Seyyid Fey­zullah Efendi Kimdir, Hayatı, Eserleri, -şeyhülislam-

55

Seyyid Fey­zullah Efendi (Ö. 1115/1703) Osmanlı şeyhülislâmı.

1048’de (1639) Erzurum’da doğdu. Ası! adı Mehmed olup Erzurum müftü­sü Seyyid Mehmed Efendi ile Şerife Hatun’un oğludur. İlk eğitimini babasından aldı. Daha sonra Seyyid Abdülmü’min’-den ve dayısının oğlu İsmail Efendi’den Arapça, Farsça, fıkıh ve fıkıh usulü oku­du. Ayrıca, o sıralarda Erzurum yöresi­nin seçkin âlimlerinden olan Şeyh Meh­med Vânî Efendi’nin derslerine de de­vam etti. İstanbul’a giden ve orada bü­yük şöhret kazanarak padişah hocalığı­na kadar yükselen Mehmed Vânî Efen­di’nin isteği üzerine 1664 yılında İstan­bul’a, oradan da padişahın bulunduğu Edirne’ye gitti. Burada Vânî Efendi’den ders almaya devam etti ve bir müddet sonra da ona damat oldu. Şeyhülislâm Minkârîzâde Yahya Efendi’nin teklifiyle 40 akçe medreselerinden birine müder­ris tayin edilmek istendiyse de kayınpe­derinin müdahalesi üzerine bu görevi kabul etmeyerek hacca gitti (1078/1667-68], Döndükten sonra VânT Efendi’nin aracılığıyla İV. Mehmed’in şehzadesi Mus­tafa’ya (II. Mustafa) hoca oldu [1669). Er­tesi yıl padişah fermanıyla kendisine mü-lâzemet verildi. Bundan sonra Feyzullah Efendi ilmiye mesleğinde hızla yükseldi. Haydarpaşa. Üsküdar Mihrimah Sultan. Sahn-ı Semân ve Ayasofya medresele­rinde müderrislik yaptı. 1674’te İstan­bul kadılığı pâyesiyle Sultan Ahmed Med-resesi’ne tayin edildi; 1678’de ise Rumeli kazaskerliği pâyesiyle Şehzade Ah-med’in (III. Ahmed) hocalığına getirildi. 1686 yılında, padişaha ait has bahçede at bulundurduğu gerekçesiyle IV. Mehmed tarafından vazifesinden alındıysa da birkaç gün sonra suçsuz olduğu an­laşılınca görevine iade edildi ve kendi­sine Eyüp kazası arpalık olarak veril­di. 7 Kasım 1686’da nakîbüleşraf, IV. Mehmed’in hal’i ve II. Süleyman’ın tah­ta çıkışından hemen sonra 11 Rebîülâhir 1099’da ise(14 Şubat 1688) şeyhü­lislâm oldu.

Feyzullah Efendi’nin on yedi gün ka­dar süren bu ilk şeyhülislâmlığından az­li askerî bir karışıklıktan kaynaklandı. 28 Rebîülâhir (2 Mart) Salı günü Sadra­zam Sİyavuş Paşa aleyhine ayaklanan yeniçeriler Siyavuş Paşa’yı katlettikten sonra Feyzullah Efendi’den de şeyhülis­lâmlık mührünü alıp kendisini önce Kuz­guncuk’ta yalısında oturmaya mecbur etmişler, bir hafta sonra da Erzurum kazası arpalığıyla memleketi olan Erzu­rum’a göndermişlerdir. Yedi yıl kadar burada yaşayan Feyzullah Efendi, vak­tiyle hocalığını yaptığı Şehzade Mustafa’­nın tahta çıkısının (1695) ardından onun daveti üzerine Edirne’ye gelip ikinci de­fa şeyhülislâmlığa tayin edildi (11 Şevval 1106/25 Mayıs 1695) ve bu makamda aralıksız sekiz yıldan fazla kaldı. Feyzul­lah Efendi’nin II. Mustafa üzerinde bü­yük nüfuzu vardı. Bundan faydalanarak devlet işlerine müdahale etmeye, oğul­larını ve akrabalarını henüz küçük yaş­larda iken yüksek mevkilere getirmeye başladı. Hatta Osmanlı tarihinde ilk de­fa olmak üzere oğlu Fethullah Efendi’­nin kendinden sonra şeyhülislâm olma­sı hususunda padişahtan bir ferman bi­le aldı. Bu uygunsuz icraatları ve gide­rek nüfuzunu daha da arttırıp tayinle­re, azillere müdahalesi içten içe büyük bir tepkinin oluşmasına yol açtı. Bozuk siyasî ve iktisadî durumun da etkisiyle ulemâ, asker ve nihayet İstanbul yerine Edirne’nin payitaht yapılacağı söylenti­leriyle tahrik edilen İstanbul halkı ayak­landı (1703).

