Sosyal Değişme Nedir ?

408
PAYLAŞ

 

“Sosyal değişme”, geniş anlamlar içeren ve “sosyal yapı” ile birlikte sosyolojinin tamamını ifade eden bir kavramdır. Sosyal yapı, toplumda yeri olan bütün kurumlar ve değerler sistemini kapsayan statik bir durumu belirtirken; sosyal değişme, bu kurumlar ve değerler sisteminin gösterdiği dönüşümleri anlatan dinamik bir kavramdır.
Her türlü hareketlilik zorunlu olarak bir referans noktasını gerektirir. Sosyolojik bir kavram olarak “sosyal değişme”nin referansı mevcut toplumsal yapıdır. Bu husus son derece önemlidir; çünkü, sosyolojinin, değişmeleri ‘olması gereken’den yola çıkarak yorumlayan dinler, ideolojiler ve felsefi sistemlerden ayrıldığı; ‘var olan’dan, yani toplumsal gerçekten hareketle toplumu açıklamaya çalıştığı için de, ‘objektif’ bir bilim olma hususiyetini kazandığı noktayı işaretlemektedir. Daha açık bir ifadeyle değişmeyi anlayabilmek öncelikle, ‘var olan’ı olabildiğince objektif olarak ve tüm gerçekliğiyle belirlemeyi gerekli kılar.
Günümüz dünyası hızla değişen bir dünyadır. Böyle bir dünyada sosyoloji dilinin tartışmasız en temel kavramlarından biri olan “değişme”, günlük konuşma dilinin de sık kullanılan terimlerinden biri haline gelmiş; sonuçta çeşitli anlamlar içeren, sınırları belirsiz bir kavrama dönüşmüştür.
Sosyoloji dilindeki “değişme” kavramı, günlük hayatta kullanılan “değişme” ya da “değişiklik” gibi kelimelerle karışma riski taşımaktadır. Bu nedenle öncelikle sosyologların “değişmeden söz ettiklerinde neyi kastettiklerinin açıklanması gerekmektedir. Sosyolojide “değişme” aşağıda belirtilen üç özelliğin birlikte var olması durumunu ifade eden bir kavramdır:

     Zaman dilimi: Sosyal değişme belli bir zaman dilimine endeksli bir olgudur. Yani değişme bir referans noktasıyla belirlenebilir. Matematik bir ifade ile söylemek gerekirse değişme, t0 ve t1 zamanları arasındaki farklılaşmadır.
     Kesintisizlik: Sosyal değişme kesintisiz olmalıdır. Sosyal yapıların belli bir stabilitesi vardır. Değişmeden söz edebilmek için bu stabilitenin bozulması gerekir. Gözlemlenen değişiklik konjonktürel bir durumu yansıtıyorsa -görece bir süreklilik arz etmiyorsa- sosyal değişmeden söz edilemez. Bu nedenle “moda gibi değişerek tekrarlanan ve değişmesi beklenen hususlar, sosyal değişme sayılamaz.”
     Kolektif olma: Sosyal değişme kollektif bir olgudur. Yani aile, ce-maat, eğitim, iktisat gibi kalıcı birliktelikleri ifade eden grup veya kurumlar bazında ortaya çıkar.

Görüldüğü üzere yukarıda açıklanan üç özellik sosyal değişme kavramını tanımlamakta ve sınırlarını tam olarak belirlemektedir. Berelson ve Steiner da, hayatta her şeyin sürekli bir değişme içinde olduğunu, ama sosyal değişme kavramının, sadece ailenin örgütlenişi, hayatı kazanma yolları ve dini davranışlar gibi toplum yapısındaki temel ve geniş değişmeleri ifade ettiğini belirtmektedirler. Anlaşıldığı üzere sosyal değişme terimi, toplumun temel kurum ve örgütlenişindeki kaymaları ifade etmektedir.  Bir örnek vermek gerekirse, iki kişinin tanışıp evlenmesi ve çocuklarının olması durumu ilgili kişilerin hayatında bir “değişiklik” oluşturur; ama sosyal yapıda herhangi bir değişme olmamıştır. Dolayısıyla böyle bir durumda sosyolojik anlamda “değişme”den söz edilemez. A. R. Radcliffe-Brown çok karıştırılan bu iki durumun kesin ayırımını yapmış, örnek verdiğimiz olayı “yapının içinde değişme” olarak isimlendirmiştir.  Sosyolojinin konusu “yapının içinde değişme” değil “yapının değişmesi”dir.
Günümüz sosyologları, orta ve kısa vadeli değişme için “sosyal de-ğişme” kavramını kullanmakta; insanlık tarihinin ilk çağlarından zamanımıza kadar uzanan uzun vadeli değişme için “sosyal evrim”* kavramını tercih etmektedirler.  Bu durumda klasik sosyoloji kitaplarında “doğrusal” ve “devirsel” olarak iki alt gruba ayrılarak incelenen “sosyal evrim teorileri” sosyolojinin dışına itilmektedir. Gerçekten bu teoriler, Bottomore’un da işaret ettiği gibi sosyolojiden çok tarihle ilgili felsefi yorumlarla yakından bağlantılıdır  ve sosyal değişmenin amillerini tek faktöre indirgeme eğilimlerinden dolayı sayısız eleştiriye maruz kalmışlardır.
Günümüz sosyologları “büyük boy kuramlar” ya da “makro teoriler” adı verilen bu tür teorilerden uzak durmakta; evrensel, yani tüm zamanları ve toplumları kapsayan teoriler ileri sürmekten kaçınmaktadırlar. Bununla birlikte söz konusu teorilerin ne sosyolojinin çöplüğüne atıldıkları ne de -daha ılımlı bir ifade ile- sosyolojinin tarihine gönderildiklerini söyleyebiliriz. Çünkü sosyoloji bu teorilerle doğmuş, bu teoriler sayesinde gelişmiş ve bu teorilerin eleştirisiyle günümüzdeki mevkiine kavuşmuştur. Sosyal bilimlerde paradigma, fen bilimlerinden farklı olarak kolay değişmemekte, yeni yaklaşım eskileri yok edemeyip, sadece geçerliliğini azaltabilmektedir. Günümüz sosyologları bu teorilerin sınırlı bir geçerliliğe sahip oldukları hususunda hemfikir gibidirler.