Surre Nedir, Ne Demektir, Anlamı, Tarihi, İlk Surre

0
46

Surre

Arabça “para kesesi” demek olan surre, Osmanlılar tarafından Haremeyn (Mekke ile Medine) halkına dağıtılmak üzere gönderilen para hakkında kullanılır. Bu yönü ile malî bir terim olarak belge ve tarihlerimizde çokça geçer.

Haremeyn’e surre gönderme işi olarak Abbasîler zamanında Halife el-Muktedir Billah tarafından gerçekleşti. H. 311/923-24 senesindeki bu ilk surreden itibaren artık surre gönderme âdet haline geldi.

Fâtımîler, Hicaz’ı kendilerine bağlamak için Haremeyn’e para gönderirlerdi. Onlar her sene 120 bin dinar gönderiyorlardı. Biiâhere bunu 200 bine kadar çıkardılar. Memlûkler de Haremeyn’e surre gönderiyorlardı. Bunlardan sonra surre gönderenler artık Osmanlılar olmuştur.

Osmanlılar, daha Çelebi Sultan Mehmed zamanından itibaren surre göndermeye başladılar. Çelebi Sultan Mehmed’in iki defa surre gönderdiğini biliyoruz. Ondan sonra gelen padişahlar da bunu âdet haline getirdiler. 1481’de II. Bâyezid, yarısı Mekke, yansı da Medine halkına dağıtılmak üzere 14 bin altın göndermişti.

Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethedince, Mekke Şerifi Seyyid Berekât o zaman 13 yaşında bulunan oğlu Ebû Nümey’î Mısır’a göndererek Hz. Peygamberin emanetleri ile Kâbe’nin anahtarını Yavuz Sultan Selim’e teslim ettirmişti. Bu durumdan çok memnun olan padişah, Ebû Nümey’e büyük ihsanlarda bulunmuştu. 1517 senesinin arifesinde kendi nâmlarına bütün Hicaz ve Tihame bölgesinde hutbe okunmuştu. Okunan hutbede adının ‘’Hadim u’l-Haremeyni’ş-Şerifeyn” olarak zikredilmesi ve emanetlerin gönderilmesi Yavuz’u son derece memnun etmişti. Bunlara bir nişâne-i şükrân olarak Haremeyn halkına 200 bin flori ile 7000 erdeb zahire gönderdi. Bunları dağıtmak için de Emir Musllhiddin adında bir zatı memur etti. Ayrıca her sene bir surrenin gönderilmesini emretti. Hicaz halkı Sultan Selim’in surresinden pek memnun oldukları için buna “Sadakat-ı Rûmiyye” adını verdiler. Yavuz’dan itibâren devamlı olarak her sene gönderilen surrenin miktarı zamanla gittikçe artış gösteriyordu. Nitekim, Sultan II. Mahmud zamanında gönderilen zahire 17 bin erdeb, paranın yekûnu da II. Abdülhamid zamanında 3.513.615 kuruştu. 1334 Malî yılı bütçesine konulup da gönderilmeyen surrenin miktarı ise 3.640.272 kuruşa çıkmıştı.

Osmanlılarda “Surre-i Hümâyûn” adi da verilen surre, dindarlıkla şöhret bulmuş birisinin nezâreti altında gönderilirdi ki, bu zata “Surre Emini” denirdi. Surre gönderilirken daha önceden geçeceği yollar bilindiği için yol üzerindeki kazaların kadılarına hükümler gönderilirdi. Bu hükümlerde, hacılar ile surre alayının her türlü sıkıntıdan kurtarılması, ihtiyaçlarının temin edilmesi ve yolkesici eşkıyanın tasallutundan korunması için gereken tedbirlerin alınması istenirdi. Arşivlerde bu neviden pek çok hüküm bulunmaktadır,

Surre-i Hümâvûn I.Dünya savaşı içinde Hicaz bölgesiyle irtibat kesilinceye kadar gönderilmişti.

Tarih galip milletlerin mağlupların sırtından geçindiğini ve onları sömürdüğünü göstermektedir. Ancak Osmanlı’yı bunun dışında tutmak gerekir. Zira onlar değil sömürme, aksine mağluplara yardim ediyorlardı. Hele bu millet Haremeyn gibi bir bölgenin halkı ise o zaman bizzat devlet merkezinden onlara her türlü yardımı bir vazife biliyor ve orsa göre davranıyorlardı.