Sosyal Yapıda Cemaat-Cemiyet Ayırımı

(community ve society)

Günümüzde de yaygın olarak kullanılan bu iki kavram, Ferdinand Tönnies tarafından 1887 yılında yazılan (Cemaat ve Cemiyet) Gemeinschaft und Gesellschaft isimli eserle sosyolojiye kazandırılmıştır. Ona göre, cemaat, organik bir iradeye sahip olan fertlerin birleşmesidir. Bu birleşme ve dayanışma, aynı kandan olma gibi bir tabiat kuvvetinden kaynaklanır. Yani, cemaat, tabiatın bir ürünü, bir çeşit tabii organizmadır. Dolayısıyla, fertler, sosyal bir bedenin üyeleridir. Aralarında ahenkli bir ilişki söz konusudur. Şahsi irade yoktur; çünkü fert, tam anlamıyla topluluk tarafından kuşatılmıştır. Cemaati meydana getiren psikolojik cevher, birbirlerine olan hissi bağlılık, sadakat ve sevgidir. İlişkiler yüz yüze, samimi ve süreklidir. Buna karşılık toplumda gayri şahsi ilişkiler ve kişisel çıkarlar ön plâna çıkmaktadır. Tönnies, bu iki kavramı, sanayi toplumları ile sanayi öncesi toplumlarının başka bir ifade ile, kırsal hayat tarzı ile şehir hayatının farklı özelliklerini belirtmek amacıyla geliştirmiştir.
Cemaat (community), “küçük veya büyük herhangi bir grubun üyelerinin, ayrı ayrı menfaatleri değil de, ortak hayatın temel şartlarını paylaşacak biçimde, şahsiyetlerinin bütünüyle katılarak birarada yaşadıkları grup” olarak tanımlanabilir. Bu tanım incelendiğinde, cemaatin, iki temel özelliği göze çarpmaktadır: Ortak bir hayatın bütün şartlarını birarada yaşama zorunluluğu (mekân şartı) ve ortak hayat tarzından haberdarlık (cemaat duygusu – H. Freyer’in ifadesi ile “biz şuuru”).
Günümüz dünyasında cemaat özelliği gösteren yerleşim merkezlerinin sayısı hızla azalmaktadır. Pratikte, kültürel ve iktisadi bakımdan kapalı -kendi kendine yetebilen- köylerin cemaat özelliği gösterdikleri söylenebilir. Yani, genel olarak köy, cemaat değildir. Günümüzde sosyolog ve sosyal antropologlar, cemaat özelliklerini görebilmek için, dünyanın iktisadi bakımdan geri kalmış yörelerine gitmek zorunda kalmaktadırlar. Ülkemizde ise, tam anlamıyla bu özellikleri gösteren köy kalmamış gibidir. Tabii olarak, bu süreci kesin çizgilerle birbirinden ayırmak mümkün değildir. Geleneksel bir yapıdan modern bir yapıya geçildikçe, cemaat özelliklerinin yavaş yavaş azalarak cemiyet özelliklerinin belirginlik kazandığı görülmektedir.
Ne var ki, büyük bir şehirde yaşadığı halde, bütün ilgileri küçük bir gruba ait olan kimseler de klasik anlamda cemaat üyelerinin özelliklerine benzer ilişkiler içinde olabilmektedirler. “Cemiyet içinde cemaat oluşması” şeklinde tanımlanabilen bu olguya “cemaatleşme” adı verilmektedir. Bir başka ifade ile cemaatleşme, “herhangi önemli bir sebepten dolayı, gitgide daha sıkı bir temas ve birlikte bulunmaktan doğan veya birlikteliği doğuran kader ve ülkü birliğinin meydana getirdiği olay” olarak tanımlanabilir.
Cemaatleşmenin cemaatten farkı, üyelerinin iradelerine yer vermesi, onların rızası ile cemaatleşmenin ortaya çıkmış olmasıdır. Cemaat üyesi için böyle bir irade söz konusu değildir. İçinde doğduğu ve büyüdüğü topluluk onun için bir zorunluluktur. Cemaatleşme olgusunda ise, herhangi bir üye, dilediği zaman cemaatten ayrılabilme imkânına sahiptir.
Cemaat kavramı biraz daha geniş olarak incelendiğinde dört önemli özelliği içerdiği görülür:

