Seyfettin Kutuz Kimdir, Hayatı, Dönemi, Hakkında Bilgi

107

el-Melikü’l-Muzaffer Seyfüddîn Mahmûd b. Mevdûd (Memdûd) el-Muizzî (ö. 658/1260) Memluk sultanı (1259-1260).

Hârizmşahlar hanedanına mensuptur; babası Celâleddin Hârizmşah’ın amcaza­desi, annesi ise kız kardeşidir. Bir savaş sırasında Moğollar’a esir düşmüş ve Dımaşk’ta sonradan kendisine nisbet edil­diği Emir İzzeddin AybekTürkmânî tara­fından satın alınıp Kahire’ye götürülmüş­tür. Üstün zekâsı ve kabiliyeti yanında cesaretiyle de dikkat çeken ve askerî hi­yerarşinin basamaklarını hızlı bir şekilde tırmanan Kutuz, efendisi Aybek’in hanı­mı Şecerüddürr’ün yerine el-Melikü’l-Muiz unvanıyla tahta çıkarılmasından sonra saltanat nâibliği makamına getirildi. Aybek’İn öldürülmesi ve saltanata henüz on beş yaşındaki oğlu el-Melikü’l-Mansûr Nûreddin Ali’nin geçmesi üzerine “müdebbirü’l-memleke” sıfatıyla devlet yöne­timini tamamen eline aldı. Bu sırada ken­disine sığınan Bahrî Memlûk liderlerinin teşvikiyle Mısır’ı zaptetmeye çalışan Ke-rek Emîri el-Melikü’l-Mugis’in Sâlihiye’de yenilmesini sağladı (656/1258).

Bağdat’ı atarak Abbasî halifeliğine son vermiş olan Moğollar’ın ileri yürüyüşlerini devam ettirmeleri hedefteki Suriye ve Mısır’ı endişeye düşürmüştü. Dımaşk Ey-yûbî Sultanı el-Melikü’n-Nâsır Selâhaddin Yûsuf, Hülâgü ile yaptığı yazışmalardan niyetinin ülkesini istilâ etmek olduğunu anladı ve onun Fırat nehrini geçip Suriye istikametine yöneldiğini duyunca da eski düşmanı Memlükler’den yardım isteme­ye mecbur kaldı. Kutuz, el-Melikü’n-Nâsır Selâhaddin Yûsuf’un tarihçi İbnü’l-Adîm vasıtasıyla ulaştırdığı teklifi müzakere için ümerâyı topladı ve elçinin de katıldığı top­lantıda, henüz on yedi yaşındaki Nûred­din Ali’nin bu zor şartlarda sultan olarak kalmasını uygun bulmadığını açıkladı. Ar­dından tahta herkesin boyun eğeceği, ce­sur ve Moğollar’a karşı ülkeyi hakkıyla sa­vunabilecek muktedir bir kişinin çıkarıl­masını önerdi. Toplantıya katılan emîrler bu özelliklerin kendisinde bulunduğunu söyleyerek Nûreddin Ali’nin yerine Ku-tuz’u el-Melikü’l-Muzaffer Seyfüddin un­vanıyla sultan ilân ettiler.[17 Zilkade 657 / 5 Kasım 1259] Böylece Türk İslâm tarihi­nin çok kritik bir safhasında tahta oturan Kutuz hemen Moğollar’la savaş hazırlığı­na başladı ve Hülâgû’nun tehditlerine al­dırmayıp onun Kahire’ye gelen elçilerini öldürttü. Ardından kumandanlarından Baybars el-Bundukdârî’yi öncü birliklerinin başında Gazze üzerine gön­derdi; kısa bir süre sonra da asıl ordunun başında kendisi yola çıktı. Kutuz 25 Ra­mazan 658 (3 Eylül 1260) günü, Filistin’­de Nablus ile Beysân arasında yer alan Aynicâlût mevkiinde Ketboğa kumanda­sındaki Moğol kuvvetlerini büyük bir he­zimete uğrattı [bk. Aynicâlût savaşı] Böylece tarihin akışını değiştiren kesin neticeli savaşlarından biri olan bu zaferle İslâm dünyasını, hatta Moğollar’ın Mısır’ı aldıktan sonra Kuzey Afrika’yı ve İspanya üzerinden bütün Avrupa’yı ele geçirecek­leri hesap edilirse Batı dünyasını da kor­kunç bir tehditten kurtarmış oldu. Ayni­câlût Savaşı ile Mısır Memlûk Devleti’nin temellerini sağlamlaştıran ve Kerek hariç Fırat ile Mısır arasındaki bütün top­rakları hâkimiyeti altına alan Kutuz aynı zamanda Moğol-Haçlı İş birliğine de bü­yük bir darbe vurmuştu. Kutuz, kazandığı zaferin ardından görkemli bir merasimle Moğollar’ın terkettiği Dımaşk’a girdi ve bir süre orada kaldı. Bu süre içerisinde yeni ele geçirdiği yerlere idareciler tayin etti. Ardından Kahire’ye dönmek üzere oradan ayrıldı. Ancak kendisini karşıla­mak üzere süslenmiş olan başşehrine ulaşamadı.

Aynicâlût Savaşı’nda büyük rol oynayan Baybars el-Bundukdâri bu başarısı sebe­biyle Kutuz’dan Halep nâibliğini istemiş, fakat bu isteği reddedilmişti. Ayrıca yıllar önce Bahrî Memlükleri’nin reisi ve yakın arkadaşı Aktay’ın öldürülmesi işine karış­tığı için Kutuz’a karşı kin besliyordu. Bu sebepler, içindeki iktidar hırsı ve çevre­sinde Aynicâlût Savaşı’nın asıl galibi ola­rak Kabul edilmesinin kazandırdığı ken­dine güven duygusu onu tahtı ele geçir­meye şevketti. Neticede dönüş yolculuğu sırasında Sâlihiye’de arkadaşlarıyla birlik­te bir av partisi düzenleyerek Kutuz’u öl­dürdü. Kutuz’u karşılamak için hazırlanan Kahire-liler de onun yerine sultan olarak el-Melikü’z-Zâhir Baybars’ı karşıladılar. Önce öldürüldüğü yere gömülen Kutuz’un na-aşı bir süre sonra Kahire’ye götürüldü; ardından mezarını ziyarete gelenlerin çokluğundan endişe duyan Baybars’ın emriyle bilinmeyen bir yere nakledildi.

TDV İslâm Ansiklopedisi