Şiir Kaymak Bağlarsa

Şiir Kaymak Bağlarsa

İsmet Özel’in Şiir Kaymak Bağlarsa başlığı altındaki konferanslarının 3. ve sonuncusuna ait notlar (22.12.2011)

Konuşmasına önceki iki konferansı kısaca tekrarlayarak/özetleyerek başlıyor.

Şiir kaymak bağlamaz, bağlarsa şiir olmaz.

Şiir taze, diri, canlı olmalı, hareketli olmalı ve öyle kalmalı, enerjisini yitirmemeli

Şiir latif olmalı -> Şiir ~ İnsan

Halbuki kesif olandır kaymak bağlayan

Oluş, süreklidir, devam eder -> Böyle iken şiirin de sürekli olması zorunlu oluyor, aksi halde bahse konu olana şiir diyemiyoruz.

Oluşun sürekliliğinin bir yansıması,

Olan için, olanın karşısındaki durağanlığı aşmak için (yol göstermek değil) insanlar şiire müracat eder.

Kuvve ile fiil arasında bir mesafe söz konusu olursa, şiir bu noktada mesafeyi ortadan kaldırmakla yükümlü/sorumlu olur.

Şiir ~ Asıl

Şiir: İnsanlara -> ulaştıran, götüren, döndüren

Faruk Nafiz Çamlıbel’in Firari adlı şiiriyle devam ediyor:

FİRARİ

Sana çirkin dediler,düşmanı oldum güzelin;

Sana kafir dediler, diş biledim hakka bile

Topladın saçtığı altınları yüzlerce elin,

Kahpelendin de garez bağladım ahlaka bile

Sana çirkin demedim ben sana kafir demedim

Bence, dinin gibi küfrün de mukaddesti senin

Yaşadın beş sene kalbimde ,misafir demedim

Bu firar aklına nerden ne zaman esti senin

Zülfünün yay gibi kuvvetli çelik tellerine

Takılan gönlüm asırlarca peşinde gidecek

Sen bir ahu gibi dağdan dağa kaçsan da yine

Aşkım seni canavarlar gibi takip edecek

Bu şiiri okumaya layık mıyız?

Şairin ne söylediği üzerine düşünürken, söylenen üzerinden şairi günah keçisi ilan etmek. Günümüzden örneklerle (siyasi mecradan örneklerle) şiiri duymamak, şairi anlamamak ve söylenene kulak tıkamak.

Yetersiz olanın tesellisi (-> Günah keçisi)

Şiir (ağızda sakız)

Şairler kadar cesur değilim

Şairin cesareti / aptalın yahut cahilin cesareti karşısında şair.

Şairin perspektifi -> Dünyanın dışına çıkmak. Görebilmek için dışarıya çıkmak gerekiyor.

Yakından bakmak değil, geri çekilmek, dışarıya çıkmak gerekiyor.

Dışarıda, zamandan bağımsız düşünmek -> bu yolla zaman içinde / hareket içinde aşınan, bozulan anlamı yeniden tesis etmek mümkün olabiliyor.

Cesaret -> Karar vermek, bunu yaparken tesirlerden etkilenmemek -> Dışarıda olduğu için etkilenmemek mümkün.

Şiiri okumak -> Bir heykele bakmak.

Cahit Sıtkı Tarancı’nın Ölümden Sonra adlı şiiriyle devam ediyor.

ÖLÜMDEN SONRA

Öldük, ölümden bir şeyler umarak.

Bir büyük boşlukta bozuldu büyü.

Nasıl hatırlamazsın o türküyü,

Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,

Alıştığımız bir şeydi yaşamak…

Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;

Yok bize arayan, soran kimsemiz.

Öylesine karanlık ki gecemiz,

Ha olmuş ha olmamış penceremiz;

Akarsuda aksimizden eser yok.

   

Alıştığımız bir şeydi yaşamak…

Öteki insanlar, arayanı soranı olmak -> böylece yaşadığının farkında olmak.

Cahit Sıtkı’nın şiirinde din düşüncesinin varlığı hakkında -> Şair bunu reddetmiyor ama buna bağlı değil, kendisi bu yolda değil ama bir yol varsa (ölümden sonrası varsa) bunun ancak İslam’ın söylediği olduğundan şüphesi yok.

İkinci Yeni’ye kadar ki şairlerimizin bu çizgide olduğunu söylüyor(Nazım Hikmet’de öyledir, bilindiği gibi Memleketimden İnsan Manzaraları adlı kitapta, Mehmet Akif’e dair olan dizeleri sansürlenmiştir).

Ayna -> Aynı -> şiiri okuyan

Tanzimat -> Uyum süreci

Din düşüncesinin hiç olmadığı bir dönem, din belki bir araç… öyle ki sadece vatan derdine düşmüşüz, yaşayabilmemiz için bir vatan yeterlidir diye düşünmüşüz ve bundan dolayıdır ki Namık Kemal’i vatan şairi ilan etmişiz.

Ancak milli Mücadele yıllarında fark edebilmişiz ki varolabilmemiz için gerekli olan dindir.

İlk anayasada da bunun altını çizmişiz ne var ki Milli Mücadele ile elde edilenlerin tamamını 27 Mayıs 1960 darbesiyle tamamen yitirmişiz.

Kilişelere rağmen şair, sözcükleri diri tutabilmeli, ad koyabilmeli, ad koyamıyorsa ona şair diyemeyiz.

Şiiri besleyen şiirin kendi çıkmazıdır (burada Turgut Uyar’ın 1964 tarihli makalesine göndermeler var).

Son söz

Orhan Veli

Vatan İçin

Neler yapmadık şu vatan için!

Kimimiz öldük;

Kimimiz nutuk söyledik.