Süleyman Şefik Paşa – Hatıratım

69

Süleyman
Şefik Paşa – Hatıratım

Başıma
Gelenler ve Gördüklerim / 31 Mart Vak’ası

Süleyman
Şefik Paşa

Erzurum doğumludur (1860). Babası, bir
dönem Konya valisi olarak görev yapmış Ali Kemal Paşa’dır.

1919 yılında Harbiye Nazırı oldu. Görevi
sadece 3 ay sürdü. Kuva-yı Milliye birliklerine karşı kurulan Kuva-yı
İnzibatiye’nin kumandanı olduğu için Yüzellilikler Listesine alındı ve
vatandaşlıktan çıkarıldı. 1939’da çıkan afla Türkiye’ye döndü. 1946’da vefat
etti.

Hüsrev Gerede’nin kayın pederidir. Ünlü
bestekâr Şehrazat ise Paşa’nın torunudur.

Notlar

Taksim Kışlası’nda Topçu numune alayı
birinci taburunda kolağası idim.

Yemen’de binbaşılığa talibim dedim.

Babam bana üç nasihat vermişti

1. Din-i devlete ihanet etme, düşünce ve
davranışlarında doğru yoldan ayrılma

2. Ekmek yediğin çanağa tükürme, ona hürmet
et.

3. Devlet malına el uzatma, zira içinde
saçı bitmemiş yetim hakkı vardır.

4. Dostluk kurduğun insanlar ile bozuşma ve
eğer onlardan vefasızlık görürsen üslup ile geri çekil.

Yemen’e doğru yola çıkıyor, 1310/1893

Yolda geminin baş ambarında yangın çıkıyor.

Gemide 1300 nefer var ve filikalar
yetersiz.

Gemide yangını söndürebilecek vasıtalar
yok, hortum bile yok. İşte denetimsiz hükümet, işte hükümet-i mutlaka, işte
mesuliyetsiz amirler… (s. 14)

Kızıldeniz’e ulaşınca hasta adedi çoğaldı,
birer ikişer vefatlar başladı.

Yemen’e, birliğine ulaşıyor.

Bir gün kumandanından birliğe iki okka Arap
barutu temin etmesi emrini alıyor.

Askerler Hamid Meric adlı birini, koltuğu
altında iki okka Arap barutu bulunca derhal tutuklamışlar.

Süleyman Şefik, bu komploda alenen
kullanıldığının farkına varıyor.

…bir adamı hile ve iftira ile bir hükümetin
cezalandırması nasıl caiz olur.

Bunun Araplar üzerinde bırakacağı tesirin
fenalığına vurgu yapıyor.

Bu olaydan sonra San’a’dan ayrılıyor. (s.
22-23)

Trablusgarp memuriyetini kabul ediyor ancak
Yunan savaşı çıktığı için oraya gidemiyor. Tesalya ordusuna katılıyor.

Sultan
Hamid’in kayınpederi kaymakam Dağıstanlı Hızır Bey

Fuat Paşa demiş ki, …memleketi kurtarmak
için Sultan Murad’ı tahta geçirmek lazım.

Mehmet Paşa iş olup bitinceye kadar süvari
alayı ile Sultan Hamid’i taht-ı muhafazada bulundursun.

Hızır Bey, Mehmet Paşa’yı bulur, keyfiyeti
olduğu gibi anlatır.

Mehmet Paşa’da meseleyi Sultan’a anlatır.

Fuat Paşa tevkif edilir.

Mabeyinci Eğriboz Ragıp (madenlerden
yüzbinlerce lira çalarak zengin olmuş, para kuvvetiyle kendini kurtarmış), Fuat
Paşa’nın sorgusuna memur olur.

Fuat Paşa hiddetlenerek Ragıp Bey’i tahkir
eder.

Sultan Hamid elinde tabanca ile arz-ı endam
eder.

Ne var ki Fuat Paşa tek kelime söylememiş.

Sorgu ve tahkikat neticesinde (…) işin
içinde Gazi Ahmed Muhtar Paşa ve daha birçok ricalin bulunması hünkârı müşkil
bir mevkiye sokar. Binaenaleyh Fuat Paşa’nın kesin inkârı kabul edilmek
zarureti hâsıl olmuş. (s. 47-49)

S. Şefik, Erzincan’a tayin edilir. Burada
firar etmeye karar verir.

Kişisel çıkar daima vatan çıkarlarına
galiptir.

Firar edip Marsilya’ya gidiyor.

Fransa’da kısa süre kalıyor, affedilince
yurda dönüyor. Tophane’ye memur olarak atanıyor.

