SOSYAL PSİKOLOJİ

434

 

SOSYAL PSİKOLOJİ

 

Birçok bilim adamı
sosyal psikoloji ala­nını Özlü bir kaç kelime ile tanımlamaya ça­lışmıştır. Bu
tanımlamalar, bireyi etkiledik­leri düşünülen sosyal etkinin veya ‘sosyal
uyaranlar’ diye adlandırılan cevapların, ya da kişilerarası ilişkileri
etkileyen değişken­lerin üzerine odaklanmıştır. Bunların çoğu sosyal psikolojinin,
sosyal bilimlerin biyo­kimyası; bir yandan geleneklerin ve sosyal normların,
diğer yandan bireysel kişilikle­rin incelenmesi arasında uzanan bir alan ol­duğu
konusunda anlaşmışlardır. Sosyal psi­koloji teorisi ve araştırmaları
kişiliklerin nasıl biçimlendiği, kültürel normlar ve de­ğerlerin nasıl bireysel
düşünceler ve eylem­lere dönüştüğüyle ilgili bilgiler sağlar.

Önceleri sosyolojide,
sosyal psikolojiy­le ilgili konularda oldukça fazla sayıda ça­lışma yapılmasına
rağmen, araştırma litera­türünün çoğu ve yakın zamanlarda çıkan sosyal
psikoloji kitapları, psikologlar tara­fından yazılmıştır. Yine hiç değilse son
za­manlara kadar; sosyal psikolojide Amcrika’da ortaya çıkmış teorilerin ve
araştırma­ların baskın olduğu bir gerçektir. Bunlardan yeni ufuklar açanlar
1930’larda Avrupa’dan göçeden Brunslik, Heider, Katona, Lazars-feld ve
Lewin’di. Ayrıca 1967’de kurulan Avrupa Deneysel Sosyal Psikoloji Birli-ği’nin
teşvikleriyle Amerika’nın üstünlüğü­nün ortaya çıkardığı dengesizliği düzelt­mek
amacıyla, son zamanlarda çalışmalar belirli bir ivme kazandı.

Sosyal psikoloji alanı
kültürel olarak tekbiçimlilik içindeki insan çeşitliliğine yö­nelik
araştırmalarla olgunlaşmıştır. Alan esas olarak, karmaşık günümüz toplumla­rında
hepimizin karşılaştığı tercihler ara sında seçimler ve davranış kararlan ürerin­de
durmaktadır. Giderek gündelik hayatın psikolojisiyle diğerlerinden daha fazla
uğ­raşır hale gelmiştir. Bunların içine konuş­maların, kendini ortaya
koyuşlann, uyum­luluğun, iknânın, kazanmanın ve kaybet­menin, yardım etme ve
incinmenin, sevme­nin ve nefretin psikolojisi de dahildir.

 

Yakın Tarih

 

Gordon Allport 1954
yılında günümüz sosyal psikologlarının ilgilendiği ana prob­lemlerin çoğunun,
psikolojik sorunlar bi­limsel yöntemle ele alınmazdan önce sosyal
felsefecilerin problemleri olarak bilindiği­ni belirtti. Belki de sorunu daha
esaslı bi­çimde Comte ortaya koymuştu: Nasıl bir in­san kendiliğinden bir
toplumun hem sonu­cu, hem nedeni olabiliyordu? Sosyal psiko­lojide savunulan
fikirler ve sorunlar onun disiplin haline gelmesinden önce de vardı. McDougall
veRoss’un 1908’de yayınladık­ları kitap, sosyal psikolojinin gerçek anlam­da
kendi kimliğini düşünmeye ve geliştir­meye başladığı 1930’lann ortalarına kadar

konuyla ilgili etkili
ilk yayındı. Bu alanda II. Dünya Savaşı sonrasına kadar bir geliş­me olmadı.
Genellikle Kurt Lewin’in 1930’lann sonlan ve 1940’lann başlannda-ki katkılanyla
alanın kendi teori ve yöntem­leri gelişti ve sonraki hızlanmaya zemin ha­zırladı.
Lewin’in otokratik, demokratik ve liberal (laissez-faire) önderlik atmosferle­rinin
deneysel incelemeleri karmaşık du-rumsal değişkenlerin nasıl ele alınacağını,
geçerli kılınacağını, farklı ama düzenli so-nuçlann nasıl gösterileceğini
ortaya koydu. Lewin, laboratuvardan ‘gerçek dünya’ya genelleşen problemlerin,
a) Deneylerin teo­ri ile bağlantısını, b) Fikir olarak aynı yer­den gelen
problemlerle ilgili laboratuvar ve alan denemelerinin paralel olarak sürdürül­mesini
savunarak çözüleceğini umut edi­yordu.