     “Birincil ilişki” olarak da isimlendirilen yüzyüze, yakın kişisel ilişki-lerin varlığı
     Sosyal görevlerin yerine getirilmesinde ferdin duyarlı ve duygulu olması
     Grup tarafından yüce ve önemli görülen değerlere inanç
     Grubun diğer üyeleri ile dayanışma duygusu.

Bu temel özellikler çerçevesinde, cemaat olgusunun karakteristikleri daha geniş olarak incelenebilir. “Komünal toplum” adı da verilen cemaatte;

     Aile bağları çok güçlüdür. Sosyal faaliyetlerin merkezi ailedir. Geniş aile yapısı göze çarpar. Yaşlılar yakın ilgi ve saygı görür. Genellikle babaerkil aile modeli hâkimdir. Bu özellikleri ile cemaate “ailevi top-lum” da denilmektedir.
     İş bölümü ve uzmanlaşma gelişmemiştir. Genellikle, ziraat, hayvancı-lık ve avcılıkla geçimlerini sağlamaktadırlar. Toplumun çoğunluğu aynı işleri yapmakta ve iktisadi faaliyet aile çevresinde gerçekleşti-rilmektedir. Bu özellikleri ile cemaate, “sanayi öncesi toplum” ya da “geleneksel toplum” adı da verilmektedir.
     Güçlü bir sosyal dayanışma vardır. Sosyal faaliyetlerde ileri bir uz-manlaşma olmadığından insanlar işbirliğine girmeye daha eğilimlidir.
     Geleneksel değerlere ve davranış kalıplarına bağlılık çok güçlüdür. Sosyal değişme en alt düzeydedir. Yeniliklerin topluma girmesi ve yayılması zordur. Sosyalleşme daha az karmaşıktır. Dolayısıyla, kül-türel çevreye uyum problemleri de aynı ölçüde daha az görülür.
     Yazılı (resmi) kanunlarla değil, gayrı resmi alışkanlıklarla (örf ve âdetler) toplum yönetilir.
     Dış dünya ile temas son derece azdır. Yabancılara korkuyla bakılır. Bu özelliği ile “kapalı toplum” olarak da isimlendirilmektedir.
     Dikey ya da yatay sosyal hareketlilik en alt düzeydedir.
     Sosyal tabakalaşma oldukça zayıftır. Bazı statü kriterleri olmakla bir-likte, statüler arasındaki mesafe (sosyal mesafe) fazla değildir.

