Sosyolojinin Doğuşunda Etkili Olan Gelişmeler: Bilimsel Devrim

PAYLAŞ

Sosyolojinin doğuşunda etkili olan gelişmeler; Bilimsel Devrim, Aydınlanma düşün- cesi, Fransız Devrimi ve Endüstri Devrimi olarak özetlenebilir. fiimdi bu gelişmele- ri ve sosyolojinin doğuşunda oynadıkları rolleri ele alarak incelemeye çalışalım.

Bilimsel Devrim
Bilimsel devrim, Antik Yunan’dan Ortaçağ’a kadar kabul görmüş olan doktrinlerin reddedildiği ve fizik, biyoloji, kimya, anatomi, astronomi başta olmak üzere çeşit- li bilim dallarında yapılan önemli çalışmalarla modern bilimin temellerinin atıldığı döneme (1500-1700) verilen addır. Bilimsel devrim tek bir olay ya da keşif olarak değil, Galilei, Newton, Leeuwenhoek, Papin, Leibniz gibi çok sayıda bilim insanı- nın keşişerinden oluşan bir bütün olarak düşünülmelidir. Bilimsel devrimle birlik- te deneysel yöntem geliştirilmiş, doğanın matematiksel kurallara uyduğu ve bilim- sel bilginin pratik amaçlara ulaşmak için kullanılması gerektiği kabul edilmiş ve bi- limsel kurumlar geliştirilmeye başlanmıştır.
Bilimsel devrim birden bire ortaya çıkan bir süreç değildir, bu devrimin gerçek- leşmesi için uygun ortamı hazırlayan birtakım toplumsal ve ekonomik gelişmeler söz konusudur. Bilimsel devrimin meydana gelmesini mümkün kılan bu gelişme- ler Rönesans ve Reform hareketleri ile birlikte Avrupa’da 15. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar egemen düzen olan feodalizmin çözülerek yerini merkantalist kapitalizme bırakması, kilisenin ekonomik ve toplumsal gücünün zayışaması ve bilimle uğra- şan insanların kilisenin patronajından kurtularak dönemin zengin tüccarları tarafın- dan himaye edilmesi olarak özetlenebilir. Bilimsel devrim, birbirini bütünleyen ve feodal ekonomiyi kapitalist ekonomiye dönüştüren üç aşamadan oluşur. Bu aşa- malar Rönesans, Din Savaşları ve Restorasyon dönemleridir (Bernal, 1954:377). ilk dönem (1440-1540) Rönesans, coğrafi keşişer ve reform hareketinin egemen oldu-
ğu, ispanya’yı dünyanın baskın gücü haline getiren savaşların yaşandığı dönemdir ve bilimsel açıdan bu dönem önceki dönemlerin eleştirildiği bir dönem olmuştur. 1540-1650 yılları arasında yaşanan ikinci dönemde, ingiltere gibi bazı ülkelerde burjuvazi gelişmeye ve güç kazanıp toplumda egemen olmaya, bilim insanlarını himaye etmeye başlamış, böylece Kilise’nin kuralları dışında çalışma olanağı bul- muş olan bilim insanlarının çalışmaları sayesinde bu dönemde gözleme ve dene- ye dayalı ampirik bilim anlayışı gelişmiş ve önemli keşif ve icatlar yapılmıştır. Son dönem olan 1650-1690 arasında burjuvazi güçlenmeye devam etmiş, bilim bir top- lumsal kurum olarak kurulmuş ve bilimsel gelişmeler toplumsal yaşamda güçlü et- kilere sahip olmaya başlamıştır (Bernal, 1954:418).
Bilimsel Devrim olarak adlandırılan dönemdeki bazı çalışmalardan örnek ver- mek gerekirse, Galileo Galilei (1564-1642) güneş sisteminin merkezinde dünyanın değil güneşin yer aldığını göstermiş, Johannes Kepler (1571-1630) gezegenler ve gezegen sistemleri ile ilgili yasaları keşfetmiş, güneş sisteminin matematiksel bir açıklamasını yapmış, William Harvey (1578-1657) kan dolaşımı teorisini geliştirmiş- tir. Bilimsel devrimin simgelerinden olan Isaac Newton’ın (1642-1727) gelmiş geç- miş en önemli bilimsel eserlerden biri olan “Doğa Felsefesinin Matematik ilkeleri” adlı kitabı 1687 yılında yayımlanmıştır. Bu eserinde evrensel kütle çekim yasasını ve hareket yasalarını açıklayan Newton, gözlem ve deney yoluyla yaptığı çalışma- larla kendisinden önceki fizik anlayışının yıkılmasını sağlamış, fiziksel evrenin al- gılanışını değiştirmiştir. Ayrıca bu dönemde mikroskop, teleskop, barometre ve termometre gibi çeşitli araçlar icat edilmiştir. Ortaçağ boyunca felsefe, kimya, tıp, matematik ve teknoloji alanlarında Doğu toplumları Avrupa’dan daha ileriyken, Batı dünyasında yaşanan bu gelişmeler sayesinde 17. yüzyıldan itibaren Avrupa’da bilim ve teknoloji diğer toplumlardan daha çok ve daha hızlı bir şekilde gelişme- ye başlamış ve çok daha fazla ilerlemiştir.

