Sosyalleştirme

378

 

Toplumun en önemli fonksiyonlarından biri de üyelerini sosyalleş-tirmesidir. Sosyalleşme insanın doğumundan ölümüne kadar uzanan bir süreçtir. Biyolojik merkezli bir yapıdan sosyal bir varlık haline gelme durumuna sosyalleşme adı verilmektedir. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi (bkz. “Sosyo-kültürel şahsiyet” bölümü) sosyalleşme, büyüme      olgunlaşma      gelişme süreç ve olguları (ki, her olgusal durum bir süreç soucudur) ile birlikte gerçekleşen bir süreçtir. Bu süreçte sosyo-kültürel kişilik teşekkül eder ve artık fert bu kişiliği ile toplumda yer alır. Bu süreçte sosyo-kültürel kişi toplumla fert arasında tampon görevi görür.
Sosyalleşme, toplumun sosyo-kültürel normlarını öğrenme ve be-nimseme ile mümkün olur. Sosyal ve kültürel normları bilmek yeterli değildir. Onları benimsemek, kişiliğe ve davranışa yansıtmak gerekir. Ancak ferdin, toplumun bu normlarını yüzde yüz öğrenmesi ve benimsemesi mümkün değildir. Zira biyolojik ve psikolojik farklılıklar yanında eğitim imkânlarının durumu da buna engel olabilir. Aslında ferdin içinde bulunduğu toplumun tıpatıp bir aynası olmaması, sosyo-kültürel değişme ve gelişmeyi sağlayan bir faktördür. Buna rağmen fert; temel toplumsal normları öğrenmek ve benimsemek zorundadır. Toplumsal uyum ancak bu şekilde gerçekleşebilir.
Sosyalleşmenin fonksiyonel şartları, sosyal davranışların öğrenilmesi mecburiyeti keyfiyetine dayanır, bundan da şu sonuçlar çıkar:

    Ferde sosyal durumlarda nasıl davranılması gerektiği öğretilmelidir. İletişim şekilleri, genel olarak tanınmış, kabul görmüş amaç sistemi ve somut rol ahlaklarının gereklerini, sosyal olarak tanınmış, kabul görmüş amaçlara varmak için tipleşmiş araçlara, hissi ifadelerin ka-çınılmazlığı, rasyonel yönelişler, metafizik değerler vb., bütün herşe-yin öğretilmesi gerekir.
    Sosyalleşme, yalnız yeni doğan bir insanın, somut bir toplumda yetiş-tirilmesi ve geliştirilmesi demek değildir. Aynı zamanda ergenlerin ve yetişkinlerin de sosyal gidişata uyması ve uydurulmasıdır.

Çocuğun sosyalleşmesi ile, ergenin ve yetişkinlerin sosyalleşmeleri veya yeniden sosyalleşmeleri arasında bazı farklar vardır. Çocuğun sosyalleşmesinde başta gelen faktör ana-baba veya onların yerini tutanlardır. Adı geçenlerle çocuk arasındaki ilişki ise ilk olarak yüksek derecede duygusal bir ilişkidir. Buna karşılık yetişkinlerin sosyalleşmesinde duygusal ilişki önemli ölçüde yerini akla bırakır. Ayrıca yetişkinlerin sosyalleşmeleri, biyolojik sebepler, önceden öğrenilenlerin yükü ve sonradan öğrenmenin zorluklarından dolayı çocuğun sosyalleşmesine göre daha güç ve sınırlıdır.
Geleneksel toplum yapısı içerisinde fert ile toplum arasında birebir bir aynilik mevcuttur. Diğer bir ifade ile sosyal mesafe yok denecek kadar azdır. Halbuki günümüz karmaşık toplumlarında bu mesafe açılmıştır. Genç kuşakla yaşlı kuşak arasındaki norm farklılaşması iki kuşak arasında çatışmaya sebep olmaktadır. Bu durum, sosyal mesafenin müsaade ettiği hoşgörü sınırlarını aşması halinde, toplumu çözülmeye götürür. Genç olsun yaşlı olsun her fert mensubu bulunduğu grubun, birlik, işleyiş ve devamını tehdit eden, hoşgörü sınırlarını aşan davranışlarda bulunduğu zaman toplumun tepkisiyle karşılaşır. Ve toplum, kendi değer ve normlarına ters düşen bu fertlere karşı gereken tedbirleri alır. Bundan dolayı toplumlar yalnız çocukların değil, gençlerin de kendi varlık, birlik, işleyiş ve devamına katkıda bulunan, en azından bu özellikleri bozmayan fonksiyonel bir üye olarak yetiştirilmelerine, yani; gençlerin sosyalleşmesine gereken değeri vermek zorundadır.  Bu konuda aile, okul, çevre kadar medyaya da büyük görev düşmektedir. Maddi çıkarlar uğruna toplumu çözülmeye götürecek yayınlar yapılmamalıdır.
Sosyalleşme, ferdin, toplum normlarına uygun rolleri yerine getirmesini sağlar. Fakat bu toplum normlarının her zaman rasyonel olduğu anlamına gelmez. Bazı toplumsal normlar bilimle çatışabilir ve gelişmeye engel olabilirler. Bu durumda aklın bilimin yanında yer alması gerekir. Bu tür normları değiştirirken çok dikkatli olmak şarttır. Bir norm akla ve bilime aykırı düşüyor diye bütün sosyo-kültürel normları suçlamaya ve değiştirmeye kalkışmak toplumu ölüme götürür. Aktörün elinden senaryoyu almak ile, senaryoda birtakım düzeltmeler ve değişiklikler yapmak farklı şeylerdir. Aktöre elindekinden tamamen farklı bir senaryo vermek, çok daha değişik problemlerin ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Aktör, yeni senaryodaki rolünü oynarken; tiyatro ise, bu yeni oyuna seyirci bulmakta zorlanabilir.

