Sosyolojide Metodoloji

 

ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ

Metodik ve sistematik bilgi edinme sürecine bilim denir.

Sosyolojinin metodunu kuran Emile Durkheim dir. Bu sebeple sosyolojinin kurucusudur. Durkheim sosyolojiyi felsefeden kurtarıyor. Sosyoloji genel metotları kullandığı dönemlerde felsefenin kubbesi altındaydı. Özel metotlar kullanmaya başlayınca da bağımsız bir bilim olmuştur.

Din iman metodunu kullanır. İman gaybe imandır. Şuhuda iman olmaz.

Bilim iman haline dönüşürse ideoloji olur.

İdeoloji: Kişinin herhangi bir objeye karşı katılaşmış tutumu. Bu tutumun katılaşması imanla birleşmesindendir. İman haline dönen dindir.

Felsefe düşünme metodunu kullanır. Bilimin metodu ise deneydir. Bilim adamının iddiası kanun buldumdur. Bu da objede var olan sebep-sonuç ilişkisidir. Bilim değer yargısında bulunmaz. Olması gerekeni değil, olanı inceler. Bilim adamı bana göre ifadesini kullanmaz.

Bilim objelerle ilgili sebep sonuç ilişkisini inceler.

Tarih: Proses: zamanda oluşan olay ve olgular.

Tarihi bilimler: konusuna giren olgularının zamanın determinasyonuna giren bilimdir. Sosyoloji, iktisat, hukuk v.s.

Obje veya objeler hakkındaki bilgilerimizi iki türlü gözlemle elde ederiz.

Gelişigüzel gözlem

Sistemli gözlem

Bir bilginin bilimsel bilgi olabilmesi için tümel ve zorunlu bilgileri kapsaması gerekmektedir.

Bilim birleştirilmiş ve düzenlenmiş bilgiler sistemidir. Bilim objektfdir.

Sosyolojinin dayandığı iki kanun vardır.

1-     İnsan toplum hayatı yaşamak zorundadır.

2-     Grup en az iki kişiden oluşur. Bu iki kişi birbiriyle karşılıklı ilişkiler içindedir.

Bilimsel bilgilerin doğrulukları her zaman kontrol ve ispat edilebilir.

İnsan düşünen bir varlıktır. Düşünmenin ürünü düşüncedir. Düşüncenin doğruluğu, varlıkta olan veya olmayanı teşkil edip etmediğidir. Olmuş bitmiş olaylar direkt gözlemle tahlil edilemez, en-direkt gözlem ile yani belgelerle inceleme yapılır.

Sosyal olayların determinasyonu zamandır. Fiziki olayların determinasyonu ise mekandır. M. Weber ve K. Marx monisttir. Pareto pluralisttir. M. Weber’e göre üst yapının belirleyicisi dindir. Kapitalizmi ortaya çıkaran dindir. Katoliklik kapitalizmi ortaya çıkaramadı.

METOD ve METODOLOJİ

Algılayan düşünen, anlayan ve açıklayan bir varlık olarak suje, objeye yaklaşır, onu bilmek ister veya bilmek zorunda kalır. Bu süreçte, düşünmenin objektif ürünü olan düşüncenin mantıkî prensipleri ve kanunları (özdeşlik-çelişmezlik-üçüncü halin imkânsız-lığı) ve varlığın (objenin) prensipleri (zaman kategorisi, mekân kategorisi, kalıtım kategorisi, sebeplilik kategorisi, karşılıklı etki kategorisi, zihniyet (kognisyon) kategorisi, normlar kategorisi, değerlerin determinasyonu kategorisi, oluş kategorisi ve eğitim kategorisi) ile determine edilen varlık gerçeğini insan bilmek ister. Demek ki, sujenin objeyi bilmesi kendi suje yapısından gelen ve varlıkta mevcut olan kategorilerin etkisi altındadır.

“Metod, bilinmeyen bir şeyi bulup meydana çıkarmak veya bilinen bir şeyi başkalarına gösterip isbat etmek için düşünceleri doğru ve sistematik bir şekilde sıralamak ve kullanmak sanatıdır”. Diğer bir ifade ile “Metod, araştırma yolu ile bulunup ortaya konabilecek somut sebep-sonuç ilişkilerini ve (mümkün olduğu hallerde) bu ilişkilerin temelinde yer alan soyut ilmî kanunları tesbit edebilmek için izlenmesi gereken yol” anlamına gelir[1]. Bu durumda “metod, bizi gerçeğe götüren yol[2]” olarak da ifade edilebilir.

Tanımlardan anlaşılacağı gibi metod zihnî bir süreçtir. Zihin gerçeğe ulaşmak için çeşitli yollar izler. Fakat herkes aklına esen bir yol tutarsa çabalar boşa gider ve çoğu zaman gerçeğe varılamaz. Bunun için en uygun yolların neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Uygun bir metod zihnin düzenli çalışmasını sağlar. Demek ki, çok bilgi sahibi olmak yetmez, bunları yerli yerinde kullanmak ve uygulamak da lâzımdır.

İlmî metod deyince, araştırmada aşama aşama kullanılması düşünülen teknikleri sistematik tarzda düzenlemek akla gelir. Bu nedenle metod ve teknik kavramlarını birbirine karıştırmamak gerekir. Teknik veya teknikler denilince, bilim adamının, inceleme sırasında bilgi toplamak için kullandığı özel araçlar akla gelmektedir. Metod ise, bilimsel araştırmalarla, ilgili problemler, teori ve veriler karşısındaki bellibaşlı terminolojik ve mantıkî yönelişlerle ilgilidir [3]. Daha açık bir ifade ile teknik, araştırma konusunu oluşturan varlıkların tek tek bilgilerini toplama araclarını, metot ise bu tek tek bilgilerin zihinde birleştirilme; sistematize edilme sürecidir.

Bilim, sadece olaylara uygun bir tasvir yapabilmek için ortaya atılmış bir takım araştırma ilke ve tekniklerinden ibaret değildir. Bilim problem ve olaylara bir bakış tarzıdır. Kullanılacak metod ve tekniklerden önce böyle bir bakış tarzının elde edilmesi gerekir. Bunlar:

·     Öğrenme arzusu

·     Sorgulama yeteneği

·     Tarafsızlık

·     Dürüstlük

olarak sıralanabilir.

Yukarıdaki bilim tanımlarından Wössner’in tanımında vurgulanan önemli bin kavram da “bilm adamı” kavramıydı ve ona göre “bilim, bilim adamının bilgisi” idi. Ancak herkes bilim adamı olamaz. Nasıl ki başka mesleklerde başarılı olabilmek için o mesleklerle ilgili birtakım yeteneklere sahip olmak gerekirse, bilimle uğraşmak da bir meslektir ve kendine özgü birtakım özellikleri gerektirir. Bilim adamının en önemli özelliği bilme merakı ve sorgulama yeteniğidir. Tarafsızlık ve dürüstlük onun bilim ahlakı ile ilgili özellikleridir. Demek ki bilim adamı yetenekleri yanında bilim ahlakına da sahip olmalıdır. Bilim adamı kavga eden iki kişiden biri değil, kavga olayını gözleyen üçünçü kişidir. Ancak bu pozisyondan olayı doğru gözleyebilir ve kavga sonucunu tarafsız ve dürüst olarak yorumlayabilir.

