Şemsettin Sami Kimdir, Hayatı, Eserleri, Edebi Kişiliği

Şemseddîn Sâmi. (Fraşer-Yanya 1 Haziran 1850 – İstanbul 1 Temmuz 1904) Osmanlı, Arnavut, tanzimat döneminin dil, sözlük, roman ve ansiklopedi çalışmalarıyla tanınan yazar.

Yaşamı

Babası, bulunduğu bölgenin tımarbeyi Halid Beydir. İlk tahsilini husûsî olarak Fraşeri’de yapmış, sonra Yanya’da Zosimeon-Rum Jimnazında okumuştur. Fransız, İtalyan ve eski Yunan dillerini burada öğrenmiştir. Arap ve Acem dillerini de yine Yanya’da müderris Yakub Efendi’den özel ders görerek elde etmiştir.

1872 yıllarında İstanbul’a gelmiş ve Matbuat Kalemine girmiştir. Burada tercüme ve çeviriler yaparken, bir yandan da İbret ve Hadika gazetelerine makâleler yazmıştır. Yine bu arada tesis ettiği Sabah gazetesinde makâleler yazarak ve tiyatro eserleri yayınlayarak matbuat ve edebiyat âleminde tanınmaya başlamıştır. Makâle ve piyesleri zararlı görüldüğünden Trablusgarb’a gönderilmiş, bir yıl sonra affedilerek kendisine bir takım küçük memuriyetler verilmiştir. Bir müddet Rodos’ta ve Yanya’da bulunduktan sonra yeniden İstanbul’a gelmiş ve saraya alınarak 1880’de Askerî Teftiş Komisyonu kâtipliğine, 1893’de de aynı komisyonun başkâtipliğine getirilmiştir. Hayâtının son zamanlarında Erenköy’deki köşkünde ik edebi_sahsiyetler/semseddin-sami âmete memur edilmiş, 1 Temmuz 1904’de de İstanbul’da ölmüştür. Erenköy mezarlığında gömülüdür.

Edebi Kişiliği

Şemseddîn Sâmi, orta derecede bir edip, selâhiyetli bir mütercim, bilhassa çalışkan ve büyük bir dil ve lügat âlimidir. Aslen Arnavut olduğu halde Türk milliyetini benimsemiş; Türk’ün büyük millet olduğuna inanmış, bilhassa Türk dili alanında milliyetçi bir zihniyetle araştırmalar yapmış, Türk dilinin mâzisini aydınlatan, istikbâlini zenginleştirmeye çalışan, faydalı eserler yazmıştır.

Şemseddîn Sâmi’ye Türk düşünce dünyasında seçkin bir mevki temin etmesinin sebebi olan lugatçılık devresi  Kâmus-i Fransevî’yi yayınlamasıyla başlar(1882/1883).

Her şeyden önce büyük bir lügat âlimi olan Şemseddîn Sâmi Bey; bilhassa Fransızcadan Türkçeye ve Türkçeden Fransızcaya çevirdiği büyük ve değerli kâmuslarıyla Türk-Frenk kültür ilişkileri için zamânının en faydalı eserlerini hazırlamıştır. Kâmus-i Fransevî isimli bu eserleri, kendinden sonra bütün Fransızca-Türkçe sözlükler için hakiki bir kaynak, bir rehber olmuş, son yıllara kadar Türk kültür âlemi bu eserlerden faydalanmıştır. Altı cilt üzerine tertip ettiği Kâmûs-ül-A’lâm isimli eseri de onun tek başına ortaya koyduğu bir târih-coğrafya ve meşhur adamlar ansiklopedisidir. Bugün değerinin mühim bir kısmını kaybetmiş olmasına rağmen, kendi çağının en önemli eserlerindendir. Kâmûs-ül-A’lâm’ında dünyânın her tarafından gelmiş olan, her dinden, her milletten meşhur insanları ve memleketleri, târih olaylarını tatmin edici bilgi vererek anlatmaktadır. Fransızcadan tercüme edip yayınladığı eserler arasında V.Hugo’nun ünlü romanı Les Miserables-Sefiller’de (1879) vardır. Aynı yıl II.Abdülhamid’in izni ile “Cemiyyet-i İlmiyye-i Arnavudiyye” adında bir derneğin kurucuları arasında yer alır.

Şemseddîn Sâmi 1879’da Arnavutça Alfabe adlı kitabı yazıp yayınlamıştır. II.Abdülhamid’in isteğiyle saraya alınmış, mabeynde kurulan Teftiş-i Askeri Komisyonu katibliğinde görevlendirilmiştir (1880). Edebiyat tarihçisi Ömer Faruk Akün, Şemseddîn Sâmi’nin bu görevde ömrünün sonuna dek kaldığını ve asıl ve önemli eserlerini burada göreve başladıktan verdiğini ifade etmektedir.

Şemseddîn Sâmi’nin Türk dili ve Türk Milliyetçiliği bakımından en mühim eseri Kâmûs-ı Türkî isimli büyük Türkçe lügat kitabıdır. Gerçekten Şemseddîn Sâmi, 1574 sayfa tutarında olan ve üç sütun üzerine tertip edilmiş bulunan bu kâmûsta Türk dilinde kullanılan Türkçe, Arapça, Farsça, Rumca, İtalyanca, Fransızca bütün sözleri bir araya toplamaya çalışarak, lisanımızın en zengin lügat kitabını telif etmiştir. Bu eserde Türkçe kelimelere verilen yer ve değer bilhassa dikkati çeker. İçinde; Arapça ve Farsçadan alınmış birçok kelime bulunduğu halde, eserine, Kâmûs-ı Osmânî yerine Kâmûs-ı Türkî diye isim koyuşundaki sebep; “Dilimizdeki kullanılan kelimeler hangi lisandan gelmiş olursa olsun gerçekten kullanılan ve bilinen kelimelerse onları, tamâmıyla Türkçe kelimeler arasında saymak lâzımdır.” görüşüdür. Osmanlı tâbirinin sâdece devlet ünvanı olduğunu ileri sürerek, dilde Osmanlıcayı kabul etmez. O günkü dile Lisan-ı Osmânî yerine Lisân-ı Türkî terkibi kullanır.

