Şiir Kaymak Bağlarsa [5. Oturum (16.02.2012)]

Şiir Kaymak Bağlarsa [5. Oturum (16.02.2012)]

İsmet Özel’in 16 Şubat tarihli konuşmasına dair notlardır.

Dinleyemeye gelenleri ya da dinlemeye gelmiş gibi görünenleri şöyle bir dürtmek gerekli oluyor belki de; yüzünüze bakınca anlatmak istediklerimi bırakıp başka şeyler anlatmaya başlıyorum, diyerek başlıyor sözlerine.

Diğer konuşmalarının aksine bu defa şiirle başlamak istiyor, nispeten hafif bir başlangıçtan sonra, zaman ilerledikçe sözlerinin ağırlaşacağına, “canınıza okuyacağım” sözüyle işaret ediyor.

“Dinlemek” sözüne / eylemine vurgu yapıyor.

İşitileni dinlemek, bu nasıl anlaşılabilir, dinleyen kişide işitilene uygun eylemler görmeye başlarsak, dinlemiş olduğunu anlarız.

Şiir,

“Şiir, tercüme edildiğinde kaybolan şeydir.” Robert Frost

Frost’un bu sözünden sonra şiir okuyor.

İspanyol Ölüsü

Bunun hesabı sorulmadı,

Gözyaşlarının hesabı sorulmadı ama sorulacak.

Madrid’in, Barcelona’nın, Valencia’nın gözyaşları,

Bu gözyaşlarının hesabı sorulmadı.

Almeria’nın, Badajoz’un, Guernica’nın döktüğü kan..

Bu kanın hesabı sorulmadı.

Gözyaşları yüzlerde kurumuş,

Kum üstünde kurumuş kan,

Gözyaşlarının hesabı sorulmadı, kanın hesabı sorulmadı,

Sorulacak bunların hesabı.

Çünkü Guernica’nın adamları konuşmaz,

Almeria’nın çocukları sessizdir,

Badajoz’un kadınları dilsiz.

Dilsizdir onlar, sesleri çıkmaz, sesleri çıkmaz,

Boğazlarını tıkamıştır oranın kumu,

Konuşmazlar, konuşmayacaklar da ve çocuklar,

Almeria’nın çocukları usludur,

Kıpırdamazlar, kıpırdamayacaklar da,

Vücutları kırık, kemikleri kırık, ağızları

Çünkü ölüdür onlar, dilsizdir hepsi.

Yanılmayın,

Hesap sorulmayacak sanmayın.

Yanılmayın,

Dökülen kanın hesabı sorulmamışsa,

Yalanın hesabı sorulmayacak sanmayın.

Yanılmayın,

Bunun hesabı sorulacak,

Sorulacak ama,

Vakit var.

Vakit var daha.

Bu yerlerde, ölülerin vakti boldur,

Badajoz’da, Guernica’da, Almeria’da,

Bekliyebilirler, vakitleri var daha.

Vakit var,

Bekleyebilirler daha…

Çeviri:  Melih Cevdet Anday

Şiirin orijinaliyle devam ediyor okumaya

The Spanish Lie

This will be answered.

The tears were not answered but this will be answered-

The tears of Madrid, of Barcelona, Valencia —

The tears were not answered.

TTie blood of Guernica, Badajoz, Almeria —

The blood was not answered.

The tears are dry on the faces.

The blood is dry on the sand.

The tears were not answered: the blood was not answered.

This will be answered.

Because the men of Guernica do not speak,

Because the children of Almeria are silent.

Because the women of Badajoz are dumb.

Are dumb, they have no voices, no voices.

Their throats are stopped with the sand of that place.

They do not speak, they will never speak, and the children,

The children of Almeria, they are still.

They do not move, they will never move, those children:

Their bodies are broken, their bones are broken, their mouths

are —

Because they are dead, are dumb, because they are speechless,

Do not believe.

Do not believe the answer will not come.

Do not believe

Because the blood has not been answered

The lie will not be answered.

Do not believe

Because the tears have not been answered

The lie will not be answered.

Do not believe it.

Tliis will be answered.

This will be answered with

Time,

There is time.

The dead have time in those cities

In Badajoz, in Guernica, Almeria.

They can wait: they have much time.

There is time.

They can wait.

Archibald MacLeish’in şiirinin duygusunu, ingilizceyi hiç bilmeyenlerin dahi anlayabileceği biçimde okuyor şair. Robert Frost’un şiirin, çeviride kaybolan bir şey olduğuna işaret eden sözünü tekrar ediyor.

Miğfer ülkelerinin bombardımanı altındaki İspanya’nın iç savaş yıllarını anlatan bir şiir olmasına karşın, şavaş bittiği halde, yıllar sonra, şiir şimdi burada, çünkü şiir kaymak bağlamıyor.

Şiir bir şeyleri hatırlatıyor, unutturmuyor, ancak medya, bir şeyleri unuturmakla görevlidir adeta.

Türkiyenin haritadan silinmesi gayesi, bu yolda yürütülen çalışmalardan nemalananlar ve bir de bunun karşısında duranlardan söz ediyor. Şiirin durduğu yeri işaret ediyor.

Türk şiiri, bir milletin var olmasına sebep oldu.