METODOLOJİ

“Metod (yöntem), bilimsel araştırmalarla, ilgili problemler, teori ve veriler karşısındaki bellibaşlı terminolojik ve mantıkî yönelişler” ve “bilim doğru düşünme sitematik bilgi edinme süreci” olarak tanımlandığında, metodoloji, metodlarla ilgili bilgilerin birleştirilmiş ve düzenlenmiş bilgiler sistemi olarak tanımlanabilir.

METODOLOJİ TARİHİ

Her bilimin bir metodolojisi ve buna bağlı olarak da bir metodoloji tarihi vardır. Bu onların kendilerine özgü metodlarının tarihidir. Bağımsızlıklarını da bu tarihi süreclerine borçludurlar. Genel anlamda metodoloji tarihi ise, bu bilimlerin metodoloji tarihlerinin ortak tarihidir. Bu bağlamda metodoloji ile ilgilenenlenen metodologların metodlarla ilgili görüşleri bizim için önem arzetmektedir. Bizim burada değinmek istediğimiz de bu görüşlerdir. Zira metodolojinin bağımsızlığı bu görüşler çerçevesinde gerçekleşmiştir.

Bütün bilimler gibi metodoloji de felsefenin kubbesi altında barınmıştır. Bu nedenle onun tarihini ve bağımsızlığını diğer bilimler gibi felsefe ile ilişkisinde aramak lazımdır.

Varlık bilgisi (ontoloji) ve buna bağlı olarak bilginin kaynağı ve değeri (epistemoloji) Felsefenin temel problemleri arasında yer almaktadır. Filozofların bilginin kaynağını ve bu kaynağa göre değerini buldukları söylenemez. Onlar hala arıyorlar: Düşünme metodu çerçevesinde kimileri aklı gösteriyor, kimileri duyuları, kimileri sezgiyi. Düşünüyorlar kendi düşüncelerini ifade ediyorlar. Herkes kendi düşüncesini savunacak mantıkı deliller getiriyor. İşte bu mantıkı delillerin sistematize edilmiş hali “mantık bilimini” doğuruyor. Demek ki metodoloji tarihini mantık bilimi ile başlatmak gerekiyor.

Aristo’nun “Organon”u ilk mantık bilimi kitabı olduğu gibi Descartes’in “Metod Üzerine Konuşmalar”da ilk metodoloji eseridir. Descartes’ten sonra metodolojinin bağımsızlığı yolunda epey mesafe alındı. Francis Bacon, Auguste Comte, Le Play, Stuart Mill, Claude Bernard, Emile Durkheim, W. Wundt gibi filozof, araştırmacı ve bilim adamlarının metod bilgisine belli bir sistematiklik kazandırmaları sonucu özel bir “metodoloji” biliminiden söz etmek mümkün olmuştur[4].

Bir bütün olarak göz önüne alınacak metodoloji tarihi, her fikri davranışın kendisi ile bereber veya sonra çıkacak bir başka fikri davranış tarafından tamamlandığını gösteriyor. Bu etkilenme veya etkileme ister farklı düşüncelerin reddi, isterse kabulü anlamında ceryan etsin sonuçta ideolojilere kaynaklık veya kendileri bir ideoloji yaratmış olmaları onların bilimsel alana taşınmasında birtakım sıkıntılara neden olduklarını söylemek mümkündür. Özellikle dedüksiyon metodunu kullanan Aristo metodolojisinine ve iman metodunu benimseyen dine karşı tutumları bu bilgi teorilerinin başlıca özelliği olmuştur.

Demek ki, aydınlanma dönemi ile başlayan metodoloji anlayışları pozitivizmin damgasını taşımaktadır. Bu dönemde sosyal bilimlerin metodları da pozitif bilimlerin metodları ile karşılaştırıldı ve konusu real olan sosyal bilimlerin deney metodunu kullanmaları gerektiği düşüncesi öne çıkartıldı.

Bilim felsefesi ve mantık bilimi ile başlayan metodoloji tarihi bilimlerin felsefeden bağımsızlıklarını kazandıkça metodolojileri de özelleşti. Buna rağmen geçmişte olduğu gibi bu gün de metodoloji tarihinin bilim felsefesi ve mantıktan kurtulmuş ve bağımsız bir bilim dalı haline geldiği söylenemez. Günümüzde dahi metodoloji ile ilgili teorilerde felsefecilerin belli bir ağırlığının olduğunu görüyoruz. Diğer bir ifade ile teorilerin geliştirilmesinde zihinsel birleştirmelerin ve bu birleştirmelerde aracı olan felsefenin kullandığı düşünme metodunun deney metoduna dönüştürülemediğini görüyoruz. Vurgulanan felsefede olduğu gibi bilginin kaynağı ve değeri problemleridir. Geliştirilen, daha doğrusu ortaya konan teoriler, ideolojik olmaktadan öteye geçememektedir.

Felsefe bilgiyi düşünmeye konu olması itibariyle problem edinir. Düşünme suje ile obje arasındaki ilişkidir. Suje düşünen varlık olarak insandır. Obje ise düşünmeye konu olan her şeşdir. Bu şeyler ya içimizde ya da dışımızdadır. Dışımızdaki objeler biz olmadan vardırlar. Bu nedenle bunlara real objeler denilmektedir. Mesela önümüzdeki masa bizim dışımızda vardır. Halbuki öyle objeler vardır ki bunlar bizim dışımızda değildirler. Bunlar zihnimizde; zihni yeteneklerimiz; düşünme kabiliyetlerimiz içinde yer alırlar. Mesela 2×2=4 bizim zihnimizde vardır. Ne iki ve ne de 2×2 nin sonucu olan 4 bizim dışımızda yoktur. Bunlar ideal varlıklardır. Demeki hem ideal varlıklar ve hem de real varlıklar insan düşünmesine konu olmaktadır.

Bilim, varlığı düşünmeye konu olması itibariyle değil, düşünme sonucunda obje ile ilgili üretilen bilgilerin doğru veya yanlış olması bakımından değerlendirir. Suje ile obje arasında birebir bir ilişki varsa bu bilgi doğru bilgidir. Eğer obje ile suje arasında birebir bir ilişki kurulamıyorsa bu bilgi yanlış bilgidir. Demek ki doğru bilgide suje ile obje arasında bir uyum, yanlış bilgide ise bir uyumsuzluk vardır. Bilimin amacı bu uyum durumunu ortaya çıkarmaktır.

Felsefenin bu uyum durumuna ait geliştirdiği yönteme “ MANTIK” adı verilmektedir. İfade edilen anlamda mantık doğru düşünme yöntemidir. Mantık bilimi ise bu doğru düşünme yöntemlerini kendisine konu edinen bilimdir.

Mantık bilimi bu doğru düşünme sanatını icra ederken bir takım ilkelere uyar. Bunlar:

Özdeşlik (aynilik) İlkesi: Bir şey ne ise odur; kendisidir. A=A dır. Bir başkası olamaz. A=A dır derken A nın A dan başka bir şey olmadığının ispatını da yapmış oluyoruz.

Çelişmezlik İlkesi: Bir şey aynı zamanda hem var ve hem de yok olamaz. Bir şey ya vardır, ya da yoktur.

