Siyasal Partiler Tanımı, Gayeleri, İşlevleri

felsefe/partiler” 148″ 316″


Siyasal Partiler

İktidarları elinde tutan kral ve monarklann otoritelerini sınırlandırmak amacıyla ondokuzuncu yüzyıldan bu yana hemen hemen bütün siyasal sistemlerde rastlanan siyasal partiler, değişik ölçütlerden hareket edilerek farklı şekillerde tanımlanmışlardır. En genel biçimiyle siyasal parti, siyasal iktidarı ele geçirmek, ya da iktidara ortak olmak amacıyla ülke düzeyinde örgütlenen, devamlı bir örgüt yapısına sahip olan ve çeşitli şekillerde halkın desteğini kazanmaya çalışan sosyopolitik bir örgüttür.

Esas itibariyle parti, belli bir ideolojiyi, bir doktrini ve iktidara gelmek veya koalisyonlar yoluyla iktidara ortak olmak gibi temel amaçlan paylaşan insanların oluşturdukları özel bir sosyal grubu ifade etmektedir. Tanımlarda farklı ölçütlerden hareket edildiği için, değişik teorilerle karşılaşmamız mümkündür. Partilerin çoğulculuğunu öne alan Sartori gibi bazı yazarlar, tek partiyi siyasal parti olarak saymazlarken La Palombara ve Weiner, sürekli bir örgüte sahip olma, ülke çapında örgütlenme, iktidarı ele geçirme ve seçimler ve başka yollarla halkın desteğini arama gibi kriterlerden hareket ederek siyasal partiyi tanımlamaya çalışmışlardır.

Siyasal gelişme sürecinde iktidarı ellerinde tutan kral ve monarkların otoritelerini sınırlandırma ihtiyacı, toplumsal yapıda karşılaşılan değişmelerin bir yansıması olarak yeni kitlelerin ve sınıfların toplumsal hayata katılmaları, Öne çıkan yeni sınıfların iktidara ortak olmak istemeleri, daha da önemlisi iktidarın kaynağının Tanrısallıktan halka geçmesi ve bu alandaki zihniyet değişikliğinin yarattığı toplumsalsi yasal etkilerle ortaya çıkmıştır. Partilerin, sistemli bir şekilde ilk kez ondokuzuncu yüzyılda ortaya çıkmalarına kadar, tarihte, Batı ve İslâm toplumlarında siyasal iktidarı etkilemek için çok sayıda örgüt ve hareket görülmüşse de, bu gelişmelerin sürekli bir örgüt yapısına sahip olmamaları, ülke düzeyinde örgütlenmemeleri, seçimler ve diğer değişik yollarla halkın desteğini aramamaları sebebiyle siyasal parti olarak görmek kabil değildir. Aslında siyasal partilerin ortaya çıkmaları, siyasal iktidarın halk tarafından belirlenmesi, egemenliğin halka dayandırılması, meşruiyetin temelinin halkta olması anlayışının gelişmesi ve siyasal sistemlere bu anlayışın yerleşmesiyle birlikte genel oy hakkının yaygınlaşmasıyla mümkün olmuştur.

