SİMGELERiN KAYNAĞI OLARAK KÜLTÜR

Kültür kavramının varoluş koşullarından birisi, sürekli olarak iletişime konu olmasıdır. Zira insanın doğayı dönüştürerek ürettiği nesneler ve simgeler, ancak insanlar arasında sürekli bir gösterge ve kod alış-verişi olduğu sürece var olabilirler. Bu sürekli simge alış-verişine iletişim  adını veriyoruz. iletişimin çeşitli biçimleri ve araçları vardır. Ancak bu çeşitliliğe rağmen, her tür iletişim göstergelerin dolaşımını mümkün kılar. ister karşımızdaki kişiye basit bir göz kırpma hareketi yapalım ister dumanla ya da elektrik sinyalleriyle kodlar gönderelim ister televizyon gibi kitlesel özelliği olan bir araçla milyonlarca insan hitap edelim, özde aynı gösterge alış-verişi aracılığıyla anlam aktarmaya çalışırız. Göstergeler  kendilerinden başka bir şeye gönderme yapan eylem, nesne, kavram ve yapılar olarak tanımlanabilirler. insanın her eylemi, kültür üretmeye yönelik olduğu için toplumsal gerçekliğin tamamı çeşitli tipte göstergelerle doludur. Hatta her şey göstergedir diyebiliriz. Kavrama sosyal bilimlerde farklı yaklaşımlar geliştirilmiş olsa da, gösterge, en çok göstergebilim yorumu içinde ele alınır. Göstergebilim, anlam taşıyıcısı göstergeler ve bunların nasıl düzenleneceğine dair kurallar anlamına gelen kodları çözümlemeyi ve sistemleştirmeyi hedeşer.
D i K K A T    Göstergeler kendilerinden başka bir şeye gönderme yapan eylem, nesne, kavram ve yapılar olarak tanımlanabilirler.

Toplumsal gerçekliğin, bir metin gibi okunabilir göstergelerden oluştuğunu varsayan göstergebilim, sosyolojiden önce dilbilimde ortaya çıkmıştır. Dilin bir kodlar ve göstergeler sistemi olduğunu, okuyucuya göre değişen anlamlar taşıdığını, bununla birlikte belli toplumsal kabuller üzerinde inşa edildiğini ilk kez isviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure (1857-1913) öne sürmüştür. Saussure, göstergenin gösteren  ve  gösterilen  olarak iki boyutu olduğundan bahsetmiştir. (Saussure, 1995: 158) Göstergeyle karşılaştığımızda, örneğin bir film afişinde tırpan nesnesinin resmini gördüğümüzde, önce onun yüzeyde ya da ilk anda algıladığımız anlamını düşünürüz (bir tarım aleti olarak tırpan). Ancak o göstergenin gerçek anlamlandırması onun içinde bulunduğu gerçeklik bağlamıyla yakından ilişkilidir. Bağlamsal ögeleri dikkate aldığımızda, gösterge bizim öznelliğimizde özel ve ilk bakışta fark edemediğimiz bir anlam kazanmaya başlar: Üzerinden kan damlayan tırpan, karanlık bir fonda, ürkütücü bir şatonun önünde kime ait olduğu belli olmayan bir el tarafından tutuluyorsa bunun bir korku filminin göstergesi olduğunu anlarız.
Ayrıca tırpan nesnesi, birçok kültürde ortak olarak ölümün simgesel anlatımı olan Azrail’in vazgeçilmez gerecidir. Simgesel anlatım soyutlaştıkça, göstergenin anlamı da çoğullaşacak, gönderme yapma gücü artacaktır. Örneğin, filmin tamamını seyrettikten sonra bir seyircinin, sadece tırpan nesnesini tekrar görmesi, onda bütün filmin içeriğini, onun uyandırdığı duyguları yeniden çağrıştırabilecektir. Hatta bu teknik birçok yönetmen tarafından uygulanan bir anlatım biçimidir: Filmin son sahnesinde, başka herhangi bir tamamlayıcı bağlamsal ögeye gereksinim duyulmadan sadece tırpanın gösterilmesinin yarattığı etki, onun güçlü gösterge etkisinde gizlidir.
20.yy’da Fransız edebiyat eleştirmeni, kültür kuramcısı Roland Barthes (19151980), Saussure’ün izinden giderek, çağdaş göstergebilimin temel kavramlarını ortaya atmıştır. Barthes’a göre göstergenin anlamlandırılması iki düzeyde gerçekle-
şir: Her metin (nesne, kavram, imge, söylem de birer metin olarak kabul edilebilir) yüzeyde herkesçe üzerinde uzlaşılabilir bir düz anlam, bir de bağlamına göre  değişerek  okurun  (göstergeyi   
çözümleyen her özne bir okur olarak kabul edilebilir) anlam dünyasına örtük bir şekilde ulaşan yan anlamdan oluşur. Her türlü metin    bir   yananlam   içerebilir   çünkü önemli   olan   onun   kendisinde    mevcut olan anlam değil (böyle bir mutlak anlam yoktur), okurda    yaptığı çağrışımdır. Böylece metin bir kendisini bir de simgesel düzeyDe anlatmak istediklerini içerir. Bu ikinci düzey, sonsuz sayıda okumaya açıktır. Bazı metinler özellikle böyle bir anlam taşıması için insanlar arası iletişime konu olurlar. Her türlü ima, gönderme, kinaye, dolaylı anlatım, eğretileme vb. bu tür metinlerin temelini oluşturur. Dîvan şairi Nedîm’in ünlü “içinde” redişi gazelinde, insanlar arası simge alış-verişinde ne denli özel göstergeler kullanılabileceğini ya da  gündelik dilde herkes için sıradan olan bir sözcüğün, özel bir bağlamda iki kişi arasında nasıl özel bir yan anlam kazanabileceğini gösteren    Tırpan, aynı zamanda, birçok kültürde ortak beyiti anabiliriz: “Bir söz dedi cânan ki kerâmet var içinde/ Dün gîceye dair işâret var içinde.”
[Sevgili, içinde keramet bulunan bir söz dedi (söyledi) (ve) o sözde dün geceye (sevgili ile benim aramda geçen gece) dair izler, işaretler, ipuçları vardı.]