Yeter Sebep İlkesi: Bu ilke önermelerden elde ettiğimiz ilkedir. Mesela, İnsanlar ölümlüdür. Sokrates de insandır. Sokrates de ölümlüdür. Çünkü Sokrates’in ölümlü olması için yater sebep vardır.

Bilimsel araştırma mantığın bu ilkelerine uymak zorundadır.

Felsefenin bilime yaklaştığı alanlardan biri de “ONTOLOJİ” dir. Ontoloji varlığın temellerini araştırması bakımından bilime yaklaşır. Ancak yine de bu buluşma alanında bağımsızlıklarını korurlar. Felsefe düşünme metodunda devam ederken, bilim konusunu düşünmenin dışına taşırır ve real varlıklardaki olayların sebep-sonuç ilişkisine dayalı kanunlarını araştırır.

Ortaçağ’ın düşünme açısından iki temel özelliği göze çarpar: Bunlar doğmatik düşünce ve iskolastik eğitim sistemidir. Bu dönemde kilise dogmaları mutlak bilgi, iskolostik eğitim sistemi de dogmaların eğitimidir. Rönesans ve Reform hareketi ise bu ortaçağ düşünce sistemine bir başkaldırı hareketi olarak yeni düşünce sistemini doğurur. Felsefenin doğmalardan bağımsız bir düşünce sistemine kavuşması bilimin önünü açmış ve bilim çağlarının doğmasına neden olmuştur. Başlangıçta kiliseye karşı olan bu hareket daha sonra kilisenin temsilcisi olduğu dine karşı bir düşünce hareketine dönüşür. Prof. Yümni Sezen’in tesbiti ile “hırıstiyan dogmaları karşısında düşünen bir insanın dinsiz olmaması mümkün değildir”. Nitekim Batı’da aydınlanma çağı ile bir pozitivist ve ateist düşünürler grubu ve düşünce akımının doğduğunu biliyoruz.

Ortaçağdaki Batı düşüncesinin bu durumuna karşılık İslam dünyası Ortaçağda aydınlanma dönemini yaşıyordu. Adnan Adıvar’ın deyimi ile bu bir “İslam Aydınlanması” idi. Batı aydınlanması da bu İslam aydınlanmasının etkisi ile gerçekleşmişti[5].

İslam düşüncesinin tarihi seyri araştırıldığında 9-12’nci yüzyıllar arasında Grek felsefesi ile temasa geçen İslam dünyasında ortaya çıkan İslam Felsefesi akımının özel bir durum arzettiği görülecektir. Latince eserlerin Arapça’ya tercümesi ile başlayan bu ekolun öncüleri arasında El Kindi (?-872), Farabi (870-950), İbn Sina (980-1037), İbn Miskeveyh (933-1030), El Biruni (973-1051), İbn Rüşt (1128-1193) gibi düşünürler gelmektedir. Grek felsefesi, özellikle Aristo ve Eflatun’un düşünceleri ile İslam’ı birleştirmeye çalışan ve bu nedenle İslam Filozofları adı verilen bu ekol İslam düşünce hayatına yeni bir canlılık kazandırmıştır[6].

Ancak İslam düşünürleri arasında ikisi vardır ki onlar, bu filozoflardan farklıdırlar. Bu düşünürler Gazali ve İbn Haldun’dur.

TASVİR METODU

Bir sosyal araştırmada sosyal olay ve olguların olduğu gibi, değiştirilmeden ortaya konması tasvir metodu ile yapılır. Bu tür araştırmalar mevcut durumları, şartları ve özellikleri olduğu gibi ortaya koymaya çalışır. Buna tarama modeli de denilmektedir.

Mevcut belgesel bilgi kaynaklarının zenginliğine rağmen, bir araştırma probleminin cevaplandırılabilmesi için, gerekli bilgileri, her zaman bu belgelerde bulmak mümkün olmayabilir. Bu durumda bilgilerin esas kaynağına başvurulur ve bu kaynakta bulunan tek tek bilgiler toplanarak belgeler oluşturulur. Bilgilerin belli tekniklerle kaynağından toplanarak sistematize edilmesi işlemine tarama modeli veya tasvir metodu adı verilmektedir.

Sosyal bilimlerde tasvir metodu/tarama modeli ile elde edilen bilgilerin kaynağı toplumdur. Toplum belli sayıda insan rezervinin (nüfusun) meydana getirdiği geniş bir sosyo-kültürel bünyedir. Böyle bir bünyeyi tek tek bütün bilgileriyle gözlem alanına taşımak ve tasvir etmek kolay değil, hatta imkansızdır. Tasvir metodu/tarama modeli aynı zamanda geniş kitlelerin küçültülmüş örneklerini yaratarak onları gözlem alanına taşıma ve yeni oluşturulan bu örnek vasıtasıyla ana kitleyi tasvir etme metodudur.

Uygulamalı sosyal araştırmalarda tasvir metodunun özel bir şekli de sörveydir. Sörvey araştırmalarıyla objelerin, bu objelerde cereyan eden olay ve olguların ne oldukları açıklanmaya çalışılır. Sörvey araştırmaları, sadece verileri toplayıp mevcut özellikleri kaydetmek, olayların sanki fotoğrafını çekmek gibi basit bir işlemle tanımlanamazlar. Bu tür araştırmalar vasıflama ağırlıklı olmasına rağmen, olayların daha önceki olay ve şartlarla ilişkileri dikkate alınarak durumlar arası etkileşim de açıklanmaya çalışılır. Demek ki sörvey tipi araştırmalarda verilerin analizi ve açıklanması suretiyle yorumlama, değerlendirme ve yeni durumlara uygulanacak şekilde genellemelere varma gibi daha yüksek seviyede işlemlere yer verilmektedir.

Sörvey metodu ile gerçekleştirilen araştırmada ele alınan ana kitle ya tamsayımla, ya da ana kitleyi temsil yeteneğine sahip bir örneklem vasıtasıyla tasvir edilir. Aslında sörvey tipi araştırma metotlarıyla geniş kitlelere ulaşılmak istenir. Bu nedenle sörvey tipi araştırmalarda tamsayım yoluyla ana kitleyi tasvir imkânsız denecek kadar zordur. Ana kitle büyüdükçe bu zorluk daha da artmaktadır. Mesela, nüfus sayımları, seçmen sayımları tam sayımlı sörvey örnekleridirler. Devlet bile çok sınırlı bu tür araştırmaların altından zor kalkmaktadır. Tek başına bir araştırmacı bir yana, grup halindeki araştırmacılar dahi böyle bir araştırmanın altından kalkamazlar. Bu kadar geniş bir kitleyi ele alıp incelemek, onlarla anket, mülakat yapmak, onları gözlemek, ortaya çıkan durumları teker teker test edip ölçmek, ne eleman, ne zaman ve ne de ekonomik imkân bakımından mümkün değildir. Yapılacak iş, ana kitleyi temsil yeteneğine sahip, onun küçültülmüş bir modelini oluşturmak (anakitleyi küçülterek gözlem ananına taşımak) ve bu model vasıtasıyla ana kitleyi tasvire çalışmaktır.