Kurt Levvin’in
deneysel sosyal psikoloji­nin babası olduğu hemen herkes tarafından kabul
edilmiş olsa da, 1920 ve 1930’lu yıl­larda Amerika’da sosyal psikoloji şemsiye­si
altında toplanmış başka birçok etki daha vardır.

Sosyal psikolojinin
ana kimliği, deney­sel yaklaşım içinde demirli kalmaktı. Le­vvin’in
öğrencilerinden biri olan Leon Fes-tinger, Lewin’in çalışmalanndan yola çıka­rak
deneyin yalnızca teoriyle birleştirildi­ğinde anlam kazanacağını söyledi ve
alan üzerinde derin bir etki yapan iki teori geliş­tirdi. Bunlardan birisi,
insanın kendisi ve ancak başkalarının ona sağlayabildiği dış dünya hakkında
bilgi edinmesi için gereken sosyal ilişkinin sonuçlarıyla ilgili aynntılı Öneri
ve önermelerden oluşmuş sosyal kar­şılaştırma teorisiydi. İkincisi ise
insanlann bilişsel (cognitive) uyumu yenilemek için yaptıkları çeşitli zihinsel
ve davranışsal manevralan gösteren bilişsel uygunsuzluk teo-risiydi. Bu
teorinin gücü büyük ölçüde, Fes-tinger’in bazı kavrayışların diğerlerine göre
değişmeye daha dirençli oluşunu ve davra­nışsal bağlantının böyle dirençlerin
gizli kaynağını oluşturmasını anlamasıyla sağ­lanmıştır. Bu teorilerden elde
edilen bilgiler şimdiki sosyal psikolojik düşüncenin bir­çok yerinde önemini
korumaktadır ve bi­zim kültürle ilgili bilgimizin önemli bir bö­lümünü
oluşturmakladır.

Festinger’in ileri
sürdüğü uygunsuzluk olgularım araştırma merakının azalmaya başladığı 1960’lann
sonlarında çok farklı türden bir teorik yönelim ortaya çıktı. Sos­yal davranışı
vurgulayan bu yaklaşım Fritz Heider’le birlikte ortaya çıkmış ve onun ufuk açan
çalışması Kişilerarası İlişkiler Psikolojisi (1958) ile tanınmıştı. Bu yakla­şımın
temel iddiası, insanların davranışı an­lamaya güdülenmiş oldukları ve onu an­lamlı
bir nedensel bağlam içinde görerek bunu kolayca yapabildikleri şeklindedir. Bir
başka deyişle, başkalarına cevaplarımız onların davranışlarını açıklamaya
yükledi­ğimiz nedenlerin bir işlevidir. Yükleme te­orisinin başlangıçtaki odağı
hemen hemen bütünüyle başka insanların algılanması üzerine olduğu halde,
sonrakiler yükleyici yönelimi benlik algısını da içine alacak şe­kilde
genişletmişlerdir. Bizim kendi içimiz­deki eğilimlerimizi ve duygularımızı algı­lamamız,
kendi davranışlarımızı içinde bu­lunduğumuz şartları da hesaba katarak yap­tığımız
kendi nedensel değerlendirmeleri­miz aracılığıyla olur.

1970’lerin başlarında
yükleyici yönelim serpilip gelişmiş, sosyal kavrayışta geniş bir ilgi canlanışı
uyandırmış ve onun tara­fından beslenmişti. Sosyal psikoloji baştan

itibaren kavranılmış
sosyal dünyaya vurgu yapmasına rağmen, geçen beş yılı aşkın bir süredir, bilgi
süreçlerinin ayrıntılı analizle­rine ve sosyal hafızaya yapılan vurgu daha
baskın hale gelmiştir.

Deneysel sosyal
psikoloji “ana akım da­marı” içindeki sosyal kavrayışta bu geliş­meler
oluşuyorken, bazı sosyal psikologlar geleneksel sosyal etkileşim ve grup
süreçle­ri problemleri üzerinde yoğunlaşmayı sür­dürdü. Asch’nin klasik
uygunluk ve Milg-ram’ın itaat üzerine çalışmaları standart ki­taplara girdiler.
Onların bulguları farklı yollardan, normal erişkinlerin sosyal etki baskılarına
dikkate değer bir duyarlık gös­terdiklerini ortaya koydu. Özellikle Thibaut ve
Kelley’in ikili ve daha büyük gruplardaki sonuç değişimlerinin analiziyle grup
süreç­lerinin doğası, güç ilişkileri, roller ve norm­ların gelişimiyle ilgili
zengin bilgiler sağ­lanmış oldu. 1960 ve 1970’li yıllarda birçok yayın,
karmaşık kişilerarası çatışma du­rumlarıyla uğraştı. Bu dönem boyunca ayn-ca
saldırganlık, yardımseverlik, tutum de­ğişimi, jürinin karar vermesi,
kalabalık, sosyal ayrımcılık, cinsel rol yinelemeleri, televizyonun etkisi ve
diğer çeşitli uygula­ma konulan gibi sosyal olgulara ışık tutan çok sayıda
makale yayınlandı.