Partilerin kökeni konusunda sistematik bilgi veren M. Ouverger, siyasal partilerin parlamento içerisinden veya parlamento dışından doğduklarını belirtmektedir. Parlamento içerisinde aynı veya birbirine yakın görüşleri paylaşan kişiler arasında oluşan gruplaşmaların yerel düzeydeki seçkinlerden teşekkül eden komitelerle birleşmesiyle modem partilerin oluşması yönünde önemli bir basamak geçilmiştir. Parlamentolardaki gruplaşmalarla yerel nitelikli komitelerin gayretleri bazen yeni bir siyasal partinin ortaya çıkmasıyla sonuçlanabilmiştir. Ayrıca parlamento içerisindeki büyük bir partinin bölünmesi ile de yeni partilerin teşekkül etliklerini gözlemekleyiz. Parlamento dışında doğan partiler, genellikle bazı grup ve örgütlerin siyasal iktidarı etkilemenin Ötesine geçerek, iktidarı ele geçirmek amacıyla bir siyasal parti kurmaları ya da bir siyasal partiye dönüşmeleriyle ortaya çıkmaktadırlar. Bazı durumlarda ise mekân olarak parlamento dışında kurulmanın ötesinde, parlamento öncesinde de partiler doğabilmektedir. Yani bir temsil kurumu olmadan da partilerin doğması ve bu partilerin temsil kurumunu (parlamento) oluştumak için çalışmaları da mümkündür. İngiliz işçi Partisi, parlamento dışında doğan partilere en çarpıcı örnek olarak verilebilirken, Osmanlı Devleti’nin son dönemine damgasını vuran Osmanlı f uihad ve Terakki Cemiyeti de parlamento dışında ve parlamento öncesinde doğan partiler için ilginç bir örnek teşkil etmektedir. Türkiye’deki siyasal hayata bakıldığında partilerin genellikle parlamentoda bulunan büyük partilerin birtakım sebeplerle bölünmeleriyle doğdukları görülür.

Siyasal partilerin doğdukları yer ve biçim önemli olduğu kadar, zaman da Önem taşımaktadır. “Partiler ne zaman doğmaktadır” şeklinde bir soru her zaman sonılabilmektedir. Toplumsalsiyasal tarihe bakıldığında partilerin birtakım krizlerin ve bunalımların sonunda ortaya çıktıkları görülür. Siyasal partiler, bu bakımdan siyasal ve toplumsal gelişmenin ve modernleşmenin belli bir merhalesinde ortaya çıkan kriz ve bunalımların sonunda doğan örgütler olarak görülebilir. Partilerin doğumuna imkân veren veya doğumunu hızlandıran bunalım ve krizler genelde şu şekilde sınıflandırılabilir Meşruluk bunalımı, bütünleşme bunalımı, katılma bunalımı, nüfuz bunalımı ve kimlik bunalımı. Farklı özelliklerde karşımıza çıkan her bir bunalım ve kriz sırasında veya sonunda farklı düşünce mensupları yeni bir partide örgütlenebilmektedirler. Bu her durumda toplumsalsiyasal bunalımların yeni siyasal partilerin kurulmasıyla sonuçlanacağı anlamına gelmemektedir. Bazı durumlarda toplumsal siyasal bunalım ve krizler, yeni partilerin kurulması şöyle dursun, var olan partilerin bile yok olmasına sebep olabilmektedir.

Bütün siyasal sistemlerde siyasal partiler birbirine benzer işlevleri yerine getirirler. Bİr siyasal sistemde siyasal partilerin işlevleri İle toplum yapısı arasında bir ilişkinin kurulabilmesi kabildir. Sömürge altında olup bağımsızlığını kazanma savaşı veren bir toplumda ortaya çıkan siyasal partilerin başlıca işlevleri, toplumu siyasallaştırmak, tercihleri belli kalıplara sokmak, vatandaşları sömürge yönetimine karşı seferber etmek ve toplumun bağımsız bir siyasal örgüt olarak ortaya çıkmasını sağlamak olabilmektedir. Siyasal sistemle toplum arasında aracı bir örgüt olan siyasal partilerin gördükleri çok yönlü işlevleri üç alanda toplamak mümkündür. Partiler, toplumla ilgili, siyasal sistemin işlemesiyle ilgili ve kendileriyle ilgili işlevler görmektedirler. Siyasal partilerin toplumla ilgili olarak gördükleri işlevler; topluma kimlik kazandırma, siyasal toplumsallaşmaya katkıda bulunma, parti üyelerinden ve toplumdan gelen talepleri birleştirme ve siyasal sistemin ilgili kurumlarına iletme şeklinde sıralanabilir. Bilhassa gelişmekte olan ülkelerde ve sömürge altında olanlarda parlamento dışında ve parlamento öncesinde genellikle gizli olarak örgütlenen siyasal partilerin topluma kimlik kazandırma ve siyasal toplumsallaştırma gibi işlevleri öne aldıkları gözlenmektedir. Türkiye’de parlamento dışında ve öncesinde kurulan Ittihad ve Terakki, Kurtuluş Savaşı yıllarında teşekkül eden Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyetleri, Cumhuriyet yönetiminde ortaya çıkan CHP’nin topluma kimlik kazandırma, toplumu harekete geçirme, siyasal toplumsallaştırma işlevlerini öne aldıkları söylenebilir. Kritik dönemlerde teşekkül eden tek partiler aynı zamanda ulusal bütünlüğün aracısı örgütler olarak görülüyorlar.