Demek ki, tasvir metodu:

·    Tam sayımlı araştırmalarda

·    Örneklem araştırmalarında

kullanılan bir metottur.

Tasvir metotu üç aşamalı bir süreçte gerçekleştirilir:

·     Anakitleyi küçüytmek

·     Örneklemden bilgi toplamak

·     Örneklemin sonuçlarını anakitleye teşmil etmek (genellemek-vardamak)

ÖRNEKLEME TEKNİKLERİ

Anakitle tam sayıma müsait ve gözlem alanına taşınabilecek durumda ise tam sayım yapılarak anakitlede mevcut birimlerin (örneklerin) bilgileri tesbit edilir. Eğer anakitle tam sayıma müsait değil ve bu nedenle de örneklerin meydana getirdiği bütün gözlem alanına taşınamıyorsa anakitleden onu temsil yeteneğine sahip örneklem çıkartılarak anakitle tasvir edilir.

Herhangi bir gözlem alanına giren obje ya da fertlerin tümüne anakitle denir. Herhangi bir evrenden, belirli bir yolla seçilmiş daha küçük sayıdaki obje ya da fertlerin oluşturduğu gruba da örnek denir. Örnekten edinilen bilgilere dayanarak evren hakkında vardamalarda bulunulur. Zira, pek çok durumlarda asıl amaç örnek grubu tanımak değil, evreni (anakitleyi) tanımak, onunla ilgili sonuçları çıkararak kararlar vermektir. İşte bir anakitleden amaca uygun örnek seçme işlemine örnekleme ve seçilen örnek modele de örneklem adı verilir.

Anakitleyi temsil yeteneğine sahip örneklemin seçimi için birçok yol mevcuttur. Ancak anakitleden onu temsil edebilecek birimleri ve bu birimlerden oluşacak örneklemi seçebilmek için anakitleyi oluşturan evreni iyi tanımak, hakkında oldukça geniş bilgi sahibi olmak gerekir. Sosyal bilimler için bu evren sosyal davranış alanıdır. Demek ki biz, bütün işlemleri sosyal davranış alanı üzerinde yapacağız. Bunun için birinci bölümde yer alan sosyal davranış alanına ait bilgiler öncelikle bilinmelidir.

ANAKİTLEYİ KÜÇÜLTMEK

Bir araştırmanın anakitlesini küçültme işlemi aynı zamanda bir örnekleme işlemidir. Bir araştırmanın evrenini oluşturan anakitleden nasıl örneklem çıkarabilmek için temel şart: Örneklem anakütleyi temsil yeteneğine sahip olmalıdır.” Bu aşamada karşımıza çıkan: Bir anakitleden kaç birim örnek örnekleme dahil edilmelidir ki, örneklem anakitleyi temsil yeteneğine sahip olsun? sorusudur.

Anakitleden örneklem çıkarma meselesi yalnızca bir sayı tesbiti işlemi değildir. Zira örnekleme girecek birimlerin tayininde birimlerin sayısı yanında birimlerin özelliklerinin de önemli etkisi vardır. Bu nedenle araştırmacının:

·     Araştırmanın ana kitlesini iyi tanıması,

·     Ana kütleyi oluşturan birimleri ve kategorileri iyi belirlemesi,

·     Ana kitlenin bu birimlerinden hangi güven düzeyinde ve ne kadar yanılgı payı (standart hata) ile kaç birimi örnekleme dahil edeceğine karar vermelidir.

Demek ki, örnekleme girecek birimlerin sayısının tesbitinde iki önemli faktör rol oynamaktadır:

· Ana kütlenin özellikleri,

· Araştırmanın amacı.

Aynı şekilde, araştırmacının, örneklemeye girişirken yapacağı kestirmenin kesinliğiyle ilgili olarak iki önemli karar almak zorundadır:

·         Gözyumulacak yanılgının derecesi,

·         Kestirmenin gerçekten gözyumulan yanılgı aralığı içine girdiği yolunda duyulacak güven düzeyidir.

Gözyumulacak Yanılgı Payı

Bir örneklemenin amacı, gözlem konusu olan anakitlenin karakteristiklerini kestirmektir. Bir ana kitleyi tam sayımla tasvir etmedikten sonra, elde edilecek ölçümler, ana kitlenin karakteristiklerini ancak yaklaşık olarak kestirme imkânı sağlar. Bu nedenle bir karakteristiğin anakitle içinde taşıdığı gerçek değerle, örnekleme ile elde edilen değer birbirinden değişik olacaktır. İşte bu farklılığa sapma adı verilir. Sapmanın derecesi yanılgı payını oluşturur.

Gözlenebilir yanılgının, dolayisiyle örnek büyüklüğünün belirlenmesinde araştırmanın amacı kadar, anakitlede kestirilecek karakteristiğin beklenen dağılımını göz önüne almak gerekir. Bir anakitlede belli bir karakteristik ne kadar sık gözleniyorsa bu karakteristikle ilgili kestirmenin mutlak yanılgısı o kadar düşük, bu nedenle alınacak örnek de, o ölçüde küçük olacaktır. Buna karşılık, iki karşıt karakteristiğin ana kütle içindeki dağılımının aynı oranda belirmesi beklendiğinde yapılacak kestirme, mutlak yanılgı ihtimali en yüksek kestirmedir. Bu durumda, iki karşıt karakteristiğin dağılımı arasındaki belirsiz farkı kestirebilmek için örnek büyüklüğünün artırılması gerekir.

Mesela, bir partinin genel başkanlığı için iki aday varsa ve önceden mevcut bilgilere göre bu iki aday arasında genel başkan seçilebilme şansı eşit gözüküyorsa, % 2’lik bir yanılma payı sonuçların doğru tahminini engelleyecektir. Araştırmacı burada % 1’lik bir hataya ancak gözyumabilir. Bunun için de örneklemi hata payını düşürecek şekilde büyük tutmak zorundadır. Aynı şekilde küçük muhalefete karşılık adaylardan birisi delegelerin büyük çoğunluğu tarafından desteklendiği gözleniyorsa, bu durumda, örneklemin yanılgı payını daha büyük, örneklemi ise daha küçük oranda tutabiliriz.

Seçilen örneklemi, eğer seçilen örneklem araştırmayı amacına ulaştırıyorsa, gereksiz yere zaman ve ekonomik israfa neden olacak şekilde büyük tutmanın bir anlamı yoktur.

Güven Düzeyi

Örneğin yeterli olabilmesi için gözyumulabilir yanılgı payını tesbit yeterli değildir. Aynı zamanda ana kütlenin karakteristiğinin gözyumulan yanılgı aralığı içine düşeceğine belli bir ölçüde güven duyulması gerekir. Bu nedenle güven düzeyinin de örneklemeye başlanılmadan karar altına alınması gerekir. Zira örnek büyüklüğü, güven düzeyinin durumuna göre değişir.

Gözlemlerin dağılım içindeki yerine ilişkin olasılıklara güven düzeyi denir. Kestirmenin güven derecesini kararlaştırmaksa, örneklemeyle elde edilecek gözlemlerin normal bir dağılım gösterdiğini varsayarak, bu tür dağılıma ilişkin çeşitli olasılık düzeylerinden birini seçmektir.

