Seyyid Kutub – İslam’da Sosyal Adalet

Seyyid
Kutub – İslam’da
Sosyal Adalet

İktisadi hayatta kişi birikmiş bir miktar
parası varken bunun miktarını düşünmeden –böyle bir şeye ihtiyacının bulunup
bulunmadığını araştırmadan- borç para alma yoluna başvurmaz.

…araştırmadan bir takım ithalatlarda bulunmayı
denemez. Peki, çeşitli malların, insanların hayatında tâbi oldukları
değerlendirme gibi, rûhî birikim, fikrî azık, kalbî ve vicdanî değeler de göz
önünde bulundurulamaz mı?

Elbette ki bulundurulabilir. Fakat “İslam
Dünyası” diye adlandırılan ülkelerde insanlar böyle yapmıyorlar.

Hayatlarını sürdürmek için oralardan mal
ithal ettikleri gibi, bu sefer problemlerin çözümü için de gerekli tedbirler
ithal ediyorlar.

“…kim benim sünnetimden yüz çevirirse
benden değildir.” (s. 17)

…din ile dünya arasında bir ayrılık yoktur.

Avrupa’da din ve dünya birbirinden
ayrılmış; vicdanı arıtmak ve ruhu yüceltmek görevi dine, toplumun düzenini ve
hayatın akışını disiplin altına alma görevi ise insanlar tarafından yapılan
kanunlara verilmiştir. İslâm ve tarihî şartları, bunlara tümüyle yabancıdır.
(s. 23)

Doğru İslâmî düşünüş, İbn Sinâ ve İbn Rüşd
veya Fârâbî’de veya “İslâm filozofları” diye adlandırılan benzerlerinde
aranmamalıdır.

Bunların felsefeleri yalnızca Grek
felsefesinin birtakım gölgelerinden ibarettir, özüyle İslâm ruhuna yabancıdır.

(Doğru İslâmî düşünüş) Kur’ân-ı Kerim’de,
Hadis’te, Rasûlullah’ın sîretinde ve amelî sünnetinde aranmalıdır. (s. 28)

Kâinat ne hayata düşmandır ne de insana.

Allah’ın sünnetine uymak, kişi ve
toplumların hevâlarına uymaktan önce gelir.

Kâinat, bilinen zâhirden ve bilinmeyen
gâibden meydana gelen bir vahdettir. Hayat maddî ve rûhî güçlerin bir arada
bulunmasından meydana gelen bir birliktir.

Muharref Hıristiyanlık insana yalnızca rûhî
arzuları açısından bakıp, arzularını serbest bırakmak için maddî isteklerini
baskı altında bulunduruyorken; komünizm insana yalnızca maddî ihtiyaçları
açısından bakıp, insanlığı hattâ bütün kâinatı yalnız maddî bakımdan
değerlendirirken; İslâm insanı rûhî arzularıyla hissî istekleri birbirinden
ayrılmaz bir bütün olarak görmekte, onun manevî ihtiyaçlarının birbirinden
koparılmayacağını kabul etmektedir. (s. 37)

İslâm, servette aritmetik eşitliği şart
koşmuyor.

Ferdin kendisi hak ettiği, toplumun ona
muhtaç olduğuna dair ruhta yer eden bir düşünceye, onun Allah’a itaate sevk
ettiğine ve daha yüce bir insanî hayata ulaştıracağına dair bir imana dayalı
olmadıkça, sosyal adâlet hiçbir zaman uygulanamaz. (s. 45)

“Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.
Çünkü gerçek şu ki kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini
kesmez.” (Yûsuf: 87)

…dünya hayatında faydalandığı şeylere değer
vermeyi yasaklamıştır.

“…Müminler, bir vücut gibidirler. Bu
vücudun bir organı (rahatsızlığından dolayı) şikâyette bulunursa, vücudun diğer
kısımları da uykusuzlukla, ateşlenmekle ona katılır.” (s. 93)

…din çağdaş terimlerden düzen kelimesiyle
eş anlamlıdır.

İslâm adaleti, hayatın kendisinde
gerçekleşmiştir.