Mavzer
tüfeklerinin alımında suistimallar

250 bin lira rüşvet

İştirak edenler: Maiyet-i seniyye müşiri
Şakir Bey, Serasker Ali Saib Paşa, Yaver-i ekrem Müşir Derviş Paşa, Mabeynci
Eğribozlu maruf Ragıp Paşa.

Vasıta olunanlar: Ferik Sabit Paşa, Miralay
Mahmud Şevket Paşa…

Tüfekçi ustası sorguda:

“1300 tarihinde (…) Vidinli Müşir Tevfik
Paşa maiyetiyle Almanya’ya büyük çaplı mavzer tüfek ve fişek satın almak üzere
muayenesine gittik.”

Tevfik Paşa (…) bu tüfekleri muayene etti,
beğenmedi. Raporunu yazarak saraya gönderdi.

Tevfik Paşa’yı müşkülpesent diye geri
çağırdılar.

Yerine Tophane fabrikalar nazırı Ferik
Seyyid Paşa’nın damadı Sabit Paşa’yı ve Miralay Mahmud Şevket Bey’i
gönderdiler. Bunlar Tevfik Bey’in reddettiği tüfek ve kovanları kabul ettiler. (s.
124-125)

Zavallı padişah etrafında ihya ettiği
adamların bu gibi alçakça hareketlerini işitip gördüğü halde kuruntu sebebi ile
bunlara bir şey yapamadı ve en nihayet o vehim belasıyla hareket hattını şaşırarak
tacı tahtı kaybetti gitti. (s. 126)

Zaman geçti, Mahmud Şevket Bey Mirliva
olarak tophane Bahriye dairesi reisi oldu.

…beni Manastır’a tüfek muayenesine yolladı.

Oradan yeni bir emirle Yanya’ya gitti ve
orada da tüfek muayenesiyle görevlendirildi.

Oradaki işi bitince de aynı görevle
İşkodra’ya gönderildi.

Aradan iki sene geçti, İstanbul’dan ve
ailesinden ayrıydı, Süleyman Şefik.

Neticede Paris’e firar etti.

Tekrar geri döndü, doğruca Tophane
hapishanesine kapatıldı. İfadesi muhakeme edildi ve mesele halloldu. (s. 127)

8 Temmuz 1321 / 1905

Padişah mahfel kapısında Şeyhülislam
Cemaleddin Efendi ile birkaç dakika konuştuktan sonra mahfel merdiveninden
aşağıya inmeye başladı.

Tam arabaya bineceği sırada müthiş bir ses
işitildi.

Ortalık toz duman…

Bomba camiden 8 metre aşağıda ve 20 metre
uzağımızda patlamış idi. (s. 134-136)

Halep’de görevlendirilir.

Meşrutiyet ilan edildi.

İttihatçılar tüm iktidar unsurlarını
tasfiye etmeye başladılar.

Halep’de görevliyken ittihatçılardan gelen
bir telgrafı Halep komite reisi olarak kabul eder. (s. 158)

İttihatçılar şüphesiz Sultan Abdülhamid’in
idaresini arattılar. Devlet idaresinde cehaletten telafisi mümkün olmayan
yanlışlıklar yaptılar. (s. 160)

Selimiye Kışlası’nda 2. Seyyar Topçu liva
kumandanlığına tayin oldum.

İttihatçılar, sırf kendilerine muhalif diye
Mehmed Samim Bey’i alenen tabanca ile vurdular.

Hükumet bu cinayet sonrasında hiçbir
harekette bulunmadı.

Cenaze alayına iştirak eden yüzbinlerce
halk, cenazeyi millet meclisi önüne götürüp bu cinayetin faillerini isteriz
diye bağırmaya başladılar (Mart 1909).

Otuz Bir Mart Vak’ası

Askeri isyan

İsyana Selanik’ten gelen avcı taburu ön
ayak olmuş.

Hamdi Çavuş, bu taburun başındaymış. (s.
167)

Aynı günün akşamında İstanbul’dan müthiş
silah sesleri duyulur.

Süleyman Şefik Paşa, ayaklanma
bastırılıncaya dek Selimiye kışlasında askerin başında bulundu. Bu süre
zarfında emrindeki askerleri kışlada tuttu.

31 Mart vakası bir irtica ayaklanması
değildi. Halk, İttihat çetesinin hareketlerinden, fiillerinden,
eşkıyalıklarından bizâr olmuş, Meşrutiyet ismiyle boyunlarına zulüm halkası ve
istibdadın takılmış olduğunu his ve müşahede etmişlerdi. (s. 184-185)

Yayına Hazırlayan: Hümeyra Zerdeci

Arma Yayınları

Mayıs 2004