SOSYAL PSİKOLOJİYE GİRİŞ

Issız bir adaya düştüğünüzü hayal edin – tek başınıza ve de hiçbir kaçıp kurtulma şansı olmadan. Ya da muhtemel bir felaketin dünyada sizden başka hiç kimseyi canlı bırakmadığını… Son olarak bir de şunu düşünelim: Sihirli bir güç size her türlü arzunuzun bir şekilde yerine getirileceği her istediğinizi gönlünüzce gerçekleştirebileceğiniz bir varoluş vaad ediyor. Ancak bir şartla: Bu varoluşta başka insanlara yer yok. Seçer miydiniz?
Böylesi senaryoları cazip bulmamanın ötesinde hayal etmekte dahi zorlanıyorsak bunun sebebi hayat dediğimiz şeyin en merkezinde başka insanların duruyor olmasıdır. Varoluşun çarklarını döndüren, maddi ve manevi ihtiyaçlarımızı tatmin ederek hayatta kalmamızı sağlayan, iyisiyle kötüsüyle yaşam serüvenini bizim için anlamlı kılan şey başkalarının varlığıdır. Vaktimizin çoğunu başka insanlarla çevrili, onlarla doğrudan etkileşimde geçiririz. Yalnızken gerçekleştirdiğimiz eylemler bile (kitap okumak, televizyon seyretmek, müzik dinlemek gibi) sıklıkla başka insanların izlerini, emeğini taşır, bizi başkalarının dünyasına sokar. Gün içinde zihnimizi defalarca başka insanlara kaymış buluruz: Tanıdıklarımızın, tanımadıklarımızın, kimi zamansa kitap ya da dizi karakteri gibi hayal mahsulü kişilerin yaptıkları şeyleri neden yaptıklarını, yapmadıkları şeyleri neden yapmadıklarını anlamaya çalışırız. Hayatın her anında ve her alanında, yakınlarımızın ve ait olduğumuz kültürün içselleştirdiğimiz sesi zihnimizin içeriğini etkiler. Kısacası, duygularımızı, düşüncelerimizi ve davranışlarımızı şekillendirmede başka insanların muazzam bir rolü vardır. Sosyal psikoloji işte tam olarak bu rolü bilimsel yöntemi kullanarak anlamak maksadını güder – insanı, özellikle de başka insanlarla ilişkileri bağlamında anlamaya çalışır. Bu anlamda, hayatın insana dair her yönü hakkında söyleyecek sözü olan çok geniş ve zengin bir bilim dalıdır.