Yukarıda sayılan bu özellikler günümüzün gelişmiş toplumlarında, küçük -ya da “birincil” gruplarda -cemaatleşme durumunda-görülürken, gerçek anlamıyla cemaatte, tüm toplumun özelliği olarak dikkati çekmektedir.
“Karmaşık toplum”, “birliksel toplum”, “modern toplum”, “sanayi toplumu” ya da “açık toplum” gibi ifadelerle de söz edilen “cemiyet” ise, bu özelliklerin tersini göstermektedir: Aile küçülmüş, aile bağları kısmen zayıflamış ve bir engel olmaktan çıkmış; iş bölümü ve uzmanlaşma gelişmiş, faaliyet alanları genişlemiş, fonksiyonlar detaylı hale gelmiş; dayanışma otomatik olmaktan çıkarak bilinçli bir tercihe dönüşmüş; statüler çoğalmış ve sosyal mesafe genişlemiş; iktisadi hayat ticaret, sanayi ve hizmet sektöründe yoğunlaşmış; dikey ve yatay sosyal hareketlilik kanalları olabildiğince açılmış; geleneksel değerler esneklik kazanmış; kamu düzenini sağlamak için resmi (yazılı) kurallar geliştirilmiştir.
Bütün bu özellikler ışığında, “cemiyet” (society), “insan davranışını özgürlüğe kavuştururken sınırlandıran, karşılıklı yardımlaşma imkânı verirken gruplaşmalara ve bölünmelere de yol açan, değişen bir sosyal kurumlar ve ilişkiler ağıdır” şeklinde tanımlanabilir.
Bu tanım analiz edilecek olursa, cemiyet, öncelikle bir sosyal kurumlar ve ilişkiler ağı olarak görülmektedir. “Sosyal ilişki”, fiziki ilişkiden farklı olarak “karşılıklı haberdar olma”yı içerir. Karşılıklı haberdarlık, “birliktelik” ya da “zıtlık” şeklinde kendisini gösterir. İnsanlar, sadece benzerliklerinden dolayı değil, farklılıklarından dolayı da biraraya gelirler. Burada “benzerlikler” ifadesi, ilkel topluluklar için “ortak kan bağı”nı, modern toplumlar için “aynı kültürü paylaşma” halini belirtmektedir. “Farklılıklar” ise, cinsiyet, ilgi, yetenek ve kapasiteyi ifade etmektedir.  İnsanlar bu farklılıklar nedeniyle birbirlerine ihtiyaç duyarlar ve biraraya gelirler. Mesela, cinsiyet farklılığı olmasaydı, ya da psiko-fizyolojik ihtiyaçlar açısından kadın ve erkek, sürekli olarak birbirine muhtaç bir durumda değil de, yılda bir kez birlikte olmakla yetinen canlılar olsaydı, “aile kurumu” ortaya çık-mayacaktı. Aynı şekilde, ilgi, yetenek ve kapasite farklılıkları olmasaydı, diğer temel sosyal kurumlar gelişmeyecekti. Bütün bu özellikler, yardım-laşma, bölünme ve gruplara ayrılma olgularını da meydana getirmektedir.
Cemiyet hayatının çok çeşitli imkânlar sunması, böylece fertlerin çıkarlarına uygun değişik tercihlerde bulunabilmeleri, davranışların “özgürleşme”sini sağlarken; bu davranışların resmi kurallara (hukuki düzene) uygun olma zorunluluğu ise “sınırlandırılma” anlamına gelmektedir.
Cemiyetin ferde çok çeşitli alternatifler sunması, kişisel planda temel karakteristiklerinden biri olan “ferdiyet”in ortaya çıkmasını sağlar. Cemaatten farklı olarak cemiyet insanının özelliği olan “ferdiyet”, sosyalleşme sürecinde kişinin çok çeşitli -karmaşık- etkenlerle karşı karşıya gelmesinden kaynaklanır. Ailevi özelliklerin farklılığı, okul ve arkadaşlık ilişkileri, değişik mesleki ve serbest zaman faaliyetlerine yönelme, farklı kitap, gazete ve dergileri okuma ya da değişik televizyon kanallarını izleme gibi çağdaş hayatın sunduğu alternatifler ile “ferdiyet” gelişir. Bu yüzden H. Freyer, “cemaat ferdi her yönüyle kuşatırken; cemiyet, bir yönüyle yakalamaktadır”  demektedir. Diğer taraftan çağdaş devletin çeşitli sosyal güvenlik tedbirleri ile refahı kitlelere yayması, fertlerin karşılıklı haklarını güvenlik altına alması ve görevlerin yerine getirilmesini temin etmesi de, ferdiyetin gelişmesi açısından önemlidir.
O halde, cemaatten cemiyete geçişte, ferdiyetin gelişmesini ve hukukilik fikrinin oluşmasını temel almak mümkündür. Tabii olarak bu dönüşüme neden olan makro yönelimler vardır. Bu yönelimler; XVIII. yüzyıldan itibaren hızla kendisini gösteren sanayileşme ve laikleşme olgusu etrafında özetlenebilir.