çeşitli kült­lere ilişkin mitolojiler ve kıyamet ya da yok oluş (eskatalogya) mitolojileri de var­dır. Bunların tamamı, bir toplumun dünya görüşünü temellendirir. Bazı mitolojiler, kimi toplumların dinlerinin temelini oluşturmuştur. Örneğin eski Yunan mitolojisi, aynı zamanda bir dindir. Eski Yunan toplumunu oluşturan kentler, bu mitoloji için­de yeri olan tanrı ve yarı-tanrıları kutsayarak kendi kültleri haline getirmiş ve bu kültlerin oluşturduğu tanrılar birliği (panteon), eski Yunan toplumunun birliğini simgeleyen bir din olarak varlığını sürdürmüştür.