Genelde % 99luk ve % 95’lik ve bunların arasındaki bir güven düzeyini araştırma için seçmek adet olmuştur. Bunun anlamı alınan her 100 örnekten 99’unun, 98’inin, 97’sinin, 96’sının veya 95’inin yanılgı aralığına düşmesi demektir. Demek ki, beklediğimiz güven düzeyi yükseldikçe, örnek büyüklüğü de artacaktır.

Örnek Büyüklüğünün Hesaplanması

Göz yumulabilecek yanılgı payını ve amaçlanan güven düzeyini belirledikten sonra, gerekli örnek büyüklüğünü hesaplamak mümkündür. Örnek büyüklüğünün hesaplanmasında aşağıdaki eşitliği kullanırız:

       a2 z2

Ns=——

        T2

Ns=(oZ/T)2 eşitliğini ifade etmektedir. Ns: Gerekli örnek büyüklüğünü

o2: Ana kütlenin standart sapmasının ön kestirmesini

z: Seçilen güven düzeyine karşılık olan standart yanılgı birimlerinin sayısını

T: Örnek ortalamasında gözyumulabilir yanılgı payını sembolize etmektedirler.

Yukarıdaki formüle dayanarak örnek büyüklüğünü hesaplamak için üç değerin bilinmesi lazımdır:

1- T değeri: T değeri (T=M-M) dür. Bu değer örnekte elde edilecek ortalamanın, öteki örneklerin ya da anakütlenin ortalamasına oranla ne kadar sapma yapmasına gözyumulabileceğini gösteren değerdir.

2- z değeri: Bu değer örneklemede elde edilecek ortalamanın taşıyacağı güven düzeyidir. Mesela, % 95lik güven düzeyine karşılık z değer tablosundan 1.95 olarak bulunur.

3- g değeri: Örneklenecek anakütleye ait ve onu tanıma derecesine bağlı kabaca bir kestirmedir.

Mesela, bir iş kolunda çalışan işçilerin aylık ücretleri örnekleme suretiyle kestirilmek istenmektedir. Bu durumda:

Eğer ortalamalar değil de oranlar elde etmek için gerekli örnek büyüklüğünün tesbiti isteniyorsa, bu durumda aşağıdaki formül uygulanır.

Bu formülde,

Bir oranın evrende gerçekleşme ihtimalinin % 50 olduğu durumlarda, standart sapmanın en yüksek düzeye ulaştığı bilinmektedir.

Bu da

Mesela, bir belediye başkanı adayı alacağı oyların oranını kestirmek istemektedir. % 3’lük bir kestirme yanılgısı ve % 95’lik bir güven düzeyi ile:

Ancak her zaman kestirilmek istenen özelliğin standart sapması bilinmeyebilir. Böyle durumlarda araştırmacının anakütleyi ve birimlerini tanıma ve bilme derecesi, en önemlisi önsezisi önemli rol oynar.

Ayrıca aşağıdaki tablolardan yararlanılarak örneklem büyüklüğünü kestirmek mümkündür. Bu tablolardan yararlanılırken “verilen sayılara mutlak uyulacaktır” şeklinde bir kural da yoktur.

İki Ayrı Güven Düzeyi ve Çeşitli Kesinlik (Gözyumulabilir Yanılgı) Sınırları İçin örnek Büyüklükleri

% 95 Güven Düzeyi* Bu çizelge aranan karakteristiğin evrende gerçekleşme oranının alt ya da üst sınırlarını kestirme olanağı bulunmadığı durumlarda kullanılır. Burada, gerekli örnek hacimleri, sözkonusu kestirmelerin yapılabildiği durumlara oranla daha büyüktür.

** Bu durumlarda evrenin % 50’den fazlasının örnekte yeralması gerekir.

Örnek Büyüklükleri % 99 Güven Düzeyi

Bu çizelgede aranan Karakteristliğin evrende gerçekleşme oranının alt ya da üst sınırlarını kestirme olanağı bulunmadığı durumlarda kullanır. Burada, gerekli örnek hacimleri, sözkonusu kestirmelerin yapılabildiği durumlara oranla daha büyüktür.

** Bu durumlarda evrenin % 50’den fazlasının örnekte yeralması gerekir.

Örnek Büyüklükleri % 99 Güven Düzeyi

Bu çizelgede aranan Karakteristliğin evrende gerçekleşme oranının alt ya da üst sınırlarını kestirme olanağı bulunmadığı durumlarda kullanır. Burada, gerekli örnek hacimleri, sözkonusu kestirmelerin yapılabildiği durumlara oranla daha büyüktür.

** Bu durumlarda evrenin % 50’den fazlasının örnekte yeralması gerekir.

Örnekleme Girecek

Örneklerin Tesbiti

Sosyal davranış alanını temsil eden anakitleden nasıl örneklem çıkartırız ? sorusu bu dersin konusunu oluşturmak-tadır.

Anakitleden örneklemde yer alacak örneklerin belirlen-mesi için üç önemli teknik söz konusudur. Bunlar:

1.    Tesadüfi Örnekleme

2.    Kota Örneklemesi

3.    Tek Birimli (Monografik) Örnekleme

teknikleridir.

1.Tesadüfi Örnekleme

Burada kullanılan tesadüf (rastlantı) kelimesine aldanmamak lazımdır. Günlük dilde tesadüf beklenilmeyen, önceden düşünülmeyen birisi veya bir olayla karşılaşmak anlamına gelir. Halbuki bizim burada kullandığımız tesadüf kavramı önceden tayin ve tesbit ettiğimiz bir anakitlenin birimleri arasından kura çekmek suretiyle yapılan bir seçme işlemidir. Demek ki tesadüf eşit birimler arasında kura sonucundaki isabet etme durumunu ifade etmektedir. Anakitledeki birimlerin hepsine örneğe girmeleri için eşit şans tanınarak bir tercih yapılmaz yani birimler arasında bir fark gözetilmezse, seçim tesadüfî yapılmış olur.

Eşit birimler arasında ancak kura çekilir. Bunun için de birimlerin bir listesinin önceden mevcut olması gerekir. Mesela bir sınıfın öğrenci listesi gibi.

Tesadüfî örneklemede, örneğe girecek şahısların tesbitinde rehber katologlar, harita veya fotoğraflardan, küme örneklemesi tekniklerinden, anakitledeki birimlerin terim sayısı fazla ise tesadüfî örnekleme sayıları adı verilen tablolardan yararlanılır. Elde mevcut listenin birim sayısı bulunur. Sapma derecesi (yanılgı payı) ve güven düzeyinin tesbitinden sonra örnekleme girecek birim sayısı tesbit edilir. Mesela, %5 lik yanılgı payı ve %95 lik güven düzeyinde 10.000 birimlik bir anakitleden 370 birimlik bir öneklemde kura aralığı 10.000/370=27 dir. Demek ki listenin başından itiberen sayıldığında her 27. birim örnekleme alınacaktır.

Tesadüfî örnekleme sonucunda elde edilen listede mevcut kişi ile mutlaka görüşülür. Bir başkası ile görüşülmemelidir. Mesela 40 dairelik bir artmandan 4. daireye kura isabet etmiş ise görüşmeye gittiğimizde dördüncü dairede aradığımız kişi yoksa, nasıl olsa aynı binada oturuyorlar diye, karşıdaki 5. dairedeki kişi ile görüşme yapamayız. Bu şart dolayısıyla tesadüfî örnekleme, bazen zaman alan ve ekonomik bakımdan maliyeti artıran bir usuldür.