 

Alanın Şimdiki
Durumu:

 

Böylesine karmaşık bir
disiplinin kısaca karakterize edilmesi birçok bakımdan keyfi ve seçici olmak
zorundadır. Geniş bir fikir birliği sağlanması gereken alanın şimdiki durumuyla
ilgili bazı genellemeler yapmak da oldukça risklidir. Deney üzerinde yapı­lan
vurgu, çeşitli yönlerden eleştirilere ma­ruz kalmıştır. Laboratuvar
sonuçlarının ge-nellcnmesiyle ilgili eleştiriler kolaylıkla başa çıkılamayacak
niteliktedir. Verili bir deneyin bağlamsal ve tarihsel özelliklerin­den anlamlı
sonuçlar çıkartmak mümkün değildir. Bazı eleştiriler ise, çoğu sosyal psikoloji
deneyinde ihtiyaç duyulan aldatı­cı örtülü hikâyelerin etiğiyle ilgilidir. Niha­yet
deneyin hayli sınırlı bir neden-sonuç ilişkisi biçimine bağlı olduğunu söyleyen­ler
vardır. Bu eleştirilerin çoğu hayati so­runlar ortaya çıkarmalarına rağmen ne
tek başlarına, ne de bir arada deneysel yaklaşı­mı sosyal psikolojinin yöntem
ve araçları içinde ikincil konuma düşürememişlerdir. Deneysel yaklaşımın
canlılık yeteneği, onu uygulayanların onun gücünü ve sınırlarını daha açık bir
şekilde gerçekleştirmeleri ne­deniyle, belki daha emniyetlidir. Genelle­me
problemi başa çıkılamaz görünse bile, ara sıra deney taşanları kavramsal
düşünce­nin kolaylaşması ve disipline edilmesinde oldukça önemli olabilir.

Şimdilerde bilişsel
sosyal psikolojinin gelişmesi, deneysel ve sosyal psikoloji ara­sındaki eski
sınırların parçalanmasına ve yeni enteHeklüel birliklerin oluşumuna ne­den
olacak gibi görünmektedir. Sosyal psi­kologlar paradigmalarını belli Ölçülerde
düşünce ve hafıza konusundaki genel araş­tırma geleneklerinden ödünç alıyorlar;
bili­şe önem veren psikologlar, sosyal bağlamın değişkenlerine daha büyük
duyarlılık gös­teriyorlar. Sosyal psikoloji teorisi, depres­yon, alkolizm,
şişmanlık ve bir dizi psikolo­jik teşhisle birlikte olan problemler gibi kli­nik
olgulara ışık tutmuştur. Sosyal psikolo­ji, bazı bakımlardan sosyal bilimler
içinde yapıştırıcı bir rol oynayabilmesine rağmen, kişilerarası etkileşimin
ayrıntılarıyla Özel­likle ilgilenen bir alan olarak kendi kimliği­ni muhtemelen
kaybetmeyecektir. Şimdi

sarkaç, sosyal
karşılıklı bağımlılık ve grup olgusuna ilgiden, bireysel bilgilenme süre­cine
ilgiye doğru salınmaktadır. Burada da­ha ‘bireyci’ Amerikalılarla, daha
‘grupçu’ Avrupalılar arasında bazı ayrılıklar olduğu görülebilir. Eğer
Avrupalıların sosyal psi­kolojisi daha fazla ses getirip Amerikalıla­rın
ilgisini gruplara çekebilirse, durum il­ginç olacaktır. Bu, sosyal
psikolojideki eski bir hikâyeyi andırır: Bireylerin incelenme­si, onların
içinde işlev gördükleri sosyal karşılıklı bağımlılık matrislerinden açık bir
biçimde haberdar olmayı gerektirir. Grup­ların incelenmesi, grup üyelerinin
bilişsel ve motivasyonel süreçlerine genelleştiril mel id ir. Bu iki odak
arasındaki gerginlik, zamanla, geçici sapmalar olsa da, sosyal psikolojiyi
nisbeten düz bir çizgide tutan unsur olabilir.

(SBA) Bk. Psikoloji