Şemseddîn Sâmi’nin “İlmî Türkçülük” alanındaki faaliyeti sâdece dil alanında değildir. O, Avrupalı Türkologların çalışmalarıyla da yakından ilgilenmiş ve hayâtının son yıllarında Radloff neşrinden faydalanarak, Türk dilinin en eski yâdigârı olan Orhun Âbideleri’ni Türkiye Türkçesine tercüme etmiştir. Yine Karahanlılar devri Türk edebiyatının en tanınmış eseri olan Kutadgu Bilig’i de Vambery’nin neşrettiği kısımlardan istifâde yoluyla dilimizde ilk defâ o incelemiştir. Kutadgu Bilig için, “Millî edebiyatımızın esâsı” sözü de ona âittir.

Edebiyat sahasındaki muhtelif eserleri arasında Taaşşuk-ı Tal’at ve Fıtnat isimli romanı ilk telif roman örneğidir. Besa, Gave ve Seyyid Yahya isimli tiyatro eserleri de Şemseddin Sâmi’ye Türk tiyatrosunun ilk sanatkârları arasında bir yer ayırtmakla beraber, edebî değer ve sahne tekniği bakımından bir değer taşımaz. Onun tiyatro ve roman dallarındaki en mühim eserleri Fransızcadan yaptığı tercümelerdir.

Ancak Şemseddîn Sâmi’nin de dâhil olduğu Tanzimatçılar; körü körüne bir batı hayranlığı ve taklitçiliğiyle savundukları milliyetçilik fikrine de çeşitli derecelerde ters düşmüşlerdir.

* * * *
Arnavut Milliyetçiliği Meselesi
Modern Arnavut milliyetçiliğinin (Rilindja Kombëtare) manifestosu sayılan Arnavutluk Ne idi, Nedir, Ne Olacak başlıklı kitapçık, Arnavut ulusal geleneğinde Şemseddin Sami Bey’e atfedilir. Bu esere dayanarak Sami Frashëri, kardeşleri Naim ve Abdul ile birlikte, Arnavut ulusal düşüncesinin babası sayılır. Arnavutluk başkenti Tiran’ın ana meydanlarından birinde üç kardeşin anıtı bulunur.

Adı geçen kitapçık ilk kez 1899’da yazar adı olmaksızın Arnavutça, daha sonra Fransızca yayımlanmış, 1904’te Şemseddin Sami’nin ölümünden hemen sonra Sofya’da onun adıyla ve “Arnavutçadan harfiyen tercüme” olduğu kaydıyla Türkçe olarak basılmıştır. Türk tarihçileri genellikle bu eserin Şemseddin Sami’ye ait olduğunu kabul etmezler, ve olayı, Şemseddin Sami’nin ününü ve prestijini kullanarak Arnavut milliyetçiliğine itibar kazandırma çabası olarak değerlendirirler. Şemseddin Sami’nin özellikle son yıllarında Türklük ve Osmanlılık konularına gösterdiği yoğun ilgi göz önüne alınırsa, bu görüşte doğruluk payı olduğu düşünülebilir. Buna karşılık Arnavutça eserlerde, Arnavutluk manifestosunun Şemseddin Sami’ye aitliği konusunda en ufak bir kuşku dile getirilmemektedir.

İlk Türkçe Roman Meselesi
Şemseddin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı romanı 1872 Kasım’ından itibaren Hadika gazetesinde tefrika edildi; 1873 yazında tamamlandı. Talat ile Fitnat’ın aşkını anlatan roman, Türk edebiyat tarihine ilişkin birçok eserde “İlk Türkçe Roman” olarak değerlendirilir. Ancak bu doğru değildir. Bugüne dek ortaya çıkarılmış olan ilk Türkçe roman, Vartan Paşa (Hovsep Vartanyan) tarafından Türkçe olarak yazılıp Ermeni harfleriyle basılan Akabi Hikayesi’dir. 1851’de yayımlanan bu romanı 1991’de Andreas Tietze modern transkripsiyonla yayımlamıştır. (Eren Kitabevi, İstanbul.) 1851-1872 arasında da çok sayıda Ermenice harfli Türkçe roman yayımlandığı anlaşılmaktadır.

Şemseddin Sami’nin eserinin Türkçe yazıyla ilk Türkçe telif roman olup olmadığı yeterince aydınlatılmış bir konu değildir. Ancak popülerlik kazanan ilk Türkçe roman olduğu muhakkaktır.

Eserleri

Kâmûs-ı Türkî (1900), Kâmûs-ül-A’lâm (6 cilt, 1889-1898), Kâmûs-i Fransevî (2 cilt, 1880), Taaşşuk-ı Tal’at ve Fıtnat (roman, 1872), Seyyid Yahya (piyes, 1874), Besa yahut Ahde Vefâ (piyes, 1875), Gave (piyes, 1875), Sefiller, Robinson Crosue tercümeleri vardır. Eserlerinin sayısı 50’yi geçer.