Soren Kierkegaard – Evliliğin Estetik Geçerliliği

Soren Kierkegaard – Evliliğin Estetik Geçerliliği

Evliliğin Estetik Geçerliliği, Ya/Ya da adlı eserin bir bölümüdür. Kierkegaard, Ya/Ya da’yı,
doktorasını tamamladıktan ve Regine Olsen ile nişanı bozduktan sonra yazmıştır.

Eser iki bölümden oluşmaktadır.

Kierkegaard ilk kısmı, A takma adı altında, 1. kısmın son
bölümü olan Ayartıcının Günlüğü’nü,
Johannes Climacus takma adıyla kaleme almıştır. 2. kısmı ise zaman zaman B ve
Yargıç ya da Yargıç William takma adıyla yazmıştır.

1. kısımda A, estetiğin en yüksek ifadesini müzik, tiyatro
ve aşkta bulduğunu savunmaktadır.

A, estetik zevkin elde edilmesinde en yararlı aracın,
imgelem olduğunu düşünmektedir. B ise, etik bir yaşam sürmenin, estetik yaşama
tercih edilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.

2. kısım B’nin ya da Yargıç’ın A’ya yazdığı mektuplar
formundadır. Bu mektup, Ya/Ya da’nın 1. Kısmına bir yanıt niteliğindedir.

Bu kısmın ilk mektubu ayrı bir kitap olarak yayınladığımız Evliliğin Estetik Geçerliliği’dir

Yargıç, romantik literatürün, daima evlilikten önce olana
odaklandığını; evlilik sonrasını görmezden geldiğini söylemekte,

Yargıç (…) romantik aşkın en yüksek biçiminin, evlilik
olduğunu savunur.

Estetiğin zevklerinin bencil, geçici ve güvenilmez olmasına
karşın; etiğin değerlerinin, uzun ömürlü ve sabit olduğu doğrudur.

Ya/Ya da tercihi, aslında estetik/etik yaşam ile dini yaşam
arasında yapılan bir tercihtir. Yani kişi ya estetik ve etik yaşamı ya da dini
yaşamı seçebilecektir.

Ya/Ya da, Tanrı’ya kıyasla insanların daima yanlış olduğu
konusundaki bir vaazla sona erer. (s. 5-7)

Evlilik yaşamın estetiğidir.

…savunmak suçlamaktır.

Sen gerçek anlamda evlilik düşmanı değilsin,

Rastlantıyı seviyorsun. İlginç bir ortamda, güzel bir kızdan
gelen bir gülümseme, bir bakışma… İşte sen bunların peşindesin… (s. 13)

Bir kimseyi mutluluk ânında yakalamaya dair bütün bu
konuşmalarına rağmen, aslında yakaladığın, yalnızca kendi yüceltilmiş ruh
halinden ibaret. (s. 17)

Egoistçe melankoli, kendisi için korkak ve tüm melankoliler
gibi kendi zevkinin peşindedir.

İsyankârdır,

Sempatik melankoli ise daha acı verici ve daha asildir.
Kendisinden başkaları için korkar. (s. 27)

Evlilik Hıristiyanlığa aittir.

Romantik aşkın kanıtlanan tek kusuru, düşünce içermemesidir.
(s. 31)

Evliliğin özünü oluşturan şey aşktır.

Evlilik teslimiyete dayanırken, âşık olmak teslim olmak
değildir.

İlk aşk özgürlük ve ihtiyacın birliğidir. Birey bir
başkasına karşı dayanılmaz bir şekilde çekilir; ama bu çekilmede tutsaklık
değil özgürlük hisseder. (s. 39)

Tenle ruh arasına bir uyumsuzluk konulmuştur. (bu) tensellik
değildir, bencilliktir.

Bir kadının aklına evlilik aleyhine hiçbir şey gelmez (…)
ancak özgürleştirilmiş kadından böyle aleyhte bir fikir çıkabilir.

Aşk hem tensel hem ruhsaldır; özgürlük ama aynı zamanda
gerekliliktir.

Kendi içinde bir ebediyeti vardır.

Evliliğin çatısını oluşturan gökyüzü dünyevi gökyüzü değil
ruhun göğüdür. (s. 52)

Kişi, kendi karakterini yükseltmek ve geliştirmek için
evlenir. (s. 54)

Bir kızla aşktan başka bir sebeple evlenmek daima o kıza
hakarettir. (s. 59)

Para her türlü ilişkiyi ortadan kaldırmanın mükemmel
aracıdır. (s. 82)

Sen bir kimsenin neyi sevdiğini tamamen bilmeye cesaret
edemeyeceğinden korkuyor; hesaplanması imkânsızlığı mutlak anlamda hayati bir
unsur olarak görüyorsun. Ben ise, bir kimsenin neyi sevdiğini bildiğinde,
gerçek anlamda âşık olacağına inanıyorum. (s. 90)

Cesaret olmaksızın aşk boşluğa düşer; zira ancak bu adımla
kişi, kendisini değil başkasını sevdiğini gösterir.

Aşk kişinin kendisini vermesidir, ancak ben, kendimi
yalnızca kendimden çıktığım takdirde verebilirim.

Kişi bu şekilde kendisini ortaya koyduğunda kayba uğrar. (s.
91)

Fatih olmak için gurura; sahip olmak için tevazua ihtiyaç
vardır.

Romantik aşk, kendi içinde daima soyut olarak kalır ve eğer
herhangi bir dışsal tarih kazanamazsa, ölüm onu beklemektedir.

Daha çok umuda dayanarak yaşayanlar ve daha çok hatırlamaya
dayalı yaşayanlar. Her ikisi de zamanla yanlış bir ilişki içindedirler.

Sağlıklı bir birey hem umut, hem de anımsama içinde, ikisini
aynı anda yaşar ve ancak bu şekilde kişinin yaşamı gerçek anlamda bir
süreklilik kazanır. (s. 120)

Dixi et animam meam
liberavi!
/ Söyledim ve ruhumu
kurtardım!

Türkçeleştiren: İbrahim Kapaklıkaya

Ağaç Yayınları

Haziran 2009