Türkçeyi insanlara şairler getirdi şiirleriyle. Bir sözün asıl anlamını şairin neyi nasıl söylediğine bakarak öğrendi insanlar. Bu nedenle Türk milletinin şiirle olan bağı diğer milletlerden çok farklı.

Konuşmanın ilerleyen bölümlerinde şiir sözcüğünün Türkçedeki kök anlamının “şuur” olduğuna dikkat çekerek bu noktaya bir kez daha vurgu yapıyor.

Orhan Burian’ın Kurtuluştan Sonrakiler adıyla yayınlanan şiir antolojisinden söz ediyor. 1918 yılında 1. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte Batı ülkeleri Türklerin haritadan silinmiş olmasını bekliyordu/umuyordu. Türkler, mütarekeden sonra da bu topraklarda var olmakta ısrar ettiler. Bunun nedenini yine şiire bağlıyor. Türk dili ve Türk şiiri için Yunus Emre’nin önemine vurgu yapıp şiirimizin köklerinin Kur’an’a dayandığını söylüyor. Kaymak bağlamayacak olan şiirlerimizin kaynağının Kur’an olduğuna işaret ediyor.

Cumhuriyet’ten sonra Türk şiirine Antik Yunan’daki retoriğin alt kategorileri olan Logos, Ethos ve Pathos dahil oldu.

Bazi şairlerimizin şiirlerinde görülen değişimin kökleri Tanzimat’a kadar uzanıyor; Akif Paşa’nın Kaside-i Adem adlı şiiriyle birlikte logos,

Nazım Hikmet ve Milli Edebiyat çizgisindeki şairlerle birlikte ethos,

Ahmet Haşim, Yahya Kemal gibi (ağırlıkla Fransız şiirinden esinlenenler) şairlerimizle birlikte pathos, şiirmizde biçim ve içeriği etkileyen başlıca unsur olmuştur.

Her üç biçimi de bir araya getirmek işini Orhan Veli üstlenmiştir. “Tanzimat’la birlikte başlayan değişim, Garip şairleriyle zirvesine ulaşıyor ve Türk şiiri bir çeşit söz sanatı durumuna düşme tehlikesi yaşamış oluyor” sonucu çıkıyor bu tezlerden.

Şiiri anlamak / hayatı anlamak

Türk şiiri, (ancak) işgale uğradıktan sonra kaymak bağlayabilir.

Türk şiirinin kökleri için Kur’an’ı referans gösteriyor.

Batı dillerinde şiir sözcüğünün kök anlamı Yunanca poiesis (ποίησις), yapma / yaratma’dır.

Batı’da bir de tekhne (τέχνη), iş / sanat sözcüğü var ve bu ikisi Batı şiirinin dayanakları / Batı şiirinin kökenidir.

Türkçe için durum çok farklı, şiir sözcüğünün kökü için şuur sözcüğüne müracat ediyoruz.

Türkçe’de şuursuz şiir olmaz (olursa kaymak bağlar).

Tarih, gelecek söz konusu olduğu için düşündüğümüz bir kavramdır. Geçmişden dolayı değil, geleceğe dair beklentilerimizden dolayı tarihe ihtiyaç duyuyoruz. Tarih, bir maksat içindir. Bunu örneklerle açıklıyor ki iş başvurularında kullandığımız özgeçmiş yazılarımızı kişisel tarih notlarımız olarak kabul edersek, şairin verdiği örneklere paralel bir örnek vermiş oluruz. Hazırladığımız özgeçmiş yazılarında kendi tarihimizi didiklemiyor sadece o iş için gerekli olan başlıkları öne çıkarıyoruz.

Bir milletin tarihi için de benzer bir durum söz konusudur. Milletin bir amacı / gayesi / ideali olmalıdır ki tarihine bakıp bunu hatırlayabilsin.

Bu çerçevede geçmişimiz, hayatımızı mânâlı kılan şey oluyor.

İnsanın hakiki sesi şiirden işitilir, şiir bunu sağlamıyorsa demek ki kaymak bağlamış yahut ortada şiir yok.

Konuşmanın sonuna doğru sivil anayasa söyleminin dangalakça bir bir söz olduğunu izah ediyor. Anayasa, anayasa olmaklığından dolayı, yasaların yasası, mutlak yasa olmasından dolayı sivil kabul edilmesi mümkün olamayan bir şeydir. Sivil anayasa demek, anayasasız olmak demektir. İş sivillere bırakılmadığı ve bırakılamayacağı için anayasanın “sivil anayasa” olarak nitelenmesi tam anlamıyla dangalaklık olmuş oluyor.

Sanat eseriyle irtibat kuran kişinin beklentileri esastır.

Eserin karşısında o esere ne mânâ yüklediğimiz esastır.

Şairin, konuştuğu kişilere yönelik bir çok kaygısından bazıları konuşmanın başında ve sonunda şu sözleriyle kendini belli etti (yine);

Yapacak başka işi olmayan, İsmet Özel’i dinlemekten başka işim yok diyenler bir daha beni dinlemeye gelmesinler. Yapacak daha başka işleri olanlarsa zaten hiç gelmesinler.

Ya birlikte bir şey yapalım ya da artık konuşmayalım.

Bu sözleri, dinlemek / işitmek ve yapmak hakkında en başta söyledikleriyle birlikte anlamına bitişiyor.