Sosyal Bilimlerin Sınıflandırılması

PAYLAŞ

Bilimleri sınıflandırabilmek için elimizde iki ölçüt mevcuttur:

     Konu
     Metot

Bu ayırım bize bilimlerin iki ortak noktasının olduğunu da gösteri-yor: Metot bakımından ortak nokta, konu bakımından ortak nokta.
Yüzyılımızın başlarında yaşayan Kantçılar’dan Windelband’a göre, bilimleri birbirinden ayıran temel ölçüt ancak yöntem olabilir. Bu filozofa göre, insan bilgisini, gneseoloji ve yöntembilim bakımından önce ikiye gerekir:

     Rasyonel bilimler (apriori bilimler)
     Deneye dayanan bilimler (empirik bilimler)

 

Rasyonel bilimler grubuna matematik ve felsefe girer. Bu bilimlerin bilgileriyle algı alanı arasında doğrudan doğruya bir bağ yoktur. Daha açık bir ifade ile, her iki bilim grubunun bilgileri algılara dayanmaz.
Halbuki deneye dayanan (empirik) bilimlerden, herhangi bir şekilde algı alanına giren gerçeklikten bilgi elde etmeye çalışan bilimler anlaşılır. Bu bilimlerin “for-mel” (mantıkî) niteliği şudur: Bu bilimler bir yandan varılan sonuçları temellendirmek için genel aksiyomatik (ilk şartlara) gerek duyarlar. Öte yandan alanlarındaki olayları tespit etmek için de algı aktına dayanırlar.
Empirik bilimler iki gruba ayrılırlar:

     Tarih bilimleri
     Tabiat bilimleri

Her iki grup bilim de deneye dayanır ve gerçeklikle uğraşırlar.

Dilthey de (1833-1911) Windelband gibi bilimleri yöntem bakımından sınıflandırır. Fakat her iki sınıflan-dırma arasında büyük bir fark vardır: Windelband’ın yukarıdaki ayırımına karşılık Dilthey ise bilimleri:

     Manevi bilimler
     Tabiat bilimleri

olarak iki gruba ayırıyor. Dil, yazın, sanat, felsefe, hukuk ve bütün tarih bilimleri manevi bilimler grubuna girerler. Bu bilimler grubunun karşısında ise, tabiat bilimleri bulunuyor. Manevi bilimler anlama yöntemini, tabiat bilimleri ise açıklama yöntemini kullanırlar.
Windelband ve Dilthey’in bilimleri metodolojik ayırımına karşılık, Nicolai Hartmann (1882-1950) bilimleri varlık (ontolojik) bakımdan sınıflandırır.

 

Ona göre varlıklar:

     İdeal varlık
     Real varlık

olarak ikiye ayrılmaktadır. İdeal varlık, değişmeyen, oluş içinde bulunmayan, her türlü bireysellikten yoksun olan bir varlık türüdür. İşte ontolojik bir sınıflama, her türlü metodik kaygılardan vazgeçerek ve bu varlık türlerine uyarak bilimleri de ikiye ayırmaktadır:

     İdeal varlığı inceleyen bilimler (ideal bilimler)
     Real varlığı inceleyen bilimler (real bilimler)

İdeal bilimler grubuna matematik bilimler, mantık, etik ve bütün değerler alanını inceleyen bilimler girer. Real bilimler grubuna ise bütün öteki bilimler girmektedir. Yani real bilimler grubunu:

     Fizik ve madde bilimleri
     Biyolojik bilimler
     Psikolojik bilimler
     Manevi bilimler (bu bilimlerle insan başarılarıyla, insan olaylarını inceleyen bilimler göz önünde bulundurul-maktadır.)
     Felsefe bilimleri (real varlığın bütün alanlarını, insan ve insan başarılarını, yani tarihi varlık alanını içine alan felsefi incelemeler.)

Batı’daki bu bilim sınıflamaları örnekleri yanında İslam düşünürlerinin de bilimleri sınıflandırdığını görmekteyiz. Bu sınıflamalar Batı’dan çok daha öncedir. Özellikle Farabi (874-950), İbn Sina (980-1037), Gazali (450-1058) ve İbn Haldun (1337-1406)’un kendilerine özgü bilim sınıflamaları vardır. Hatta Farabi’nin İlimlerin Sayımı (İhsaü’l-Ulûm) adlı bilim sınıflamasına ait başlı başına bir kitabı vardır.
Burada bütün bu Müslüman düşünürlerin ve diğerlerinin bilim sınıflamalarını ele almak mümkün değildir. Ancak batılı düşünürlerin sınıflamalarından önemli farklarının bulunduğunu belirtmemiz gerekir.
Windelband, Dilthey ve Hartman’ın bilim sınıflamalarında ilahi

vahye dayalı bir bilgiye ve bilime yer verilmemektedir. Teolojik bilginin tartışılması felsefeye bırakılmıştır. Buna karşılık Müslüman bilim adamla-rına göre bilginin kaynağı kâinatın yaratıcısı olan Allah’dır. Allah kâinatı yarattı ve işleyiş kanunlarını da tayin etti. Aynı şekilde dünya ve ahiret mutluluğunu temin için de zaman zaman vahiy göndermiştir. Böylece İslam düşüncesine göre akıl, deney, sezgiyle birlikte vahiy de doğru bilginin kaynağıdır.
Dikkat edilecek olursa Müslüman düşünürlere göre ilmin tek kaynağı vardır; o da vahyin kaynağı olan Allah’dır. Fizikçi, kimyacı, biyolog, psikolog, sosyolog ve filozof aslında Allah’ın varlığa vahyettiği kanunları araştırmaktadır.
Sosyoloji, Windelband sınıflamasında deneysel bilimler, Dilthey’ın sınıflamasında manevi bilimler, Hartmann’ın ayırımında real bilimler grubunda yer almaktadır.
Sosyolojinin objesini meydana getiren sosyal olay ve olguların realliği ile fizik-madde bilimlerinin konusu olan fizik olaylar arasında real olma bakımından farklılık vardır. Bu farkları şöyle sıralamak mümkündür:

     Fizik olaylar dönüşlüdür – Sosyal olaylar dönüşsüzdür.
     Fizik olaylarda tekrar vardır – Sosyal olaylarda tekrar yoktur.
     Fizik olaylar duyu verilerimize hitap ederler – Sosyal olaylar duyu verilerimizin dışındadırlar.
     Fizik olayların kanunları vardır – Sosyal olayların teorileri yapıla-bilir.
     Fizik olaylar mekaniktirler – Sosyal olaylar diyalektiktirler.
     Fizik olaylarda determinizm vardır – Sosyal olaylarda da determi-nizm vardır, ancak ilk sebebi göremeyiz.
     Fizik olaylar mekânda cereyan ederler – Sosyal olaylar ise zamanda cereyan ederler.

Tespit edilen bu farklılıklara rağmen fizik olayların sosyal olaylara etkisi vardır. Başka bir etki de fizik olayların sosyal olayların açıklamasında bir analoji görevi üstlenmiş olmasıdır. Sosyolojik düşünce tarihinde bu analoglar sıkça kullanılmış ve birtakım sosyoloji ekolleri meydana gelmiştir: Mekanik ekol, coğrafyacı ekol, bio-organik okul vb.