Mit: insan ya da doğa olaylarını açıklamak  olarak ölümün simgesel anlatımı olan Azrail’in
vazgeçilmez gerecidir!
Barthes, yan  anlamların inşasında toplumsal olarak üzerinde uzlaşılmış bazı kodların önemli olduğunu belirtir. Bu kodlar, bir kültürde gerçekliğin anlamlandırılmasında bir çeşit açıklama paketi olan mit ya da mitoslar aracılığıyla işlerlik kazanırlar.  
Diğer bir deyişle, göstergeler mitlere gönderme yaparak toplumsal gerçekliğin kurulması ve anlam üretmesini sağlarlar. Her kültürün, varlığı, evreni, olguların ve nesnelerin düzenini açıklamak için geliştirdiği açıklama şemaları vardır. Mitoslar, bu bağlamda dünyaya anlam vermeye yarayan, bireyin onunla kurduğu ilişkinin niteliğini belirleyen, göstergelerle dolu kod sistemleridir. Aynı kültürel mantıktan türemiş mitoslar, o toplumun belleğinde ve gündelik yaşam pratiğinde yönlendirici bir sistematik olarak genel bir mitoloji ya da mitologya oluştururlar.     amacıyla doğaüstü varlıkların olağanüstü    eylemlerini efsane biçiminde anlatan ve kuşaktan kuşağa    geçen anlatı. Barthes’a göre mit, baskın sınıfın ideolojik    amaçlarına hizmet eden karmaşık ve iyi biçimlenmiş bildirişim dizgesidir.

Barthes, o güne kadar antropolojide eski ya da “ilkel” olarak adlandırılan basit üretim ilişkilerine sahip toplumlara atfedilen mitoloji kavramını, bu tanımından kurtarmış çağdaş toplumların da aslında benzer açıklama şemaları kullandıklarını göstermiştir. Çağdaş Söylenler (Mythologies) başlıklı kitabında Barthes, mitos kavramının modern toplumda aldığı biçimleri tartışmakta ve 1950’lerin dünyasının güncel örnekleriyle bu savını desteklemektedir. Barthes’a göre popüler kültür, medya söylemi, reklâmlar, gündelik yaşam nesneleri gibi unsurlar çağdaş mitosların (söylenler) üretildiği alanlardır. Mitos, gizleyerek değil biçimi değiştirerek etkili olur (Barthes, 1970: 207). Bu nedenle gösteren-gösterilen ilişkisi en etkili şekilde mitoslardan yararlanarak kurulur. Kültürün simge üretme işlevi, önemli ölçüde mitoslar ve bunların anlamlandırılmada kullanılmaları üzerinden gerçekleşir.