Şeyhülislam Nedir, Ne Demektir, Şeyhülislam Görevleri, Anlamı

Şeyhülislâm

Hicri 5. (M. 10.) asrın ikinci yarısında ortaya çıkan şeyhülislâm tâbiri, başlangıçta fukahâ arasındaki ihtilaflı meseleleri halledebilen âlimler için bir şeref ünvanı olarak kullanılıyordu. Bu asırdan itibâren “İslâm” kelimesi pek çok kelimeye izafe edilerek kullanılmaya devam etti. Nitekim, Şeyhülislâm, fecrülislâm, hüccetülislâm, burhanulislâm gibi terkipler, bunlardan birkaçıdır. Yalnız bunlar içinde sadece şeyhülislâm terkibi hayatiyetini koruyabildi. Diğerleri unutulup gitti.

Osmanlılardan evvel de varlığından haberdar olduğumuz bu müessese, Osmanlılardaki gibi resmî bir mâhiyet taşımıyordu. Aynı
şekilde bu ünvanı almış olanlar, Osmanlılarda olduğu gibi ilmiye sınıfının en üst kademesini de işgal etmiyordu. Bununla beraber, Osmanlıların altı asrı aşkın hükümranlık döneminde bu ünvanın ne zaman kullanılmaya başlandığı kesin olarak tesbit edilememektedir. Keza ilk defa bu ünvan ile resmen vazifeye kimin getirildiği hususunda da ihtilaflar vardır. Bununla beraber, Fatih Sultan Mehmed tarafından tedvin edilen kanun-nâmede, şeyhülislâmın, Fatih’in babası II. Murad (1421-1451) devrinde tayin edildiği söylenebilir. Gerçekten, tarihî olaylar da göz önüne alındığı zaman, ilk şeyhülislâmın bu dönemde ortaya çıktığı söylenebilir. Bu da biyografik kaynakların da belirttiği gibi Şemseddin Molla Fenarî (1424-1431)’dir.

Günümüzün, Adalet ve Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görev ve yetkilerini kendisinde toplayan bu makamın, Osmanlı devlet teşkilâtı içindeki mevkii ve durumu Fatih kanun-nâmesinde açıkça belirtilmiştir. Bundan anlaşıldığına göre şeyhülislâm, diğer devlet erkânı üzerinde büyük bir nüfuza sahiptir. Bunun için Brockelmann: “Fatih Sultan Mehmed ve Kanunî Sultan Süleyman, şeyhülislâmın bü tün memurlar sınıfının en üstünde bulunan müstesna mevkiini teyid ettiler” diyerek  bu önemi belirtmek ister. Fatih kanun-nâmesinde mevkii belirtilmiş olmakla beraber, esas ehemmiyet, Zenbilli Ali Cemalî Efendi ile başlamış, İbn-i Kemal ve Ebu’s-Suud Efendi gibi dirayetli zevatın yetişmesi ile kemal mertebesine ulaşmıştır.

Bilhassa 16. asırdan itibaren önemi daha da artan şeyhülislâmlık, sadrazamlıkla eşit seviyede mütalaa edilir olmuştu. Hezarfen Hüseyin Efendi Telhîsü’l-Beyân adlı derlemesinde bu konuyu detaylı bir şekilde verir. Bu anlayıştan hareketle  III. Murad döneminden itibâren sadrazamların şeyhülislâmları ziyâret etmeleri bir gelenek hâline gelmiştir. Tâyini bizzat padişah tarafından yapılmakla beraber, bilhassa idarenin zayıf zamanlarında veya bir isyan vukuunda, padişah  aleyhine fetva verebilir endişesiyle daima kendisinden çekinilmiştir.

Şeyhülislâm olmak için başlangıçta belli bir kanun yoktu. Fakat 16. asırdan itibaren bu mevkiye gelebilmek için mutlaka belli bir sıradan geçmek gerekiyordu. Anadolu Kazaskeri olan bir kimse daha sonra Rumeli Kazaskerliği’ne getirilirdi. Ancak bundan başka Şeyhülislâm olmak mümkün olurdu. Şeyhülislâm, divanın üyesi değildi. Ama bir taraftan ona bağlı gibi görünen iki kazasker divanı üyeleri idi. Başlangıçta Şeyhül-İslâm ilk ancak ölümle sona ererdi. Fakat daha sonra Çivi-zâde Muhyiddin Şeyh Mehmed Efendi’nin Kanunînin emri iie vazifeden azledilmesi, artık bu makamda da azillerin başlangıcı olmuştu. Keza, Osmanlı idarî kadrosunda bulunan hemen herkese ölüm cezası verildiği halde şeyhülislâmlardan üç tanesi hariç hiç kimse hakkında ölüm cezası verilmemiştir. Son Şeyhülislâm Medenî Mehmed Nuri Efendi’nin istifa tarihi olan 1922 yılına kadar bu teşkilât 498 sene aralıksız sürmüştür. Şeyhülislâmların özel kıyafetleri vardı.