Tarihlere Edirne Vak’ası veya Feyzul-tah Efendi Vak’ası adıyla geçen bu isyan önce İstanbul’da başladı, daha sonra Edirne’ye sıçradı. Edirne’de bulunan Şey­hülislâm Feyzullah Efendi ve ondan son­raki şeyhülislâm adayı oğlu Nakîbüleş­raf Fethullah Efendi görevlerinden alın­dılar(13 Rebîülevvel 1115/27 Temmuz 1703) Feyzullah Efendi kaçmaya çalışır­ken Pravadi’de yakalanarak yarı çıplak vaziyette Edirne’ye getirildi. Feci işken­celer sonunda oğlu ile birlikte Batpazarı’nda çırılçıplak bir halde uyuz bir ha­mal beygirine bindirilip türlü hakaretlerle başlan kesilip katledildiler. Feyzul­lah Efendi’nin kesik başı bir mızrağın ucuna takılıp âsiler tarafından Edirne sokaklarında dolaştırıldı. Cesedi ise ayak­larına ip bağlanarak hıristiyan keşişle­re sürüklettirildi ve parçalanarak Tun­ca nehrine atıldı(21 Rebîülâhir/3 Eylül). Daha sonra cesedinin nehirden çıkarıla­rak Sitti Hatun Camii civarındaki Abdül-kerim Mektebi avlusuna gömüldüğü ri­vayet edilir.

Dokuz oğlu ve birçok kızı olan Feyzul­lah Efendi’nin oğullarından daha sonra şeyhülislâmlığa kadar yükselenler olmuş­tur. Kızlarını da ünlü ulemâ ve vezir aile­lerine mensup kişilerle evlendiren Fey­zullah Efendi bilhassa Minkârîzâdeler ve Köprülüzâdeler ile akrabalık bağlan kurmuştur. Ailece Hatvetîliğe müntesip olan Feyzullah Efendi kaynaklarda gü­ler yüzlü, bilgili, faziletli, zeki. nüktedan. vakur ve yumuşak huylu bir kişi olarak anlatılır. Suyolcuzâde Mustafa Efendi’­den hat ve özellikle nesih dersleri almış­tır. Bir divan teşkil edecek kadar Arap­ça şiirleri vardır. Tefsir ve hadis ilimle­riyle uğraştığı bilinmektedir. Şeyhülis­lâmlıkla padişah hocalığını birleştirdiği için “câmiu’r-riyâseteyn” unvanıyla da anılmıştır.

Feyzullah Efendi’nin Erzurum’da ca­mi, medrese, dârülkurrâ. mektep ve ha­mamı; Şam’da dârülhadisi; Edirne’de çeşme ve sebili; Mekke’de mescidi; Me­dine’de medrese, kütüphane ve mual-limhânesi; İstanbul Fatih’te medrese, kü­tüphane, mescid, mektep, muallimhâ-ne. çeşme ve meşrutaları vardır. Feyziyye Dârülhadisi olarak anılan Fatih’teki külliye halen Millet Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır. Feyzullah Efendi Me­dine’de inşa ettirdiği medreseye 3000′-den fazla kitap vakfetmiş. Harem-i şe­rifin genişletilmesi sırasında bu medre­se yıkılınca kitaplar Câmiatü Melik Abdilazîz’e alınmıştır. Feyzullah Efendi’nin bu vakıf tesisleri için hazırladığı vakfi­ye Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulun­maktadır.