Siyasal partilerin siyasal sistemin işleyişi ile ilgili işlevleri, muhtemel siyasal yöneticilerin yetiştirilmesi, kamu yönetimine aday bulunması, seçimlerde aday gösterilmesi, iktidarın icraatının eleştirilmesi ve çeşiüi sorunlar hakkında alternatif çözümlerin geliştirilmesi şeklinde sıralanabilir. Bu işlevlerin yanında partiler, kendileriyle ilgili işlevler görmektedirler. Partilerin kendi varlıklarını sürdürmeleri için iki önemli kaynağa ihtiyaçları vardır; bunlar üyeler ve maddî destektir. Partinin mümkün olduğu kadar çok üyeye sahip olması için çeşitli çalışmalar yapması gerekmektedir. Ayrıca maddî gelir temin etmek için üye aidatlarını toplama, çeşitli gazete, dergi ve broşür yayınlama, yardımlar kabul etme gibi faaliyetleri yürütmesi, kendi varlığının devamı için elzemdir. Partinin merkez ve yerel teşkilatlarında görev yapacak kişilerin yetiştirilmesi, taraftarların çoğaltılması, eğitilmesi de mühim işlevler olarak görülmektedir.

Çok işlevli örgüt olan partilerin işlevleri, toplum yapısıyla, siyasal sistemle, parti tipiyle ve kültür düzeyiyle yakından ilgili olmaktadır.

İşlevleri arasında bir benzerlik bulunmakla birlikte Örgüt yapılan, üyelerin kompozisyonu, tarihselsiyasal durumları bakımından siyasal partilerin bir tipolojiye tabi tutulmaları gereklidir. M. Duverger’ye göre partiler kadro ve kitle partileri olmak üzere iki tiptirler. Oy vermenin toplumda bir takım sosyal ve ekonomik özelliklere bağlı olduğu, sınırlı oy sisteminin cari olup genel oya dayalı sistemlerin gelişmediği siyasal sistemlerde görülen “kadro partileri”, sayıca az üyeli ve fakat bu üyelerin toplumun çeşitli alanlarında önde gelen elit grubundan oluştuğu, parti disiplininin ve dayanışmanın az olduğu, ideoloji ve doktrinlere iltifat edilmediği, kurucuların genellikle eşraftan kişiler olup tanınmış ve saygın zevattan ibaret olduğu partiler olarak görülüyorlar. Kitle partileri ise, kadro partilerine karşılık, genel oy hakkının yaygınlaştığı dönemlerde ortaya çıkmış olup sanayileşme ile toplum yapısına katılan yeni sınıfların temsilcisi olmuşlardır, tşçi sendikalarının kurulması, geniş halk yığınlarının çıkarlarının savunulması ve bu kitlelerin siyasal mücadele alanına kazanılması; kitle partilerinin örgütlenmelerini teşvik etmiştir. Kitle partilerinin kurucuları toplumun varlıklı kesiminden gelmeyip tanınmış kişiler değildir. Bu sebeple öncelikle bu partilerin malî problemlerini çözmek için üye sayılarını mümkün olduğunca artırmak ihtiyacı doğmuştur. Kitle partilerinde parti disiplini kuvvetli, dayanışma güçlü ve genellikle bir siyasal ideolojinin etkisi hakimdir. Avrupa’daki sosyal demokrat partiler ile işçi partileri kitle partilerine örnek gösterilebilir. Aynca; siyaset aracısı partiler, ideolojik partiler, çıkar grubu olan partiler, kişi partileri ve kalıntı partiler şeklinde de bir tipolojiye gitmek mümkündür.

