Surre Alayı Nedir, Ne Demektir, Osmanlı’da Surre Alayı

0
64

Surre Alayı

Osmanlılarda, Surre-i Hümâyün’un Haremeyn (Mekke ve Medine’ye gönderilmesi esnasında yapılan resmî merasim hakkında kullanılan bir tâbirdir.

Başlangıçtan H.1281/1864 tarihine kadar “Surre Alayı” karadan katır ve develerle gönderilirken bu tarihten itibaren deniz yolu ile gönderilmeye başlandı. Hicaz Demiryolu’nun yapılması ile de trenle gönderildi. Surre karadan gönderilirken Receb’in on ikinci günü merasimle İstanbul’dan yola çıkarılırdı. Deniz yolu ile gönderildiği zaman yol nisbeten kısaldığı için Şaban ayının on beşinde yola çıkarılırdı.

Tanzimat’tan önce “Surre Alayı” şöyle yapılırdı;

Merasim esnasında bulunması gerekenlere Dâru’s-saade Ağası ile Kethüda Bey tarafından bir gün önce tezkireler yazılır, surrenin, Üsküdar’a nakli için Kireç Kapısı iskelesinde bir “çekdiri” bulundurulması hususu da Kaptan Paşa’ya bildirilirdi. Divan-ı Hümâyûn ile tefriş ve tezyini icâb eden yerlere döşeme ve perdeler konurdu. Bu arada, gereği kadar da çadır kurulurdu. Davetliler, sarayda Dârü’s-saâde ağasının divan akdettiği yazıcı odasında beklerlerdi. Ağa gelince, Mekke şerifine gönderilmesi âdet haline gelen ve önceden sadrı-azam huzurunda mühürlenmiş bulunan “Nâme-i Hümâyûn”u “Dâru’s-saâde ağasına, teslim eder. Davetlilere hil’atler giydirilirdi. Bu sırada hazırlanan Surre-i Hümâyûn defterlerini Dârü’s-saâde ağası yazıcısı mühürleyip sonra Haremeyn müfettişi mühürler, Defterdar da kendi imzası yerine kuyruklu işâretini koyup daha sonra da Nişancı tarafından tuğra çekilirdi. Bundan sonra Reisu’l-Küttab’tan Nâme-i Hümayun’u alan Dârü’s-saâde ağası, Enderun’a hareket ederdi. Davetliler de yemek yerdi. Yemek yenince padişahın çıkması beklenirdi. Padişahın gelmesinin haber verilmesi üzerine davetliler hazırlanır ve padişahı karşılarlardı. Zat-ı şahane gelip Kubbe-i Hümâyûna girer ve harem ağalarının omuzlarında getirilen keseler ile bunlara âid defterler ve Mekke emirine hitaben yazılan Nâme-i Hümâyun padişahın muvacehesinde Kızlar Ağası vasıtasiyle surre eminine teslim olunurdu. Bu sırada hîl’atlar giydirilir, yerler öpülürken bir taraftan da Kur’ân ve na’tlar okunurdu. Mahmil devesi de ahır kethüdası, yedek deve de Sarban başı tarafından Kubbe-i Hümâyûn önünde gezdirilirdi. Bu an ağa için çok heyecanlı bir an olurdu. Zira vazifede bırakılıp bırakılmaması bu esnada belli olurdu.

Mahmil-i şerif develeri sîrasiyle ve Surre-i Hümâyûn katırları katariyle sevkedilerek Bâb-ı Hümâyûn’a bitişik kapı arası ve Defterdar hâzinesi tabir olunan hastalar kapısı önüne gelip durur. Duadan sonra Saray-ı Hümâyûn ağası, kethüda, kilercibaşı, hazinedar başı ile Dârü’s-saâde ve Bâbü’s-saâde ağaları hastalar kapısından dönerlerdi. Bundan sonra alay takımiyle Bâb-i Hümâyün’dan çıkıp alay köşkü altından Hocapaşa’ya, oradan Bahçekapısı yoluyla Kireç iskelesine varılırdı. Tekrar dua ile hazır bekleyen çekdiriye girilerek Üsküdar’a geçilirdi. Oradan da kara yolu ile Hicaz’a müteveccihen yol alınırdı. Daha sonraları merasimin Dolmabahçe Sarayı’ndan başladığını Saray ve ötesi adlı eserden öğreniyoruz. Hicaz Demiryolu yapıldıktan sonra mahmi! herhangi bir eşya gibi bir vagona konarak Hicaz’a gönderilirdi.