Sofi Sufi Nedir, Ne Demektir, Anlamı, Nasıl Olunur

147

Sofi veya Sûfî (ar.i. ve s.)

Tasavvuf ehli olan, tasavvuf felsefesini benimseyen ve onunla fiilen meşgul olan kimsedir. İslâm dünyasında daha çok tarîkat mensublan arasında kullanılan sûfi kavramı, kendini Allah’a adayan, geçici dünya işlerinden eline eteğini çeken, gönlü ve kalbi ile her an Allah’la beraber olmaya çalışan kimselerin genel vasfıdır. Bu kelimenin nereden doğduğu konusunda farklı düşünceler ileri sürülmüştür. Bazılarına göre Yunanca hikmet manâsına gelen “5ophos”tan bazılarına göre bu konu ile meşgul olanlar dünyevî ilgi ve alâkalardan yüz çevirip basit, sâde bir hayatı tercih ettiği için, sırtlarına giydikleri yün hırkaya nisbetle Arabça yün manâsına gelen “suf’tan bazılarına göre Hz.Peygamber’in zamanında “Sofa” denilen özel bir yerde bulunan, devamlı ilim ve ibâdetle meşgul olan “Ehi-i Suffe”den bazılarına göre de, kişinin iç dünyasındaki duygu ve düşünceleri silip yerine yalnız Allah sevgisi ve onun emirlerini ikame etme manâsına gelen “safa”dan türetilmiştir. İslâm dünyasında sûfî adını alan ilk zât Ebû Hâşim es-Sufi el-Kûff’dir. Umumiyetle, seyr ü süiûke girerek kendini Allah’a adayan insanla Allah arasında elde edebilecek vuslata ermeye çalışan kimselere “sûfî” denir. Şeriat, tarîkat, hakikat ve Ma’rifet denilen dört makamı katederek vahdete ulaşanlara da bu ad verilir. Seyr ü süluku kabul eden tarîkat ehline “sûfî dervişleri” tekkelerine “sûfî tekkeleri” şeyhlerine “sûfî şeyhleri” tarikatlarına da “sûfî tarikatları” denilir.

Sûfîliğin doğuşu ile ilglii olarak çeşitli görüşler vardır. Bunların arasında en kuvvetlisi, suffnin yün manâsına gelen sof kelimesinden doğduğu ve başta Hz.Muhammed olmak üzere bütün “Ashâb-ı Suffe”nin tevazua delil olmak üzere sof yani elbise giydikleri rivâyetdir. İlk devirlerde sûfî yünden mamul elbise giyen kimse demek olup, derviş ıstılahına göre ise, kalbini dünya işlerinden korumaya, uzak tutmaya çalışan Hakk âşığı anlamını kazanmıştır. H. II. asırdan itibaren ilk sûfî büyüklerinin çoğu yün elbise giymeleri sebebiyle bu isimle anılır olmuşlardır. Konuyla ilgili birçok kaynakta sof elbisesinin peygamber elbisesi olduğu; sırf ona uymak gayesiyle birçok Hak âşığının da sof giydikleri belirtilmektedir.

Batılı müsteşrikelere göre ise, İslâm sûfiliğinin doğuşunda Hind mistisizmi ile Yeni-Eflâtuncu felsefe bulunmaktadır. Bilhassa Mısır ve Suriye’de gelişme ortamı bulan Neo-Platonizm, İslâm dünyasında süfilik üzerine tesir etmiş ve muhteva itibariyle onu yönlendirmiştir.

Bütün İslâm dünyasında başlangıçdan itibaren sûfîlerin belli bir mekân yerine benimsedikleri fikirleri yaymak üzere gezip dolaştıkları görülür. Sûfîler bazı âdetleri kendileri için bir hayat göriişü haline getirdiklerinden dolayı çeşitli isimlerle anılmaktadırlar. Sûfilere, gezip dolaştıkları için gureba (garipler) veya Seyyahîn (seyyahlar); nefisle mücadele gayesiyle az yemey! âdet edindiklerinden ve genellikle aç gezdiklerinden dolayı (cuiyye); mal ve mülke sahip olunması hoş görmedikilerinden yoksullar anlamına (fukara); çöllerde mağaralarda yaşadıkları ev-bark sahibi olmadıkları için de “mağara ehli” manâsına gelen (şüküftiyye) denmektedir.

Sûfîier arasında bilhassa nefisle mücadele esas prensip kabul edilmiş ve buna uyulmuştur. Dünya hayatında nefis, insanı devamlı olarak arzuları istikametine çekmeğe çalışır, halbuki sûfîlikte ise esas, Hakk’ın takdirine razı olmaktıdr. “Sûfi ibn vakt”, yani “zamanın, yaşadığı ânın çocuğudur” deyimi, sûfîlikte bir prensip halindedir. Buna göre, bir sufi vakit neyi gerektiriyorsa ona göre hareket etmek zorundadır, çünkü sufîye göre zaman, sadece içinde yaşanılan andan ibarettir. Osmanlıların büyük mutasavvıf şâirlerinden Oğlanlar Şeyhî Aksarayî İbrahim Efendi meşhur “Tasavvuf” manzumesinde tasavvufun ve süfiliğin şartlarını şiir şeklinde dile getirmiştir ki, şu üç beyit bunu çok güzel ifade eder:

Bidâyette tasavvuf sûfî, bî-cân olmağa derler:
Nihâyette gönül tahtında sultan olmağa derler.
Tasavvuf, sûfî, kâli hâle tedbil eylemektir bil;
Dahi her söz ki söyler âb-ı hayvân olmağa derler.
Tasavvuf günde bin kerre ölüp yine dirilmektir,
Tasavvuf cümle âlem cismine cân olmağa derler…