Parti sistemleri, siyasal partiler konusunda durulması gerekli bir diğer husustur. Partilerin siyasal sistemle ve kendileriyle meydana getirdikleri etkileşim örgüsü parti sistemleri olarak belirmektedir. Genelde bir siyasal sistemde faaliyet gösteren parti sayısı, parti sistemleri şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda tek partili sistem, çift partili sistem ve çok partili sistem şeklinde sınıflandırılabilir. Parti sayısı, aslında, rekabetçi ya da rekabetçi olmayan bir sistemi ifade etmekte olduğundan; rekabete dayalı parti sistemi, rekabete kapalı parti sistemi şeklinde bir sınıflama yapmak mümkün olmaktadır.Tek bir siyasal partinin faaliyet gösterdiği Tek Parti Sistemi, rekabete kapalı bir sistemi ifade etmektedir. Tek Parti Sistemi ya SSCB’nde olduğu gibi totaliter bir tek parti sistemi şeklinde, ya da hukuken birden çok partiye imkân tanındığı hâlde, uygulamada tek partinin hakim olduğu totaliter toplumlardaki egemen bir parti sistemi şeklinde onaya çıkmaktadır. Rekabetçi parti sistemleri, ılımlı rekabete dayalı iki partili sistem ile yoğun rekabete dayalı üç ve daha çok partili sistem şeklinde gözlenmektedir. ABD, İngiltere, F. Almanya ve İngilizce konuşan uluslarda ılımlı rekabete dayalı iki partili sistem uygulanma imkânı bulmaktadır. Bazı ülkelerde ise çok partili sistem tercih edilmiştir. Çift partili sistemde, iktidar genellikle iki parti arasında el değiştirmekte ve bir parti her zaman parlamentoda çoğunluğu temsil ettiğinden siyasal istikrara imkân vermektedir. Bu sistemin en önemli avantajının siyasal istikrar olduğu söylenebilir. Çok partili sistemlerde ise, parlamentoda çoğunluğu, genellikle hiç bir parti sağlayamadığından koalisyonlara gitmek zorunlu olmakla ve bu sebeple de siyasal istikrar temin edilememektedir.

Parti sistemlerinin toplum yapısı, tarihselsiyasal geçmiş, kültür yapısı, ekonomik durum ve etnik yapı gibi faktörlerle ilgisi olduğu gibi; kurumsal düzenlemelerin de parti sistemlerinin oluşmasında büyük bir payı bulunmakta ve belirleyici olmaktadır. Özellikle yukarıdan aşağıya toplumun düzenlenmeye çalışıldığı otoriter ve Jakobenist eğilimli siyasal sistemlerde kurumsal düzenleme siyasal sistemi olduğu kadar parti sistemini de belirlemektedir. Nisbî temsil sistemi çok partililiğe, iki turlu çoğunluk sistemi ılımlı çok partililiğe, tek turlu çoğunluk sistemi de çift parti sistemine yol açmaktadır Bu bakımdan siyasal istikran öne alan ülkelerde tek turlu veya iki turlu çoğunluk sistemi uygulanarak çift parti sisteminin yerleşmesine çalışılmaktadır. Toplum yapısının çok parçalı, çok uluslu, Çok kültürlü olduğu ülkelerde ise, farklı etnik-kültürel grupların da parlamentoda temsiline imkân tanımak için nisbî temsil sistemi uygulanmakta ve bunun sonucu olarak da çok partili sistem kurumlaşmakladır.

Türkiye’de 1946’ya kadar otoriter tek partili sistem uygulanmış ve bu tarihten sonra çok partili sisteme geçilmiştir, iç ve bir takım dış etkenlerin tesiri altında başlayan çok partili sistem, 1960, 1972 ve 1980’de üç kez kesintiye uğramış; 1982 Anayasası ve bunu izleyen siyasal düzenlemelerle tesis edilen, ulusal ve yerel barajlarla iki partililiğe giden ılımlı çok partili sisteme gelinmiştir.

Davut DURSUN – SBA