Bilimsel Devrim dönemindeki bu gelişmelerin ortak yönü, bilimsel yöntemin kullanılmaya başlanmasıdır. Modern Bilimsel yöntem, ampirizmi savunan Francis Bacon ve rasyonalizmi savunan Rene Descartes gibi çeşitli düşünürler sayesinde gelişmişse de büyük ölçüde Isaac Newton’un çalışmalarıyla şekillenmiştir. Newton, evrenin bir makine gibi mekanik ilkelerle işlediğini ve gerçekliğin nesnel olduğu- nu savunmuş, evrendeki her şeyi yöneten yasaların olduğunu, araştırmacıların nesnel olarak gerçekleştirecekleri deney ve gözlemlerle bu yasaların keşfedilebileceğini ve böylece olayların önceden tahmin edilebileceğini belirtmiştir (Schwarts ve Ogilvy, 1979:32). Bilimsel devrimin toplum açısından en önemli etkisi, Newton’cu bilim paradigmasının, yani tüm evrenin büyük bir makine ya da saat gibi mekanik bir şekilde işlediğinin ve doğal olguların bu işleyişe bağlı olarak gerçekleştiğinin, dolayısıyla tüm doğal olguların doğa kanunlarıyla açıklanabileceğinin ileri sürül- mesidir. Newton’cu bilim paradigması, Aydınlanma düşünürlerinin doğa, insan ve toplum hakkındaki yeni düşüncelerinin temelini oluşturmuş, bilimsel yöntemin ya- şamın her alanına uygulanabileceği inancını doğurmuştur. Newton’un kullandığı yöntem daha sonraki bilimsel çalışmalarda da model olarak kullanılmıştır.

Bilimsel Devrimle birlikte, doğal olguların işleyişi hakkındaki genel kanunların ortaya konması sayesinde teknolojide önemli ilerlemeler sağlanmış, bu sayede kıt- lık azaltılmış, uzak mesafelerle iletişim kurulması sağlanmış, bazı hastalıklara çare bulunmuş, yani doğa kısmen kontrol altına alınmıştır. Doğa bilimlerinde yaşanan ilerlemelerin insanlık için bu gibi yararlı sonuçlar doğurması bütün toplumun ilgi- sini çekmiş, özellikle bilimin teknolojik ürünlerinin toplumda yaygın olarak kulla- nılması, bilimin toplumdaki saygınlığını son derece artırmıştır.

