Sosyal Değişme Sürecinde Toplum

128
PAYLAŞ

 

Sosyoloji öncelikle endüstri toplumunun bilimidir. Dolayısıyla en-düstri toplumuna doğru ve endüstri toplumunda olan evrilme, yani değişme sürecinin analizi sosyolojinin temel konusudur. Her değişme ‘sancılı bir süreç’tir. Bu sancı değişmenin hızına ve ritmine bağlı olarak az ya da çok olabilir. Endüstrileşmeyle birlikte dünya çok daha yüksek bir hızla değişmeye başlamış, sorunlar, çözüm arayışları, çözümler ve yeni sorunlar diyalektik bir ilişki halinde birbirini takip etmiş ve günümüze kadar gelinmiştir. Global bir bakışla bu süreç her geçen gün biraz daha hızlanarak devam etmekte, her geçen gün dünya biraz daha küçülmektedir. Endüstrileşme düzeyine bağlı olarak toplumdan topluma farklılaşan problemler yaşanmakta; bu yönde değişebilen toplumlar değişimden, değişemeyenler ise değişememekten kaynaklanan sıkıntılara maruz kalmaktadırlar.
Burada toplumun “ne idi, ne oldu ve ne olmakta” olduğunun genel bir tasvirini yapmayı deneyeceğiz. Çizeceğimiz manzaranın, “sosyal değişme faktörleri ve teorileri” başlığı altında inceleyeceğimiz konunun daha iyi değerlendirilmesine katkıda bulunacağını sanıyoruz.
Gerek sosyolojinin kurucuları olduklarını kabul ettiğimiz Comte ve Marx gibi XIX. yüzyıl sosyal düşünürleri, gerekse sosyolojinin gelişmesinde çok emeği olan Durkheim ve onun gibi XIX. yüzyıl sonları ve XX. yüzyıl başlarında eserler vermiş diğer sosyologlar çeşitli toplum sınıflamaları yapmışlardır. Comte’un üçlü ve Marx’ın beşli şemaları çok atıfta bulunulmakla birlikte nisbeten az kabul görmüş; Durkheim’in “mekanik dayanışma/organik dayanışma” ve özellikle Tönnies’in “cemaat/cemiyet” şeklindeki ikili tasnifleri daha çok ilgiyle karşılanmıştır. Bu ikili tasnifler dışardan bakıldığında geçmiş dönemlerle XIX. yüzyıl arasına adeta bir duvar çekmektedir. Ama bu sosyologlar realitenin kesiksizliğini, değişmenin bir süreç olduğunu en az bizim kadar biliyorlardı. Yapmak istedikleri şey, toplumun nereden nereye geldiğini göstermekti. Bugün bizler, ister “ziraat/endüstri”, ister “geleneksel/çağdaş” toplum ayırımlarından söz edelim, üç aşağı beş yukarı aynı şemayı kullanmaya devam ediyoruz. “Gelişmekte olan/gelişmiş olan” ayırımını yaptığımız zaman da değişen bir şey yok. “Gelişmekte olan” ifadesini, günümüz dünyasındaki zirai (geleneksel) toplumdan sanayi toplumuna dönüşmeye çabalayan toplumlar için kullanmaktayız. Bu şemaya günümüz sosyologlarının yaptığı tek ilave, özellikle 1960’ların sonlarından itibaren “endüstri-ötesi”, “post-modern” ve benzeri isimler verilen yeni bir toplum modelinden söz etmeleri. Bu kavramlar halen yoğun tartışmalara konu oluyor. Her yeni toplum modeli kavramı, önceki toplum modelinden onun karakteristik çizgilerinden yeterince uzaklaşıldığı iddiasına dayanır. Günümüz toplumunun dün ve bugün bulunduğu nokta tüm sosyologlar tarafından görülmekte, tartışma realite üzerinde değil, bu realitenin nasıl isimlendirileceği -endüstri toplumunun geldiği son aşama mı? Yoksa, endüstri-ötesi toplum mu?- hususunda, yani kavramsal düzlemde ortaya çıkmaktadır.