SOSYOLOJİK YÖNTEMiN KURALLARI :EMILE DURKHEIM

Durkheim’ın sosyolojik yaklaşım ve yöntemi, önemli ölçüde pozitivist bir bilim an- layışını temsil etmektedir. Marx’ın aksine Durkheim, biyolojik benzeşmeye dayalı olarak parçaları arasında işlevsel karşılıklılık temelinde işbirliğinin var olduğu uyumcu bir toplum modeli ve buna uygun pozitivist bir yöntem benimser. Durk- heim sosyolojik yöntemin kuralları çalışmasına, sosyolojinin çalışma nesnesinin ne olduğu sorusuyla başlar. Ona göre sosyolojinin çalışma konusu toplumsal olgular- dır. Durkheim toplumsal olguları maddi ve maddi nitelikte-olmayan toplumsal ol- gular olarak iki şekilde sınışandırır (Lukes, 1972, aktaran, Ritzer, 1992, s. 3):
A.    Maddi-toplumsal olgular
1.    Toplum
2.    Toplumun yapısal bileşenleri (kilise, devlet gibi)
3.    Toplumun morfolojik (nüfus dağılımı, yerleşim düzeni) bileşenleridir.
B.    Maddi-olmayan toplumsal olgular ise,
1.    Ahlâk,
2.    Kolektif bilinç,
3.    Kolektif temsiller ve kolektif eğilimlerdir.
Bu ayrım aynı zamanda temel gerçeklik düzeyini sınışandırma biçimidir. Ger- çekliğin düzeyini maddi toplumsal olgulardan başlatır. Maddi olgular maddi olma- yan toplumsal olguları etkilemektedir (Lukes, 1972, aktaran, Ritzer, 1992, s. 3). Sos- yolojik yöntemin kuralları çalışması, bu toplumsal olgunun ne olduğu, bu toplum- sal olguların gözlemine ilişkin kuralları, normal ile patolojik olanın ayrımına ilişkin kuralları, toplum tiplerinin belirlenmesine ilişkin kuralları, toplumsal olguların açık- lanmasına ilişkin kuralları ve sosyolojik kanıtlamaya ilişkin kuralları içermektedir.
Toplumsal bir olgu nedir? Durkhiem’e göre sosyolojinin çalışma konusu top- lumsal olgulardır. Toplumsal olguyu diğer olgulardan (evrenin olgularından) ayı- ran temel olarak iki ayırıcı niteliği vardır:
Birincisi, toplumsal olgular bireylerin bilinçleri dışında var olur. Durkhiem top- lumu bütün olarak analiz ettiği için, bireysel temelde, bireylerin bilinçleri temelin- de analize karşı çıkmaktadır. Sosyolojik açıklama bireysel güçlerin dışında kolek- tif güçlerle ilgilidir. Çünkü ona göre toplumsal olgular bireylere indirgenemeyecek kolektif bir niteliğe (aile, din, mesleki örgütlenme) ve kendine özgü bağımsız bir gerçekliğe sahiptir ve bireylerin dışında vardır.
ikincisi, toplumsal olgular kendilerini bireylere zorla kabul ettirirler. Kolektif nitelikleriyle bireylerin dışında var olan toplumsal olgular, bireyler üzerinde baskı- cı ve sınırlandırıcı bir güce de sahiplerdir. Örneğin, din toplumsal bir olgu olarak bireyin dışında kolektif bir niteliğe sahiptir. Mümin dinsel yaşamına ait sahip oldu-
ğu inanç ve uygulamaları kendi bilinci dışında hazır bulmuştur. Aynı şekilde birey- ler aile kurumu içinde eş, koca, kardeş olarak çeşitli görevleri yerine getirirler. Bi- reyler bu roller aracılığıyla aile kurumunun işlevselliğini sağlamaktadır. Aile, bire- yin dışında var olan, insanların istemi dışında buyurucu ve kısıtlayıcı yönüyle bire- ye varlığını kabul ettiren toplumsal bir olgudur (gerçekliktir) (Kızılçelik, 1994 s.181-183; Durkheim, 2004, s.47-50; ). Yani toplumsal olgular, kısaca dışsallıkları ve kısıtlayıcı (baskıcı ve sınırlayıcı) özellikleriyle tanımlanmaktadır. Ancak Co- ser’e (2008, s.128-129) göre, Durkheim bu konudaki görüşünü şu yönde geliştir- miştir. Durkheim’ göre, toplumsal olgular (özel olarak da ahlâki kurallar) bir yan- dan bireylerden bağımsız varlığını devam ettirirken diğer yandan da bireylerin bi- linçlerinde içselleşmektedir. Toplumsal olgular içselleştiği ölçüde bireylerin davra-
nışlarını belirlemektedir. Örneğin, ahlâki kurallar bize dışsal ve bizi kısıtlayan bir toplumsal olgudur ancak birey onu içselleştirdiği ölçüde davranışına yön verir. Ya- ni “toplum bizim ötemizde ve bizim içimizde bir şeydir” (Durkheim 1953, aktaran Coser, 2008, s.128). Peki, kendine özgü ayrı bir varlığı olan ve birey üzerinde bir dış baskı uygulayabilen toplumsal olguların gözlemlenmesine ilişkin kurallar ne- lerdir?