Tesadüfi Örnekleme Türleri

Tesadüfi örneklemenin çok kullanılan dört türü mevcuttur. Bunlar:

a.             Basit Tesadüfi Örnekleme

b.            Tabakalı Basit Tesadüfi Örnekleme

c.             Alan örneklemesi

d.            Küme örneklemesi

usulleridir.

Basit Tesadüfi Örnekleme

Basit tesadüfi örnekleme ile örneklemin seçimi için iki önemli şart mevcuttur: 1. Anakütleyi oluşturan elemanların istatistikî bakımdan birbirinden bağımsız olması, 2. Bütün bireylerin tam bir listesinin mevcut olması. Bundan sonradır ki, anakütleden birimlerin seçimine geçilir. Yapılacak işlemleri şu şekilde sıralayabiliriz:

— Anakütlenin bütün elemanlarının (bireylerin) 1’den N’e kadar bir listesi yapılır. (1.2.3.4.5.6.7.8.9.10.11…….375N)

— Araştırmanın güven düzeyi ve göz yumulabilir hata payı tesbit edilir.

— Aşağıdaki tablolardan (bkz. s. 112) evren büyüklüğüne denk gelen ve gözyumulabilir hata payının altındaki sütundan örnekleme girecek bireylerin (örnekleme girecek birimlerin) sayısı tesbit edilir.

— Lotarya usulü ile evrenden (N’den) örneklemin (n’in) tesbiti yapılır.

Lotarya usulü şu şekilde yapılabilir. Anakütledeki birimlerin herbirine bir numara verilir. Bu numaralar fişlere yazılır, bir kap içine atılarak örnekleme giren birim sayısı (n kadar) kadar fiş çekilir. Böylece anakütlenin birimleri arasında hiç bir fark gözetilmemiş, örneğe girme bakımından hepsine eşit şans tanınmış olur.

Tesadüfi örneklemede, örneğe girecek şahısların tesbitinde rehber katologlardan, harita veya fotoğraflardan, küme örneklemesi tekniklerinden yararlanılır. Eğer anakütledeki birimlerin terim sayısı fazla ise “tesadüfi örnekleme sayıları” adı verilen tablolardan yararlanılır.

— Yukarıdaki usullerle örneklem teşkil edildikten sonra örneklemin anakütleyi temsil yeteneğine gerçekten sahip olup olmadığının yeniden kontrol edilmesi gerekir. Bunun için Yates tarafından geliştirilen teknik kullanılabilir. Mesela, genel nüfusta çiftçi ailelerinin oranı % 65 olduğu halde, örneklemdeki ailelerde bu oran % 60 olmuş ise örnek ailelerin yeniden seçilmesi gerekir. Bunun için mesela, 101’inci isim l’inci isim kabul edilir ve yeniden doğru orana ulaşıncaya kadar tesadüfi örneklemeye devam edilir[1].

Tabakalı Basit Tesadüfi Örnekleme

Anakütlenin tabakalara ayrılarak her tabaka için ayrı ayrı bir örneklem seçilmesi ve bu örneklemlerin oluşturduğu örneklem vasıtasıyla evren hakkında vardamalarda bulunulması işlemidir. Bu yolla bütün tabakalara karakteristiklerine ve önem derecelerine göre temsil imkânı tanınır. Mesela, bir gazetenin üzerinde bir araştırma yapmak istenildiğinde, bu gazetenin aboneleri kadın ve erkek diye iki tabakaya ayrılabilir. Yapılacak işlem kadın ve erkek abonelerin bir listesini çıkarmak ve hangi oranda bir örnek hacmi isteniyorsa, mesela % 10’luk bir örnek hacmi öngörülüyorsa, her iki listedeki her on aboneden birinin seçilmesi durumunda, cinsiyete göre tabakalandırılmış bir örnek alınmış olur. Böylece her iki cinsin evren içindeki yeri ile orantılı olarak temsil edilmesi imkânı sağlanmış olur. Örnekten anlaşılacağı gibi tabakalı örneklemede örneklem çıkarılmadan anakütle homojen kategorilere ayrılmaktadır. Ancak her kategori kendi içerisinde homojen olmasına rağmen kategoriler arasında bir heterojenlik vardır.

Demek ki, bir araştırma evrenini tabakalara ayırmak gerektiğinde karşılaşılan ilk problem, sözkonusu evrenin nasıl alt tabakalara ayrılacağı meselesidir. Bunun için cinsiyet, yaş, sosyo-ekonomik durum, mesken tipi, sosyal tabaka piramidindeki statü gibi kriterler kullanılabilir. Ancak bu kriterlerin araştırılmakta olan değişkenle doğrudan ilişkili olması gerekir. Bunun için de anakütlenin iyi tanınması ve analiz edilmesi şarttır. Mesela, bir araştırmada “Eğitim ve Başarı Düzeyi” araştırılıyorsa, araştırmanın değişkenlerinin din veya siyasî sistemle doğrudan bir ilişkisi yoktur. Bu nedenle evreni din ve siyasî sistemlere göre tabakalara ayırmak yanlış olur1[2].

Bir evreni homojen tabakalara ayırırken gözetilecek ikinci şart da, kullanılacak kriterlerin sayıca ekonomik olmasıdır. Başka bir deyişle başvurulan kriterlerle elde edilecek alt tabakaların sayısı, alınacak örneğin büyüklüğünü basit tesadüfi örneklemeye oranla artıracak kadar çok olmamalıdır. Bu durumda yapılacak işlem bölme işleminde kullanılan kriterlerin sayısını azaltmaktır.

Tabakalı örneklemede bölme kriterlerinin tesbitinden sonra yapılacak iş, her kümeden örneğe girecek birimlerin seçilmesidir. Bunun için, önce evrenin birimlerinin bu kriterlere göre dağılımı elde edilir, sonra da alt kümelerden herbiri bağımsız bir evren gibi alınarak basit tesadüfi örnekleme işlemiyle öngörülen örnek elde edilir.

Bu aşamada karşımıza çıkan bir diğer problem de, her alt kümenin evren içindeki oranı değişik olacağı için, alt kümelerin örnekte hangi oranda temsil edileceği hususudur. Mesela, herhangi bir ildeki seçmenlerin eğilimleri tesbit edilmek istenmektedir. Böyle bir araştırmada % 10’luk bir örnek alınmak istensin. Bunun için önce o ilin toplam seçmen listesi tesbit edilir. Daha sonra il bölgelere ayrılır. Ancak her bölgenin nüfusu farklı farklı olacaktır. Her bölgeden on seçmenden biri örnek seçildiğinde her bölge nüfus oranına göre örneklemde temsil imkânı bulmuş olmaktadır. Buna orantılı örnekleme yöntemi denmektedir.

Tesadüfi orantılı tabakalı örnekleme usulü ile kümelerin örneklemde temsil gücü artırılmaktadır. Böylece basit tesadüfi örneklemede ortaya çıkabilecek olan, tek bir kümeye örneklerin yığılması ihtimali ortadan kalkmış olmaktadır. Aslında bu mahzuru iradî olarak gidermek mümkündür. Bunun için yeterli büyüklükte olmadığı tesbit edilen kümeye daha fazla temsil oranı imkânı tanınabilir.

