SOSYAL DAVRANIŞIN ARKA PLANI

PAYLAŞ

 

Sosyal davranışlar belli bir hedefe yönelik olarak organize olmuş; amaçlı davranışlardır. Bilim ise, “Bilim adamının gözlediği dünyaya ait olguları (sosyal bilimler için sosyal olay ve olguları) birbirine bağlayan kanunları bulma; anlama ve açıklama çabasıdır. Bu olguları anlamak ve açıklayabilmek için onları belli bir hedefe yönlendiren ve belli amaçlar etrafında bütünleştiren sebepleri bilmek gerekir.

Motivasyon Süreci ve Uyma Davranışı
İnsan davranışlarını belli bir amaç doğrultusunda belli bir hedefe yönlendiren faktörlere motiv ve bu yönlendirmenin belli bir zaman sürecinde gerçekleşmesine de motivasyon süreci denmektedir.
Bu durumda, insan davranışlarının iki önemli özelliği ortaya çıkmaktadır:
     İnsan davranışları bir hedefe yönelmiş davranışlardır.
     İnsan davranışları bir bütün halinde organize olmuş davranışlardır.

Her iki özelliğin tayininde ferdin istek, arzu ve ihtiyaçları, his ve bilgileri rol oynarlar. Bunlar ferdin fiil ve hareketlerine etki edebilmek için birleşirler, bir bütün haline gelirler ve ferdin algılarını organize ederek davranışlarını belli hedef/hedeflere yöneltirler. Bu nedenle organize olmuş motivler belli davranış tipleri oluştururlar.
İnsanın dünyayı algı tarzı, herşeyden önce onun içinde bulunduğu fiziki ve sosyal çevresinin mahiyetine bağlıdır. Belli bir kültür grubuna mensup kişiler, aynı sosyal ve fiziki çevreyi paylaşan, benzer problemlerle karşılaşan insanlar, kognitif dünya benzerlikleri gösterirler. Buna rağmen; aynı fiziki ve sosyal çevrenin içinde yaşayan insanların dünyayı algılama tarzları birbirine benzer olsa da, fertler arasındaki fizyolojik farklılıklar, zekâ dereceleri, kabiliyetleri, dünyayı, öğrenme tecrübeleri, istek, arzu ve ihtiyaçları; geçmişe ait tecrübeleri ve geleceğe ait ülküleri, inanç sistemleri dünyayı farklı algılamaya neden olurlar.  Mesela bir sosyal tabakalaşma piramidinde farklı tabakalarda yer alan fertlerin fiziki ve sosyal çevreleri, kültür ve dünyayı algılamaları (dünya görüşleri ve hayat tarzları) birbirinden ayrıdır. Üst tabakayı oluşturan kapitalistler sınıfı ile orta tabakayı teşkil eden ticaret ve zanaat erbabının kognitif yapıları ve tabakayı meydana getiren işçiler, köylüler, düşük gelirlilerin dünyaya bakış tarzları ayrı ayrıdır. Siyasi partiler, ideolojik gruplar arasındaki bilişsel farklılıklar zaman zaman çatışmaya neden olmaktadır. Aslında bu durum onların kognitif yapılarının ayrı ayrı yönlendirilmesinden doğmaktadır.
Her davranışın arkasında onu belli hedeflere yönelten veya uzaklaştıran birtakım itici güçler vardır. Fertteki bu itici güçlere; bir şahsı belli objelere, şartlara doğru iten istekler, arzular ve ihtiyaçlara olumlu, uzaklaştıran, geriye iten korku, tiksinme gibi kavramlarla ifade edilenlere de olumsuz kuvvetler denir. Her ikisi de davranış meydana getiren, onu idame ettiren kuvvetlerdir. Bu isteklere motiv (saik-güdü) ve bu isteklerin yöneldiği objelere yaklaşma veya sakınma objeleri, gerek yaklaşma ve gerekse sakınma objeleri karşısında aranan en son davranışlara da hedef denir. Hedefte sahip olunmak veya kaçınmak istenen objeler bulunur. Demek ki, ister objeye sahip olmak isterse korku objesinden korunmak için olsun, davranışı belli hedeflere yönlendiren güçlere “motiv” adı verilmektedir.