Toplumsal olguların gözlemine ilişkin kurallar: Durkhiem’e göre, toplum- sal olguların gözlemlenmesine ilişkin en temel ilke onları nesnelermiş gibi ele al- ma gerekliliğidir. Bu ise üç kurala bağlıdır:
Birincisi, bir toplumsal olguyu ele alırken ilk önce her türlü peşin hükümden sistematik olarak kopmak gerekmektedir. Örneğin, devlet, demokrasi, aile gibi ol- gular hakkında bazı fikir ve duygulara sahip olabiliriz. Aslında bu olgular hakkın- da karmaşık ve belirsiz bilgilere sahip olduğumuz için onları bir nesne gibi ele al- mamız gerekmektedir. Bu olguları bilimsel olarak ele almak için ilk fikirlerimizden ve önyargılarımızdan kurtulmamız şarttır.
ikincisi, bir sosyolog mutlaka ele aldığı toplumsal olguyu tanımlamak duru- mundadır. Durkheim, bunun yanı sıra bu tanıma uyan ve ilişkili olan bütün olgu- lar grubunun araştırmaya istisnasız dâhil edilmesi gerektiğini düşünmektedir. Ör- neğin, suç olgusunu anlamak istiyorsak ceza olgusunu da araştırma sürecine dâhil etmemiz gerekmektedir.
Üçüncüsü, Durkheim’e göre, toplumsal olguları araştırmaya girişirken bu olgu- ları kendi tekil ve değişken görünümlerinden soyutlayarak incelenmeyi sağlayacak bir bakış açısı benimsenmelidir. Örneğin, aile konusu incelenmeye başlanırken onu farklı aile türleriyle karıştırmamak için nesnel bir ölçüt olarak ailenin hukuk- ça düzenlenmiş yapısı veya miras hukuku referans alınabilir (Aron, 2006, s.336; Durkheim, 2004, s.97-119).
Normal ile patolojik olanın ayrımına ilişkin kurallar: Durkheim’e göre, sı- ralanan bu kurallara bağlı gözlem faaliyeti birbirinden birçok açıdan farklı iki olgu kategorisini bir araya getirmektedir. Birinci kategori makul olması gereken normal olguları, diğer kategori ise olması gerekenden tamamen farklı olan patolojik olgu- ları içermektedir. Durkheim’de normallik genellik ölçütüne göre tanımlanmakta- dır. Bir olgunun normal sayılmasının temel nedeni onun sıklığıdır. Örneğin, suçun patolojik bir olgu olduğu hemen kabul edilebilir. Ancak Durkheim’ın bakış açısıy- la suç, her toplumda sıklıkla görüldüğü (yaygın) ve kaçınılmaz bir olgu olduğu için normal sayılmalıdır. Yine de Durkheim’a göre bu açıklamadan suçun ve suçlunun cezalandırılmayı hak etmediği sonucunun çıkarılmaması gerekmektedir. Suçun ve cezanın bir toplum için normal bir olgu olarak ele alınması toplum üyeleri arasın- da toplumsal bağların güçlenmesine hizmet etmesinden kaynaklanmaktadır. Daha açık bir ifadeyle Durkheim’a göre belirli bir oranda seyreden suç normal, belirli bir oranın dışında seyreden suç ise patolojik (topluma zararlı) olarak kabul edilmeli- dir. Suç kolektif bilincin yasaklamış olduğu bir davranış olmakla birlikte toplum açısından pozitif işlevleri bulunmaktadır. Örneğin, suç toplumda hangi davranışla- rın hoşgörü ile karşılanacağını hangi davranışların cezalandırılacağını belirler. Bu bakımdan ortalama oranda seyreden suç da ceza da her sağlıklı toplum için işlev- seldir. Ancak, suç belirli bir toplum tipinde ortalama oranlardan saparsa anormal- dir (patolojiktir) (Durkheim, 2004, s.158). Sonuç itibarıyla Durkheim, toplumsal ol- guların toplumun sürekliliğinin sağlanması açısından ne tür işlevlere sahip olabile- ceğini normal ve patolojik kategorik ayrımıyla ortaya koymaktadır.