    Ferdi sosyalleşmenin yanında grup ve toplumun sosyalleşmesinden de söz etmek gerekir. Fert sosyo-kültürel normları benimseyerek sosyalleştiği gibi, grubun ve toplumun da birtakım kurallara (normlara) uyarak, onları geliştirerek bazı yapılar ve kurumlar oluşturması, grubun ve toplumun sosyalleşmesi olgusunu meydana getirir.

Toplum sosyal grup, kurumlar ve menfaat birliklerinden oluşur. Bunların iç dinamikleri ve birbirleriyle olan ilişkileri sürekli oluşum halindedir. Sosyal grup, kurumlar ve menfaat birliklerini değiştirmesi, oluşturması ve geliştirmesi aynı zamanda bunlardan oluşan toplumun da sosyalleşmesini sağlar. Bu oluşumda ritm olgusunun rolü büyüktür.

    Sosyalleşmenin bir özelliği de “geri besleme” dir. Ferdin sosyalleşmesi fertler arası bir etkileşime sebep olduğu gibi, sosyal grupların ve toplumun bütünüyle sosyalleşmesi durumu, alt parçalarına (sistemlerine) bir geri besleme sağlar. Bu geri beslemede, teknoloji ve eğitim sosyalleşme olgusunu hızlandırıcı görev icra eder.
    Tek bir ferde dayanmayan, bilhassa bütün grubun ve toplumun bütününe dayanan sosyalleşmeden de söz edilebilir. Bu tür sosyalleşmede yukarıda sayılan fonksiyonel şartların hepsi mevcut olmasa bile, toplum belli bir düzeyde sosyalleşmiş olur. Grubun ve toplumun sosyalleşmesi bir toplumda mevcut fonksiyonel şartların belli bir yapıya kavuşarak grupların ve kurumların karşılıklı olarak bütünleşmesini ifade eder. Böylece bir toplumun oluşumu; ahlaki, hukuki veya inanç sistemi o şekilde yapılanmış olur ki, teknik olarak yüksek seviyede gelişmiş bir sosyal yapıda teşekkül eden halkın karşılıklı olarak şuurlanmasını sağlar. Mesela, bu şekilde bir doktor, bir hâkim, bir mühendis vb., diğer toplum üyelerince az veya çok bilinmeyen veya bilinmesi gerekli olmayan davranış özelliklerini öğrenir. Buna karşılık bu tür farklılıklardan oluşan bir toplumda herkes tarafından kav-ranabilen ve bütün üyeler tarafından tanınan değer yönelimlerinin ve buna ait hedef ve vasıtaların bir ilişkisinin olması gerektiği bütün toplum üyelerince bilinmelidir.