SİSTEM

301

 

SİSTEM

 

Sosyal ve uygulamalı
bilimlerde karşı­lıklı ilişki halinde bulunan elemanların oluşturduğu bir bütünü
ifade etmek için kullanılan kavram.

Sistem kavramı çeşitli
şekillerde tanım­lanmıştır. Genel Sistem Teorisi’nin kurucu­su Ludwing von
Bertalanaffy’nin “karşılıklı ilişki halinde bulunan elemanlar
topluluğu” olarak tanımladığı sistem kavramı, günü­müzde daha çok
“her biri değişik durumlar­da bulunabilen çeşitli elemanların bir bütü­nü”
şeklinde tanımlanabilmektedir. Aynca, “kendi aralarında ilişkili öğeler
bütünü ve­ya bir aradaki işlevler dizisi” şeklinde de ta­nımlanabildiği
gibi sistemin, “nesnelerin, bu nesneler ve onların simgeleri arasındaki
ilişkilerin bir bütünü” olarak da tanımlan­ması mümkündür.

Önce doğal ve
uygulamalı bilimler ala­nında kullanılmaya başlayan sistem teori­sinde,
karşılıklı etkileşim halinde bulunan onlarca farklı elemanın bir araya geldiği
bi­yolojik varlıklar birer sistem (bütün) olarak ele alınmış ve sistemin
işleyişi üzerinde ça­lışmalar yapılmıştır. II. Dünya Savaşı’nı iz­leyen
yıllarda sistem kavramı sosyal bilim­lerde de kullanmaya başlanmıştır. Ameri­kalı
sosyolog T. Parsons, bu kavramı sosyo­lojiye, D. Easton siyaset bilimine, M.
Kap­lan da uluslararası İlişkiler disiplinine taşı­mışlardır.

Parsons insan
eylemlerinin birbirinden ayrılmış olmadığını ve bunların kümeler halinde
oluştuğunu savunmuş ve davranış kümelerinin meydana getirdiği bütünü sis­tem
kavramı ile ifade etmiştir. Von Bertela-naffy’nin Genel Sistem Teorisi’ne
karşılık olarak Parsons, Eylem Sistemi Teorisi’ni geliştirmiş olup sosyal
sistem ve bunun alt-sistemleri üzerinde durmuştur.

Tanımlarda da dikkat
çektiği gibi siste­min en belirgin özelliği “bir bütün” olması­dır.
Sistemin ifade ettiği bütün, karşılıklı et­kileşim halinde bulunan çeşitli
elemanlardan, farklı nesnelerden, ilişkilerden ve rol­lerden oluşmaktadır.
Bütünü meydana geti­ren unsurlar (elemanlar, nesneler, işlevler, roller,
ilişkiler) tesadüfen biraraya gelmiş olmayıp her biri belli bir işlevi görecek
şe­kilde biraraya gelmiş ve bir bütünü oluştur­muşlardır. Bu unsurlardan her
hangi birisi bütünden (sistemden) çıkarıldığında siste­min işleyişi bozulmakta
ve bütün işlemez hale gelmektedir.

Bir sistemi oluşturan
temel unsurlardan her birisi kendi içinde ayrı bir bütünü temsil etliğinden
bunlar da alt-sistem (sous- syste-me- subsystcm) olarak değerlendirilmekte­dir.
Bu durumda sistem, alt-sistemlerin uyumlu şekilde bir araya gelip meydana ge­tirdikleri
bir bütün olarak görülmektedir. Bir toplumun bütün kurumlarını, kültürü­nü,
yapılarını, değerlerini içine alan sosyal sistemin pek çok alt-sistemden
meydana gelmiş olduğu söylenebilir. Parsons, siyasî sistemi, ekonomik sistemi
ve kültürel siste­mi sosyal sistemin alt-sistemleri olarak ele almıştır. Genel
olarak biyo-sosyal sistem, çevre (ecologique) sistemi, ekonomik sis­tem,
kültürel sistem ile siyasî sistem gibi alt-sistemlerin sosyal sistemi meydana ge­tirdiği
kabul edilmektedir.

Her sistemin (bütün)
karşılıklı etkileşim halinde bulunduğu bir çevresi vardır. Sis­tem olarak
ifadesini bulan bütünler, ister bi­yolojik, ister sosyolojik olsun,
çevrelerinde girdi alır ve yine çevrelerine çıktı gönderir­ler. Çevre, bir
sistemin etkileşim halinde bulunduğu diğer sistemlerin oluşturduğu bir bütün
olarak karşımıza çıkmaktadır ki, bu da bir sistem olarak değerlendirilmeli­dir.
Sosyal ve siyasî sistemlerin toplum içi ve toplum dışı olmak üzere iki çeşit
çevrele­rinden söz edilebilir. Sosyal ve siyasî sistem in ilişki hafinde
bulunduğu uluslararası sistem, uluslararası ticaret sistemi, ulusla­rarası
hukuk sistemi ve uluslararası kültürel sistem gibi ülkenin sınırlan dışında
kalan sistemler toplum dışı çevreyi meydana geti­rirlerken siyasî ve sosyal
sistemin etkileşim halinde bulunduğu (girdi alıp çıktı gönder­diği) ekolojik
sistem, kişilik sistemi, kültü­rel sistem, değer ve inanç sistemi gibi, ülke
sınırları içerisinde bulunan sistemler de toplum içi çevreyi meydana
getirmektedir­ler.

Doğal ve sosyal
evrende bulunan yüzler­ce sistemi canlı ve cansız diye tasnif etmek mümkündür.
Sosyal sistemler ve bunları oluşturan bütün alt-sistemler, esas itibariyle
cansız sistemler olup işlemeleri için dışarı­dan yönlendirilmeleri gerekir.
Canlı sis­temler olarak tasnif edilen doğal sistemler ise (güneş sistemi, sinir
sistemi vb.) dışarı­dan yönlendirilmeye ihtiyaç duymadan iş­lerler. Dışarıdan
yönlendirilen ve insanlar tarafından düzenlenen sistemler olan sosyal sistemler
ve bunların bünyesinde yeralan alt-sistemler (yönetim sistemi, trafik siste­mi,
ölçü sistemi, eğitim sistemi gibi) za­man, mekân ve toplum farklılığına bağlı
olarak değişik şekillerde örgütlenmişlerdir. Sosyal sistemlerin ve bunların
alt-sistemle-rinin farklı şekillerde ortaya çıkmaları, eko­nomik özellikler,
tarihî miras, kültür ve zihniyet dünyası, coğrafi özellikler, inanış biçimleri
ve benzeri çeşitli değişkenlerin her toplumda birbirinden farklı değerde ve
özellikte bulunmasından ve bütün içerisin­deki işlevinin az-çok değişik
olmasından kaynaklanmaktadır.

Davut DURSUN