Şeyh Edebali Zaviyesi, Türbesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

25

Şeyh Edebali Zaviyesi. Bilecik’te Şeyh Edebâli adına inşa edilen ahî zaviyesi.

Kurtuluş Savaşı yıllarında Yunanlılar’ın çıkardığı yangından sonra terkedilen es­ki şehrin sınırında, çevreye hâkim kaya­lık bir tepenin üzerinde yer alır. Osman Gazi’nin, 1326’da kendisinden üç ay ön­ce ölen kayınpederi Şeyh Edebâli ile onun arkasından ölen eşi Mal Hatun’u halen türbelerinin bulunduğu yerlere kendi eliyle defnettiği. Orhan Gazi’nin de ba­basının vasiyeti uyarınca kabirlerinin üze­rine birer türbe ile yanlarına bu zaviyeyi yaptırdığı bilinmektedir.

Zaman içinde çeşitli onarımlar geçir­diği ve birtakım eklerle genişletildiği an­laşılan zaviye son olarak 1307 (1889-90) yılında II. Abdülhamid tarafından tamir ettirilmiştir. Şeyh Edebâli Türbesi, mesçid-tevhidhâne ve şeyh dairesi, kuzeye yönelik üstü örtülü, önü açık ahşap di­rekli bir sofa halindeki hayatın arkasın­da doğu-batı doğrultusunda sıralanır; onlardan ayrı inşa edilen Mal Hatun Tür­besi İse hayatın doğu ucunda yer almak­tadır. Duvarları moloz taşla örülmüş tür­belerle mescid-tevhidhânenin ana hat­larıyla ilk inşa dönemine bağlandıkları, bağdadî duvarlı şeyh dairesinin XIX. yüz­yılda son şeklini aldığı belli olmaktadır. Bu kitlenin batı ucunda yer alan Şeyh Edebâli Türbesi, kıble doğrultusunda ge­lişen dikdörtgen bir plana sahiptir. Doğu duvarında hayata açılan bir kapı ve gü­ney duvarında bir pencere bulunan tür­benin üzerini, beşik tonozlu eyvan nite­liğinde iki kemerin arasına alınmış hafif beyzî ve basık bir kubbe örtmektedir. İçeride Şeyh Edebâli ile neslinden gelen­lere ait toplam on bir adet ahşap sandu­ka yer almaktadır. Türbede görülen tek süsleme unsuru, güney duvarındaki pencereyi taçlandıran XVI veya XVII. yüzyıla ait klasik üslûptaki alçı tepe penceresi­dir. Türbenin doğu duvanna bitişen mescid-tevhidhâne, kareye yakın dikdörtgen planlı ve türbeye göre daha küçük bo­yutlu bir mekândır. Kuzeyde kapının, gü­neyde mihrabın iki yanlarına birer pen­cere yerleştirilmiştir. Hayata açılan ka­pının üzerinde II. Abdülhamid’in tuğrası ve 1307 tarihi görülür. XIX. yüzyılın ikin­ci çeyreğine ait olması muhtemel ampir üslûbundaki ahşap tavanla türbedekiler-den daha geç tarihli olduğu anlaşılan al­çı tepe pencereleri dikkat çekicidir.

Mescid-tevhidhânenin doğu yönünde bulunan şeyh dairesi, hayata açılan ufak bir sofa ile buna bağlanan biri daha bü­yük iki odadan meydana gelir. Bunların büyüğü şeyh odası, küçüğü ise kahve ocağı gibi bir hizmet birimi olmalıdır. Dik­dörtgen pencerelerle donatılmış bağdadî duvarları ve ahşap tavanları ile bu bölüm, zaviyenin kagir birimlerine karşı ilginç bir tezat oluşturmakta ve yapının dış görü­nüşüne bir sivil mimari çeşnisi katmak­tadır. Diğer bölümlere göre çukurda ka­lan Mal Hatun Türbesi’ne hayattan mer­divenle inilmektedir. Mal Hatun’a ait tek bir ahşap sandukanın bulunduğu türbe küçük boyutlu, kare planlı ve kubbeli bir yapıdır. Kapısı güneydeki sahanlığa açılır; kuzey ve doğu yönlerine birer küçük pencerenin yerleştirildiği duvarlardan kubbeye geçiş prizmatik üçgenlerden oluşan bir kuşakla sağlanmıştır.

Aslında zaviyenin bunlardan başka, arsasının batı kesiminde yer alan ve ya­kındaki Orhan Gazi Camiİ’nin müstakil bodur minaresine bitişen büyükçe bir binası daha bulunmaktaydı. Bağdadî du­varlı, ahşap çatılı olan ve harem, selâm­lık, misafirhane, derviş odaları, mutfak, kiler gibi zaviye birimlerini barındırdığı anlaşılan bu bina günümüzde tamamen ortadan kalkmış durumdadır. Nitekim mevcut bina ve türbeler de Cumhuri­yetin ilk yıllarında kendi haline bırakıl­dığından harap olmuş, halen ortadan kalkmış kısımların keresteleri şehirdeki bazı camilerin tamirinde kullanılmış, za­viye de daha sonra tamir edilmiştir.

Edebâli Zaviyesi, büyük çoğunluğu ta­rihe karışmış olan erken Osmanlı devri­ne ait ahî zaviyelerinin, kısmen de olsa günümüze intikal edebilmiş ve özgün tasarımını koruyabilmiş nâdir örnekle­rindendir. Türbe ile ibadete ve ikamete mahsus birimlerin aynı kitle içinde yer almasıyla, ekserisi dinî mimari ile sivil mimarinin birlikteliğini sergileyen Türk-İslâm tarikat yapılarının karakteristik bir özelliğini yansıtmaktadır.

Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi