Şehzade Korkut Kimdir, Hayatı, Olayı, Hakkında Bilgi

41

Şehzade Korkut (ö. 919/1513) Osmanlı şehzadesi.

872 (1467) veya 874 (1469) yılında Amasya’da dünyaya geldiği belirtilirse de kaynaklarda doğum yılı hakkında açık bir kayıt yoktur. II. Bayezid’in oğludur. Eserlerinin birinde adını Ebülhayr Meh-med Korkut olarak yazar. Resmî belgeler­de ise sadece Korkut adını kullanmıştır. 884’te (1479) dedesi II. Mehmed’in iste­ği üzerine sünnet edilmek için diğer kar­deşleriyle birlikte İstanbul’a gönderildi. Dedesinin ertesi yıl vefatı üzerine ortaya çıkan karışıklıklar ve Cem Sultan’a karşı olan ekibin II. Bayezîd’i tahta geçirme ha­zırlıkları dolayısıyla Veziriazam İshak Paşa tarafından babası gelinceye kadar ona ve­kâleten saltanat kaymakamı olarak tahta çıkarıldı. Dönemin şahidi olan tarihçi Tur­sun Bey onun “emaneten saltanata arze-dildiğini”, kul taifesinin sureta onu, ger­çekte ise babasını beklediğini, tahta ve­kâlet haberinin yayılmasıyla ortalığı bü­yük bir sevincin kapladığını belirtirken Korkut’un gerçek bir padişah şeklinde ta­nımlanarak birtakım beklentilere yol aç­tığını ima eder. Bu vekâlet, daha sonra kardeşler arasındaki taht mücadeleleri sırasında Korkut’a padişahlık yolunda önemli bir ümit kaynağı olmuştur. İki hafta kadar süren vekâlet döneminde yeniçerilerin teskin edilmesi için ulufelerinin arttırıl­ması, onun bu zümreler arasında sonra­ki dönemlerde de hatırlanacak ölçüde iyi bir etki bırakmasına yol açmıştır.