İslâm (…) dinî heyetler tanımaz. İslâmî
yönetim belirli bir kurulun elinde bulunan bir yönetim değildir. İslâmî yönetim
hâkimiyetin yalnızca Allah’ın kabul edildiği ve İslâm şeriatının uygulandığı
bir yönetimdir. Bu yönetimin görevi de, İslâm şartlarını uygulamaktan öteye
gitmez.

İnsanların elindeki mal, Allah’ın malıdır,
onlar bu mal üzerinde halife (vekil) tayin etmişlerdir, malın aslî sahipleri
değildirler.

İslâm, malın geliştirilmesine ve malî
muamelelere de müdahale ederek, bu yolda dilediği gibi tasarruf etsin diye mal
sahibine mutlak bir hürriyet tanımaz. Çünkü ferdin maslahatının ötesinde,
kendisiyle ilişki halinde olduğu toplumun maslahatı vardır. (s. 166)

Faizci en yüksek faydayı (faizi) sağlamaya
çalışır. Bunun için ticaret ve sanayinin mala duyduğu zorunlu ihtiyaç artsın ve
böylece faiz oranları yükselsin diye faizci piyasaya mal (para) sürmez, bu
şekilde faiz oranlarını yükseltmeye devam eder. Sonunda tüccar ve sanayiciler,
bu malı (parayı) alıp kullanmakta kendileri için hiçbir fayda olmadığını
görürler. Çünkü aldıkları faizleri karşılayacak kârı sağlayamamakta ve
kendilerine bir şey kalmamaktadır. Bu noktada milyonların çalıştığı iş
alanlarında kullanılan mal hacminde bir azalma görülür, fabrikalar üretim
kapasitelerini azaltır, işçiler işsiz kalır ve bunun sonucunda da satın alma
gücü de düşer. Durum bu noktaya varınca da faizciler para talebinin azaldığını
veya durduğunu görünce bu sefer zorunlu olarak faizin sınırlarını azaltma
yoluna dönerler. Bu sefer sanayi ve ticaret sahipleri yeniden para almaya
başlarlar; hayat çarkında da bir rahatlama görülür. Bu çark, bu halde döner
durur ve dünyada periyodik aralıklarla iktisadi bunalımlar meydana gelir.
İnsanlık da otlağa yayılmış davarlar gibi bu bunalımlar arasında gider gelir.
(s. 175)

“Ödemek niyeti ile başkalarının mallarını
(borç) alanın (borcunu) Allah ödetir. Onları telef etmek niyetiyle alanı da
Allah telef eder.” (s. 178)

“Allah yolunda öldürülürsem Allah benim
günahlarımı bağışlar mı?”

“…borç müstesna.”

Allah inanları akıl, duygu ve beden için
zorunluluk ifade etmekten yüce olan birtakım rûhî arzularla, fiilen üstün kılmıştır.
Hayatın zarûrî ihtiyaçlarından kendilerine bu rûhî arzulara ve bu fikrî
alanlara harcamak üzere imkân, gayret ve zamanı bulamayacak olsalar, bu yüce ve
üstün kılınmışlığı kaybederler ve hayvan mertebesine düşerler. Hattâ hayvan
çoğunlukla yiyecek ve içeceğini bulur. Hattâ bazı hayvanlar yeteri kadar
yiyecek ve içeceği aldıktan sonra gider gelir, hoplayıp zıplar; bazı kuşlar de
sevinçlerinden neşeli neşeli öter. (s. 194)

Herhangi bir yerde bulunanlar arasında bir
kişi olsun aç sabahlayacak olursa, onların üzerinden Allah’ın himayesi kalkar.
(s. 195)

Roma İmparatorluğu, kuvvet ile otorite
sağlamak ve diğer kavimleri yalnızca anavatan yararına sömürmek düşüncesi
üzerine kurulmuştur.

Romalıların ünlü adaleti yalnızca Romalılar
içindi.

Çağdaş Batı uygarlığının (…) Roma’dan
aldığı kültürel mirasta birtakım değişiklikler yaptığı da tabiidir. Fakat
kalıcı gerçek şudur: Batı’nın hayat ve ahlakında görülen şey, Roma medeniyetine
aittir. (s. 331)

El-Adâletü’l-İctimâiyyetü
fi’l-İslâm

Türkçeleştiren: M. Beşir Eryarsoy

Ağaç Yayınları

5. Baskı, Ekim 2008