Küme Örneklemesi

Tesadüfi örneklemenin tipik bir şekli de küme örneklemesidir. Basit tesadüfi örneklemede örnekleme giren fertlerin tam listesi elde mevcuttur. Bu listeden tesadüfi usulle örneklem çıkartılır. Halbuki anakitleyi oluşturan böyle bir listeyi çoğu zaman elde etmek mümkün olmayabilir. Elde etmek mümkün olsa bile böyle bir kütleden örneklem çıkarmak zaman, mekân ve ekonomik bakımdan uygun olmayabilir. Bu durumda anakitle alt birimlere ve kümelere ayrılır. Bundan sonra kümeler listelenir. Kümeler arasından tesbit edilen oran çerçevesinde örnekleme girecek olan kümeler tesadüfi örnekleme yoluyla seçilirler. Seçilen ve örneklemi oluşturan kümeler tamsayım usulü ile tasvir edilirler. Ancak küme örneklemesi yoluyla örneklem oluşturulabilmesi için kümelerin homojen olması gerekir.

Küme örneklerinde örnek alman birimler mesela, öğrenciler, konutlar vs. gibi ilk birimler değil, okul, şehir blokları, hastahaneler, hapishaneler, örgütler, dernekler, işyerleri vb. gibi kümelerdir.

Basit tesadüfi örneklemenin sakıncası küme örneklemesi için de sözkonusudur. Yani tek bir kümeye örneklem yığılabilir. Mesela, bir araştırmacı “Öğretmen Yetiştiren Yükseköğretim Gruplarında Okuyan Öğrencilerin Sosyo-Ekonomik Yapıları” üzerinde araştırma yapmak istemektedir. Araştırmanın evreni Türkiye’de mevcut bütün eğitim fakültelerini kapsamaktadır. Böyle bir evrende kümeleri oluşturan eğitim fakültelerinin homojen bir yapıya sahip olmadığı ortadadır. Zira Türkiye’de mevcut bölgelerarası dengesizlik fakültelerin durumuna etki etmektedir. Örnekleme yalnızca Ankara, İstanbul ve İzmir’deki eğitim fakülteleri girmesi durumunda örneklemin anakütleyi temsil yeteneği tartışmalıdır. Diğer bir ifade ile, orneklem Van, Kars, Giresun, Bolu, Kırşehir vb. eğitim fakültelerini temsil etmeyebilir. Yapılacak iş bölgelerarası dengesizliği gözönünde bulundurarak kümeleri seçmektir.

Alan Örneklemesi

Alan örneklemesi de tesadüfi örneklemenin bir türüdür. İşleyiş biçimi küme örneklemesinin aynıdır. Farklı özelliği, örneklemeye başvurmadan önce evren birimlerini kümelendirmek ve örnekleri bu kümeler arasından seçmektir.

Alan örneklemesinde kümelendirme işlemi için, şehir planları, nazım planları, krokiler, imar planlarından, topografik haritalardan yararlanılır. Mesela, araştırmanın evreni bütün ülkeyi kapsayacak şekilde ise: Ülke coğrafî veya araştırmanın konusuna uygun birtakım coğrafî bölgelere ayrılır. Bölgeler homojense araştırma alanına girecek bölge kura usulü ile, yok eğer heterojense iradî seçime başvurulmalıdır. Bu sefer homojenler arasından bir seçme işlemine gidilir. Orneklem kümesine heterojenler dahil edilir. Elde edilen bölge kümeleri de alt kümelere ayrılır. Bunlar da iller olarak tesbit edilir. İller de alt kümelere ayrılır. Mesela, kasaba ve köyler şeklinde. Bunlar da mahallelere bölünür. Son aşamada seçilmiş kent blokları ve kır kesimlerinde yer alan konutlar listelendikten sonra ya tümü ya da tesadüfi bir yolla seçilmiş kümeleri son örnek birimlerini oluşturur. Böylece seçilen her blok ve her kesimde yeralan her konut birimi, sistematik bir işlemle listelenerek tesbit edilmiş oranda örneğe sokulmuş olur. Seçilmiş olan her konuttaki bütün yetişkinler veya araştırmanın kategorisine giren kişiler tesbit edilerek bunlardan biri ile görüşülür.

Tesadüfi örnekleme sonucunda elde edilen listede mevcut kişi ile mutlaka görüşülür. Bir başkası ile görüşülmemelidir. Bu şart dolayısı ile tesadüfi örnekleme, bazan zaman alan ve ekonomik bakımdan maliyeti artıran bir usûldür.

2. Kota Örneklemesi

Kota kelimesi Türkçe’de sınırlandırma anlamına gelmektedir. Anakitleden daha önce özellikleri tesbit edilen örneklerin (kategorilerin) belli sınırlar dahilinde örneklemde yer almasını ifade eder. Demek ki, kota örneklemesinde önce anakitle belirlenir, daha sonra bu anakitlenin birimleri arasında benzerlik ölçüsüne göre bir gruplandırma ve kategorileştirme yapılır. Kota yöntemi uygulanacaksa belli ölçüye göre sınırlandırılmış bu gruptan rastlanılan herhangi birisine anket (ölçme) işlemi uygulanır.

Kategorilerin teşkili modelin kurulması için gereklidir. Sosyal araştırmalarda kullanılan belli başlı kategoriler şunlardır:

·     Cinsiyete göre kategoriler

·     Yaşa göre kategoriler

·     Eğitim düzeyine göre kategoriler

·     Ekonomik düzeye göre kategoriler

·     Ailelere göre kategoriler

·     Mesleklere göre kategoriler

·     İkamet yerine göre kategoriler

·     Bölgeye göre kategoriler.

Kota örneklemesi, üç aşamada gerçekleştirilir:

1.     Soruşturmaya uygun düşecek sosyal kategorilerin kurulması

2.     Bu kategoriler vasıtası ile minyatür modelin kurulması

3.     Her kategorideki nüfusun sayısının (kotasının) belirlenmesi.

Anakitlenin modeli araştırmanın amacına uygun kategorilerden oluşmaktadır. Araştırma evrenine girecek kategoriler tesbit edildikten sonra bu kategorileri oluşturan toplam nüfus tesbit edilir. Artık araştırma evrenine giren nüfusun sayısı ve özellikleri belli olmuştur. Bundan sonra yapılacak iş, bu anakitleden (evrenden) minyatür modelin çıkarılmasıdır. Minyatür model, anakitlenin küçültülmüş şeklidir.

Ana modelden (anakitleden) minyatür model çıkartılırken kategoriler ana modelde hangi oranda temsil ediliyorsa minyatür modelde de aynı oranda temsil edilmelidirler. Mesela, erkeklerin oranı % 51, kadınların oranı % 49, çiftçilerin oranı % 25, işçilerin oranı % 45, hizmetlilerin sayısı % 30 ise örneklemde de aynı oranda temsil edilmelidirler.