Toplum tiplerinin belirlenmesine ilişkin kurallar: Durkheim, toplumları karmaşıklık derecesine göre sınışandırmaktadır. Benzer olan toplumları belirli gruplara ayırmaktadır. Sınışandırmaya tek parçalı toplumlardan başlar. Ona göre, tek parçalı (yalınç) toplum daha önce hiçbir parçalanmanın izini taşımayan, sade- ce var olan haliyle tek bir parça olan toplumdur. Örneğin, ilkel toplumlar (horde) hiçbir farklılaşmanın olmadığı toplumdur. Bu toplumdan (horde) sonra, içine bir- çok aileyi alan klan gelir. Durkheim, horde’lerin birleşmesiyle oluşan klanı tarih- sel olarak bilinen en basit toplum olarak sınışandırmaktadır. Diğer toplumların sı- nışandırılmasında da aynı ilke (karmaşıklık ilkesi) ve yöntemi kullanır. Klanların- da özlerini değiştirmeden yan yana gelmesi çok parçalı toplumları meydana ge- tirir (ör. Avustralya kabileleri). Çok parçalı toplumların birleşmesinden de daha üst ve farklılaşmış toplumlar meydana gelir. Siteleri bu toplumlara örnek olarak vere- biliriz (Kızılçelik, 1994 s.186; Aron, 2006, s.339-340).
Toplumsal olguların açıklanmasına ilişkin kurallar: Durkheim’a göre, toplumsal bir olgunun açıklanmasının temel ilkesi şudur: Bir toplumsal olgunun nedeni ancak başka bir toplumsal olguda aranmalıdır. Onun toplumsal olguları açıklarken nedensel ve işlevsel olmak üzere dikkate aldığı iki farklı yöntem vardır. Bu yöntemlerden birincisinde; toplumsal olguların nedenleri yine başka toplum- sal olgularda aranmalı ve nedensel olarak açıklanmalıdır. Diğer bir deyişle, bir top- lumsal olguyu açıklamak onu zorunlu olarak ortaya çıkaran önceki olguyu ortaya çıkarmaya bağlıdır. Başka bir ifadeyle, Durkheim toplumsal olguların nedenlerinin toplumsal ortamda aranması gerektiğini düşünmektedir. Yani sosyoloji bilimi, açıklamak istediği olguların nedenini incelediği toplumun yapısında aramalıdır. Bu yaklaşım bir olgunun nedenini geçmişte arayan tarihsel açıklamanın karşısında yer almaktadır (Durkheim, 2004; Aron, 2006, s.341-343). Bir olgunun nedeni tespit edildikten sonra açıklanacak olgunun işlevi ve yararlılığı araştırılmalıdır. Yani ikin- ci yöntem olarak, toplumsal olgular topumun ihtiyaçlarının karşılanması açısından sahip oldukları işlevler açısından araştırılmalı ve toplum açısından işlevlerine bakıl- malıdır. Buradan da anlaşılacağı üzere Durkheim, işlevselci (fonksiyonalist) olarak adlandırılan bir toplum modeli benimsemiştir. Durkheim’ın işlevselci toplum mo- deli, modern sosyolojinin gelişimini derinden etkilemiştir. Durkheim’ın işlevselci yaklaşımı özellikle modern sosyolojinin en önemli yaklaşımlarından birisi olarak kabul gören yapısal işlevselciliğin gelişiminde önemli bir rol oynamıştır.
Sosyolojik kanıtlamaya ilişkin kurallar: Durkheim’a göre,  bir  olgunun  baş- ka bir olguya neden olduğunu kanıtlamanın tek yolu olayların aynı zamanda bir- likte meydana gelip gelmediklerine bakmaktır. Ancak sosyolojik olguların incelen- mesinde tam olarak deneyleme yöntemini kullanmak mümkün değildir. Bu ne- denle, Durkheim’a göre, toplumsal olguların incelenmesinde birlikte değişim yön- teminin kullanılması daha güvenlidir (Kızılçelik, 1994 s.188-189).