Babasının saltanat makamını devral­masından sonra bir süre daha İstanbul’­da kalan ve babası ile amcası Cem Sultan arasındaki mücadeleyi takip eden Korkut Zilkade 888’de (Aralık 1483) sancağa çı­karıldı. Kemalpaşazâde, Şehzade Abdul­lah’ın vefatı üzerine Manisa’da bulunan Şehzade Şehinşah’ın Karaman’a gönde­rildiğini, onun yerine de Korkut’un tayin edildiğini yazar ve bu tayinin tarihini 888 (1483) olarak verir. Nitekim Manisa’da bulu­nan Korkut’un lalası Sarı Ahmed Bey’in ölümü ile yerine Sinan Bey’in getirildiğine dair 12 Zilkade 893 (18 Ekim 1488) tarihli kayıt onun ilk olarak Manisa’ya yollandığını teyit eder. 907yılı ortalarına (1502 başlan) kadar annesi Nigâr Hatun ile Manisa’da ka­lan Korkut, bu uzun idarecilik döneminde sancağının haslarını yetersiz görerek ge­lirlerine yeni ilâveler yaptırdığı gibi Midil­li seferine asker göndermiş ayrıca etki alanını ge­nişletmek için Manisa’nın havasıyla uyum sağlayamadığı bahanesiyle Bergama’yı istemişti. Korkut, muhtemelen saltanat nâibliği yapmanın verdiği avantajla diğer kardeşleri arasındaki taht yarışında İstanbul’a yaklaşarak biraz daha öne çıkmak arzusundaydı. Fakat bir toprak meselesi yüzünden Veziriazam Ali Paşa ile arala­rının bozulması, ağabeyi Şehzade Ahmed’in onun faaliyetinden endişelenip babasını baskı altına alması sonucunda Manisa’dan Antalya’ya nakledildi. Bu du­ruma içerleyen ve taht yarışında geri pla­na atıldığını düşünen Korkut babasından bazı taleplerde bulunmayı da ihmal et­medi. Kendisine Hamîd sancağı hasları ve Lazkiye (Denizli) zeameti tahsis edildiyse de o ısrarla Manisa’ya dönmek istediğini bildirdi. Talepleri kabul görmeyince Te­ke ili sancak beyliği vazifesinden çekilip kendisine verilen büyük miktardaki yıllık gelirlerle Antalya Kalesi’ne kapandı. Bu olay vesilesiyle Kemalpaşazâde onun sal­tanat hırsı içinde bulunmadığını, inziva­ya çekilerek ilmî çalışmalarla meşgul ol­duğunu, hatta bu durumdan endişelenen padişahın eski Anadolu kazaskeri Alâed-din Ali’yi kendisine nasihatçi olarak gön­derdiğini, ondan alman bilgilere göre san­cak beyliği görevinden ayrılmasının herhangi bir kırgınlık dolayısıyla değil ilimle uğraşmak isteğinden kaynaklandığını ya­zar. Aslında Korkut babasına yazdığı mektupta saltanat davası gütmediğini, niyetinin hacca gidip öm­rünü ibadetle geçirmek olduğunu bildir­miş, onun Mısır’a gitmesinin siyasî bir meseleye yol açmasından endişelenen II. Bayezid oğluna nasihatçi göndererek bu isteğe karşı çıkmıştı. Fakat Korkut baba­sını dinlemeyerek seksen yedi kölesi, kırk dokuz adamı ve hazırlattığı beş gemiyle 21 Muharrem 915’te (11 Mayıs 1509) Mı­sır’a hareket etti. Kahire’de Memlûk sul­tanı tarafından büyük törenle karşılandı. Burada iken babası­na ve vezirlere yolladığı mektuplarda Kahire’deki ikametinden memnun olmadı­ğını, kendisine gerekli itibarın gösteril­mediğini bildirmekteydi. Böylece yeni bir Cem Sultan olayından endişe duyan baba­sının şüphelerini gidermeye çalıştı, Mı­sır’dan herhangi bir destek görmediğini de ima etmiş oluyordu. Memlûk sultanı ise oğlun babaya mutlak itaat etmesinin gerekli olduğu yolunda Korkut’a nasihatlerde bulunduğunu, onu geri dönmeye ik­na ettiğini, döndükten sonra da hoş kar­şılanacağına inandığını II. Bayezid’e gön­derdiği mektupta ifade etmişti.

On dört ay Mısır’da kalan ve bu süre zarfında çok istemesine rağmen hacca gidemeyip sürekli gözetim altında tutu­lan Korkut 4 Rebîülâhir 916’da (11 Tem­muz 1510) Memlûk sultanı ile vedalaşarak Antalya’ya döndü. Fakat buranın havası­nın kendisine iyi gelmediğini ileri sürerek Aydın taraflarına gitmek istediğini söy­ledi; Antalya’ya karşılık Tire’nin, Alanya’ya karşılık olarak da İzmir, Ayasuluk ve Me­nemen’in verilmesini teklif etti. Eğer bu istekleri kabul görmezse yine Mısır’a ya­hut Rodos’a gideceği tehdidinde bulundu. Kız kardeşine gön­derdiği mektupta da Tire’ye gitme niye­tinde olduğunu, Saruhan sancağının kü­çük kardeşi Selim’e verilme kararının onu kendisinin üstüne çıkarma anlamına gel­diğini yazmaktaydı.

Sonunda izin almaksızın Antalya’dan ay­rılıp Manisa’ya gitti.[Zilhicce 916 / Mart 1511] Buraya giderken ardından gelen adamları ve eşyaları Teke yöresinde bü­yük bir isyan çıkaran Şahkulu Baba Teke-li’nin saldırılarına mâruz kaldı. Onun Antalya’dan Manisa’ya ani hareketinin se­bebinin Şahkulu isyanı olduğu da belirtilir. Nite­kim daha sonra Şahkulu üzerine yürüdü­ğü ve Alaşehir’de mağlûp olması üzerine kaçıp Manisa Kalesi’ne kapandığına dair Bursa kadısının 4 Saf er 917 (3 Mayıs 1511) tarihli bir raporu mevcuttur.