Ana kitle örneklemin güvenilirliği ve yeterliği oranında küçültülür. Böylece örnekleme giren nüfusun sayısı tesbit edilmiş olur. Bundan sonraki aşamada iş, mülakatçı veya anketöre kalmıştır. Mülakatçı belli özellikte ve belli oranda kişilere anket uygulayacaktır. Ancak kota örneklemesi için mülakatçıya kendilerine soru sorulacak kimselerin karakteristikleri kesin olarak verilmelidir.

Demek ki, kota tekniği ile tesadüfi örnekleme tekniğini birbirinden ayıran temel karakteristik, tesadüfi örnekleme ile elde edilen örneklemdeki listelerde anket veya mülakat yapılacak kişilerin isim listesi anketöre veya mülakatçıya verilirken, kota usulünde teşkil edilen kategorilerin karakteristik özellikleri ve sayıları anketöre veya mülakatçıya verilmektedir.[3]

Tesadüfi örneklemede olduğu gibi, kota örneklemesinde de anakütlenin iyi tanınması lazımdır. Ancak bu sayede örneğe girecek birimlerin bir listesini oluşturmak mümkündür.

Eğer örnekleme girecek birimlerin listesini oluşturmada seçimi tesadüfi seçimle yaparsak kota usulünden farklı hareket etmiş oluruz. Diğer bir ifade ile, kota usulü ile tesadüfi örnekleme usulünü birbirinden ayıran temel karakteristik, tesadüfi örnekleme ile elde edilen örneklemdeki listelerde anket yapılacak kişilerin isim listesi anketöre veya mülakatçıya verilirken, kota usulünde teşkil edilen kategorilerin karakteristik özellikleri ve sayıları anketöre veya mülakatçıya verilmektedir[4]

Her iki örnekleme usulünün avantajlı ve dezavantajlı yönleri mevcuttur. Kota örneklemesinde sübjektif tercihler rol oynayabilir. Buna karşılık tesadüfi örnekleme ile elde edilen isim listesindeki kişilerle temas kurulması vakit alabilir. Mülakatçı elindeki isimleri bulabilmek için çoğu zaman aynı adreslere birçok defa gitmek veya onları tekrar tekrar aramak zorunda kalmaktadır. Eğer örneklemi oluşturan kimseler birbirinden uzak yerlerde oturuyorlarsa ki bu durum tesadüfi örneklemede çoğu defa olmaktadır, güçlük daha da artmaktadır.

Demek ki kota örneklemesi, üç aşamada gerçekleştirilir: 1. Soruşturmaya uygun düşecek sosyal kategorilerin kurulması 2. Bu kategoriler vasıtası ile minyatür modelin kurulması 3. Her kategorideki nüfusun sayısının (kotasının) belirlenmesi.

3. Tekbirimli (Monografik) Örnekleme

Monografik örneklemede: eldeki bilgilere dayanılarak tasvir edilmek istenen ana kitlenin herhangi bir alt grubu, ana kitleyi temsil edeceği varsayılarak, örneklem olarak seçilir. Monografik örnekleme ile araştırma yapabilmek için, ana kitlenin (araştırmanın evreninin) homojen olması gerekir. Aksi takdirde örneklem anakitleyi temsil etmez.

Monografik örnekleme ile gerçekleştirilen araştırmaya “monografi” adı verilir. Monografiler, tipik birimler üzerinde, mümkün olduğu kadar karşılaştırmaya elverişli, kantitatif ve kalitatif bilgiler toplamak amacıyla yapılan derinlemesine araştırmalardır. Aile, sendika, örnek olay, köy, şehir, kasaba monografileri, vb. türleri vardır.[5]

Monografik araştırmalarda, örnekleme girecek birimlerin seçimi tamsayımla veya tesadüfi örnekleme usulü ile de yapılabilir. Zira monografi özel bir sosyal grubu veya kurumu gözlemektir. Gözlenen genel olarak atölye değil, belki falan özel atölyedir; genel olarak aile değil, belki falan ailedir.[6]

Monografik araştırmalarda örnekleme giren birimler en küçük parçalarına kadar analiz edilirler, analiz edilen parçalar arasında karşılaştırmalar yapılır; birimlerin tek tek tasviri ile örneklemin tasvirine ve örneklemin tasvirinden de ana kitleye ait vardamalarda bulunulur; örneklem vasıtasıyla ana kitle tasvir edilir.

Monografik örnekleme ile araştırma yapabilmek için, anakitlenin (araştırmanın evreninin) homojen olması gerekir. Aksi takdirde örneklem anakitleyi temsil etmez.

Monografi tekniğini ilk defa sosyolojiye kazandıran Le Play (1806-1882) olmuştur. Le Play Avrupa İşçileri (Les Ouvries Europeens) adlı araştırmasında işçi ailelerinin monografilerini yapmıştır. Le Play’dan sonra monografik araştırmalar deyim yerinde ise moda haline gelmiştir.

Bu tekniğin en önemli yararı, seçilen örneklerin çok dar alanla sınırlandırılmış olması nedeniyle, ekonomik bakımdan elverişli olmasıdır. Buna karşılık, bu teknik, olasılık ilkesinin gereklerine uygun düşmediği için, bu yolla seçilmiş örneğin anakitleden ne derece sapma göstereceğini hesaplamak mümkün değildir.

Kaynak: Sosyal Bilimciler İçin Araştırma Metod ve Teknikleri – Prof. Dr. Zeki Arslantürk

——————————————————————————–

[1] Kurtkan Bilgiseven, a.g.e., ss. 203-238.

[2] Sencer, a.g.e., ss. 389-390.

[3]             K. Bilgiseven, a.g.e., ss.235-238. Ve Duverger, a.g.e., ss.172-173.

[4] Kurtkan Bilgiseven, a.g.e., ss. 235-238, Duverger, a.g.e., ss. 172-173.

[5]             K. Bilgiseven, a.g.e., ss.245-250.

[6]             Paul Descamps, Deneysel Sosyoloji, Çev. Nurettin Sazi Kösemihal, Istanbul 1965, s.69.

——————————————————————————–

[1] K. BİLGİSEVEN, Sosyal İlimler Metodolojisi, s.3.

[2] TÜRKDOĞAN, a.g.e., s.169.

[3] TÜRKDOĞAN, a.g.e., ss.167-170.

[4] Fındıkoğlu Ziyaeddin, İçtimaiyat, ss.7-10.

[5] Metafizik ve din karşıtlığının şekillendidiği bu teoriler sonuçta din-bilim çatışmasını doğurmuştur. Bu durum elma ile armutu elma veya armut olması dolayısıyla toplamaya bezemektedir. Halbuki armutun ve elmanın kendi özelliklerine dokunmadan meyvalık özelliklerine göre birlikte değerlendirilmeleri mümkündür. Felsefenin metodolojisi ile, dinin, dinle bilimin medodolojileri farklıdır. Felsefe düşünme, din inanç, bilim deney metodlarını kullanırlar. Farklı metodlarla aynı bilgilere varmak mümkün değildir.Bu nedenle felsefenin, dinin ve bilimin birbirlerinin konu ve metodlarından yaralanmaları birbirlerine müdahelesi sonucunu doğurmaz.

[6] Abdülhak Adnan ADIVAR, Tarih Boyunca İlim ve Din, İstanbul 1969, ss.97-132.