Motivasyon süreci de, bu motivlerin organizmayı uyarması ile hedefe varıncaya kadar geçen zaman içerisinde davranışın etkilenmesi süreci olmaktadır. Motivler:

     Fizyolojik motivler
     Sosyal motivler olarak ikiye ayrılırlar.

Fizyolojik motivler ferdin doğuştan getirdiği güçlerdir: Açlık, susuzluk, uyku, cinsellik, annelik, kullanılmayan maddelerin atılması gibi. Maslow bunlara “fizyolojik ihtiyaçlar” adını verirken,  Freud “id” (yani doğuştan gelen benlik) demektedir.
Kanda gıda cevherinin azalması açlık motivini doğurmaktadır. Bu durum organizmayı huzursuzluğa sevkeder. Bu huzursuzluğun giderilmesi yemekle olur. Böylece açlık motivi bizi gıda aramaya ve teminine sevkeder. Ekonomik faaliyetlerin temelinde gıda arama motivi yatmaktadır.
Cinsellik ve annelik motivleri ile aile kurumunun kurulması ve toplumun yeniden üremesi sağlanmaktadır.
Sosyal motivler deneyden gelen isteklerdir. Freud buna “süper-ego” adını vermektedir. Mesela Freud’a göre toplumsal sapmalar cinsiyet yasağından doğmaktadır.
Freud’un sisteminde şuur alanı ikiye ayrılmaktadır: a. Şuuraltı alan b. Şuur üstü alan. Tatmin edilemeyen istek ve arzular şuuraltına itilirler. Şuuru oluşturan bu iki yapıyı etkisi altına alan üç benlik mevcuttur. Bunlar: a. “id”, b. “ego” ve c. “süper-ego” dur. İd insanın fizyolojik ve biyolojik yapısına bağlı olarak doğuştan kalıtım yoluyla elde ettiği hayvani özelliklerdir. Bunlar ferdin biyolojik ve fizyolojik yapısına bağlı olarak değişirler. Fert herşeyden önce “id” in etkisi altındadır. İd devamlı olarak ferdi hayvani arzularını tatmine zorlar. Ancak id’in bu hâkimiyet kurma isteğine insanda mevcut başka güçler karşı çıkar. Bunlardan birisi “ego” dur. Türkçe “ben” olarak ifade edilen ego, “id”in yönlendiricisi ve kontrolörüdür. Ham ve hayvani istek, ihtiyaç ve iştihalarını tatmin etmek isteyen id ile süperego arasında bir arabulucu görevi üstlenir. Süperegonun özelliği ise sosyal muhtevalı olmasıdır. Ferdin kişilik yapısında toplumun temsilcisidir. İnsanın içinde yaşadığı toplumun sosyo-kültürel normlarını benimsemesi sonucunda zamanla meydana gelir. İnsan sokakta hayvanlar gibi cinsi arzularını tatmin edemez. Toplumun tayin ettiği şekilde ve mekânlarda bu ihtiyacı gidermek zorundadır. Ancak bazı kimselerde süperego pek fazla bir güç kazanır ve egonun idle süperego arasında denge kurma görevi  zorlaşır. Bu nedenle id-ego ve süperego arasında dengenin sağlanması kişiliğin sağlıklı olması için önemlidir.
Motivler bütün insanlarda aynıdır demek, aynı motivler bütün in-sanlarda aynı davranışa sebep olur demek değildir. Zira motivlerin, organizmanın ve hedefin durumu davranışın tipleşmesinde rol oynarlar.
Aşağıdaki şemada motivlerin (uyarıcıların) etkisi ve neden olabileceği davranışlar gösterilmiştir:
Birinci grup tek bir ferdin davranış durumunu, ikinci grup ise, bir sosyal grup içerisindeki davranışların bir tip oluşturmasını göstermekte-dir.
 

Bir şahsın tutum ve davranışlarını anlayabilmek onunla hemfikir olmayı gerektirmez. Özellikle karşılıklı anlayışa varıldığı takdirde fayda büyüktür. Zira böyle bir durum karşımızdaki şahsın muhtemel tepkisini önceden görebilmemizi sağlar; gereksiz çatışmalardan kaçınabilmemizi, daha önemlisi karşımızdaki kişiyi olduğu gibi görebilmemize yardım eder. Ayrıca zıt görüşleri anlamak kendi görüşümüzü gözden geçirmemizi sağlayabilir. Bu şekilde farklılıklar içerisinde sosyal bütünlüğe varılır.