Muhtemelen bu isyan hadisesi ve Osman­lı kuvvetlerinin birbiri ardınca âsiler kar­şısında yenilgisinin sebep olduğu karışık­lıklar dolayısıyla Saruhan sancağı kendi­sine yeniden verilen Korkut, buradan kar­deşleri Ahmed ile Selim’in hareketlerini dikkatle takip etmeye başladı. Özellikle Şehzade Ahmed’in kendisine yönelik teh­ditleri onu çok endişelendiriyordu. Bun­dan dolayı Rumeli yakasına geçmiş olan Selim’le haberleşiyor, ona tavsiyelerde bulunuyordu. Ancak Selim’le babası arasın­daki olaylar. Şehzade Ahmed’in İstanbul yakınlarına kadar gelip geri dönmesi, Ka-raman’da Şehzade Mehmed’in başına buyruk davranması onu daha da telâşlan­dırdı. Saltanat hırsı içinde olmadığını çe­şitli vesilelerle belirten Korkut, özellikle Şehzade Ahmed’in kendisine karşı hare­keti üzerine yanında birkaç adamı olduğu halde ansızın Mihalıç’a, oradan da deniz yoluyla İstanbul’a gidip yeniçerilerin yanma sığındı ve buradaki mescide yerleş­ti. Ertesi gün de Yazıcı Kemal adlı bir ye­niçerinin evine misafir oldu. Onun babasından habersiz İstan­bul’a gelişi bazı kaynaklarda. Şehzade Se­lim taraftarlarının çoğalması üzerine akıbetlerinden endişe duyan bazı devlet adamlarının kendisini acele olarak taht için davet etmeleri sebebine bağlanır.

Yeniçerilerden gerekli desteği bulama­yan Korkut onlara saltanatı istemediğini. Şehzade Ahmed’in tahta çıkmasını en­gellemek için geldiğini, hatta babasının desteklediği Ahmed’e yolladığı paralan ele geçirip bunları kendilerine dağıtaca­ğını söylemiş babasıyla 19 Muharrem 918’de (6 Nisan 1512) buluştu­ğunda da İstanbul’a gelme sebebini Şeh­zade Ahmed’den kaçmak şeklinde açıkla­mıştı. Onun dağıttığı paralar, Selim’le bir meselesinin olmadığı yolundaki sözleri ve babasıyla buluşması İstanbul yakınların­da olan Selim’e de rapor edilmişti. Dönemin kaynakları­na göre Korkut, Çekmece’ye kadar gide­rek Selim’i karşılamış, onunla bir süre at üstünde sohbet etmiş ve Edirnekapı’ya kadar geldikten sonra ayrılmıştı. Burada Selim’le vedalaşan Korkut, bir Venedik kaynağına göre ertesi günü cülus töreni beklenmeksizin herhangi bir tehlikeye uğramasının önlenmesi gerekçesiyle ye­niçeriler tarafından gizlice bir gemiye bin­dirilip Manisa’ya yollanmıştır.

Korkut Manisa’da iken Selim’e bağlılı­ğını sürdürdü. Hatta Şehzade Ahmed’in kendisiyle ittifak yapma teşebbüsünden de onu haberdar etti. Gönderdiği mek­tuplarda sık sık Selim’e bağlılığını vurgu­lamakla birlikte kullandığı ifadeler saray çevresinde ve padişahta onun saltanat hevesinde bulunduğu kanaatine yol açtı. Nitekim Selim’e yazdığı bir mektupta onun kendisi aleyhine kötü kanaatlere ka­pılmasından duyduğu endişeyi dile geti­rerek sitem ediyor ve ona bağlı olduğunu bildiriyordu. Selim ise bu mektuba soğuk bir cevap vermişti. Selim ve yanındaki idareciler salta­nat makamı için Korkut’un varlığını teh­likeli olarak görüyorlardı. Bu bakımdan Osmanlı kaynaklarında Korkut’un. Se­lim’in yolladığı uydurma saltanata davet mektuplarına kanıp bunlara olumlu ce­vaplar vermesi yüzünden ortadan kaldı­rıldığı şeklindeki bilgiler olayı meşru zeminlere çekme gayretinin bir yansıması olmalıdır. Karde­şinin 10.000 kişiyle üzerine yürüdüğünü öğrenen Korkut, sadık adamı Piyâle ya­nında olduğu halde Manisa’dan gizlice ka­çıp Mısır’a gitmek için Tekeili yöresine doğru yola çıktı, ancak İstanos’ta (Korku­teli) bir mağarada yakalandı ve Bursa’ya götürülürken Eğrigöz (Emet) kasabası yakınında kapıcıbaşı Sinan Ağa tarafın­dan boğularak öldürüldü. Bazı kaynaklar­da ise onun Tekeili’ne değil İzmir-Bergama taraflarına gittiği ve buradan de­nize açılarak Rodos’a sığınmak İstediği belirtilir öldürüldüğü sırada yanında bulunan eşyalarının liste­sini ihtiva eden muhallefât defterinin 5 Muharrem 919 (13 Mart 1513) tarihini taşıması. Ölüm tarihinin ya defterin dü­zenlendiği gün ya da ondan bir gün önce­ye rastladığını gösterir. Naaşı Bursa’ya götürülüp 9 Muharrem’de (17 Mart) Or­han Gazi Türbesi’ne defnedildi.