Bilimsel devrim ilk bakışta doğa bilimlerinde yaşanan gelişmelerle ve teknolo- jik ilerlemelerle ilişkili gibi görünse de aslında bu devrim, Avrupa’da düşünce ya- pısında yaşanan köklü bir değişimi ifade etmektedir. Bilimsel devrimden önce bil- ginin kaynağı olarak kutsal metinler kabul edilir ve sorgulanmazken, bu devrim sürecinde sistematik şüphe, eleştirel düşünce, ampirik çalışmalar önem kazanmış, dünyaya ilişkin mekanik bir algılama şekli gelişmiş, bu mekanizmanın kurallarının ortaya konabileceği düşüncesi doğmuştur. Bilimsel yöntemin kullanılmaya başlan- masının ve genel olarak bilimsel devrimin sosyolojinin doğuşu üzerindeki temel etkilerinin (a) Aydınlanma düşüncesini şekillendirmesi ve (b) doğa bilimlerinde kullanılan yöntemlerin toplumu incelemek için de kullanılabileceği düşüncesini doğurması olduğu söylenebilir.
Bilim ve ilerlemeye duyulan güven, doğa bilimlerinde kullanılan bilimsel yön- temin toplumsal dünyanın incelenmesi için de kullanılmasına ilişkin bir istek doğurmuş, doğa bilimlerinde kullanılan aynı yöntemleri kullanarak etik, siyasi ve ekonomik sorunların da çözülebileceğine ilişkin bir kanı oluşmasını sağlamıştır. Bilimsel yöntem kullanılarak toplumsal olguların işleyişi hakkındaki ge- nel kanunlara ulaşılırsa bu olguların işleyişinin de kontrol altına alınabi- leceği ve böylece toplumsal yaşamdaki birçok sorunun çözülebileceği dü- şünülmüştür. Başka bir deyişle, bilimsel alanda kaydedilen gelişmeler sayesinde doğayı kısmen de olsa kontrol altına almış olmak, artık toplumsal dünyanın ve toplumsal yaşamın dinsel metinlerle değil, neden sonuç ilişkileri çerçevesinde açıklanabileceği umudunu doğurmuştur. Bilimdeki bu gibi önemli gelişmeler, özellikle bilimsel yöntemin kullanılması Aydınlanma düşüncesinde bilimin merke- zi bir yere sahip olmasını sağlamış ve Aydınlanma düşüncesindeki akıl ve ilerleme gibi bazı önemli ilkelerin şekillenmesinde etkili olmuştur. Özellikle Newton’un bi- limsel başarıları, Aydınlanma düşünürlerinin bilimsel yöntemin topluma da uygu- lanabileceğine ve gelecekte, bilim sayesinde toplumsal değerlerin amaçlar doğrul- tusunda rasyonel olarak seçilebileceğine inanmalarını sağlamıştır. Bu nedenle ba- zı Aydınlanma düşünürleri, felsefenin deneysel fizik yapar gibi yapılması gerekti-
ğini savunmuş ve fizikteki hareket kavramı ile ahlaktaki tutku kavramı arasında bir ilişki kurarak insanların ilgi ve tutkularını Newton’un çekim kanununa uyarlamaya çalışmışlardır (Callinicos, 2004:36).
Bilimsel yöntem kullanılarak toplumsal sorunların çözülebileceği inancı, doğa bilimlerinin yönteminin toplumu incelemek için kullanılabileceği düşüncesini be- raberinde getirmiştir. Bu nedenle, özellikle sosyolojinin ortaya çıktığı dönemde sosyoloji fizik, biyoloji ve kimya gibi başarılı doğa bilimlerinin modelleri çerçeve- sinde kurulmaya ve toplumsal yapı bu bilimlerin kavramları ile açıklanmaya çalı- şılmıştır. Bununla birlikte sosyolojik çalışmalar, geliştirilen sosyolojik teoriler arttık- ça sosyolojinin yöntemi ile ilgili yeni fikirler doğmuştur. Bu çerçevede bazı sosyo- loglar, toplumu incelemek için doğa bilimlerinde kullanılan bilimsel yöntemin kul- lanılabileceğini savunmuşlardır. Bazı diğer sosyologlar ise toplumsal dünyanın fi- ziksel dünyadan farklı olduğunu, bu nedenle bu dünyanın incelenmesinde bilim- sel yöntemin olduğu gibi kullanılmaması gerektiğini savunmuşlardır. Sosyolojinin yöntemi konusundaki bu tartışmalar günümüze kadar devam etmiştir.