Dönemin kaynaklarında siyasî kimliği yanında ilme, edebiyata, şiire düşkünlü­ğü ve yazdığı eserlerle takdir edilen, şiir­lerinde hac niyetiyle Mısır’a gittiğinde ih­ram bağladığı için “Harîmr mahlasını kul­lanan Korkut’u Kahire’de gören İbn İyâs onu orta boylu, kumral, za­yıf cüsseli olarak tarif eder. Ferahşad ve Fatma Sultan adlı İki kızı, adı ve sayıları belirtilmeyen, hepsi de kendisinden önce vefat eden oğullan olduğu arşiv belgele­rinden anlaşılmaktadır. Oğullarından bi­rinin 1504’te bir veba salgını sırasında öldüğü Venedik kaynaklarından öğrenilmektedir. Sanatkâr hâmisi olarak da şöh­ret kazanan Korkut’un adına bazı eserler kaleme alınmıştır. Beraberinde Mısır’a götürdüğü ve ölünceye kadar yanından ayırmadığı Deli Birader lakaplı Bursalı Gazâlî onun adına Dâiiu’l-gumûm adlı ese­ri yazmıştır. Arapça’­ya hâkim olan ve eserlerini bu dille yazan Korkut’un ayrıca mûsikiyle de uğraştığı, her türlü sazı çalabildiği, hatta “gıdâyı ruh” adlı bir saz icat ettiği, İran’dan gelen meşhur ke­mence üstadı Zeynelâbidîn’î kardeşi Ahmed’den isteyip yanına getirttiği belirtil­mektedir. Yılmaz Öztuna onun bestelediği sekiz adet saz eserinin listesini vermektedir. Ayrıca hat sanatı ile de ilgilendiği, küçük yaşta iken Amasya’da Şeyh Hamdullah Efendi’den hat dersleri aldığı kaydedilir. Antalya ve Mani­sa’da bulunduğu sırada Oruç ve Hızır re­isleri himaye ettiği, onlara yardımda bu­lunduğu da bilinmektedir. Korkut’un dö­nemin siyasî çekişmeleri içerisinde takın­dığı kararsız tavırları, sık sık fikir değiştir­mesi melankolik yapısının bir yansıması olarak mütalaa edilebilir. Fıkıh, hadis gibi dinî ilimleri iyi bildiği, gelenekler ve Örfî uygulamalardan çok şer’î prensiplerin Ön plana alınması gerektiği görüşünü savun­duğu, döneminin siyasî-dinî gelişmeleri karşısında sûfîlere karşı bir fikrî yaklaşı­mı benimsediği, dinî meselelerde Şafiî mezhebinin yolunu takip ettiği, bununla beraber katı bir taassup içinde bulunma­yıp dinî hoşgörü sahibi olduğu da belirti­lir. Manisa Kalesi’nde bulunduğunu biz­zat belirttiği çok sayıda kitabı Selim tarafından İstanbul’a getirtilmiştir.