Sandıkçı Şükrü

Rizeli
Eşkıya Sandıkçı Şükrü ile İlgili Bir Belge

1865 yılında Rize’de doğan Sandıkçı Şükrü’nün babası Rize’nin yerlilerinden Ömer Reis’tir. Şükrü’nün gençliği Yunus
avcılığı ile geçer. Askerliğini 1885’te Trabzon’da askerî filikalarda yapar. Bir
gün Haldoz (Portakallık) Mahallesindeki düğünde Şükrü’nün kardeşi Bayram,
Abidinin Yusuf tarafından bıçaklanır. Durumu öğrenen Şükrü, Yusuf’u vurup
öldürür. On beş yıla mahkûm olur ve Sinop Cezaevi’ne gönderilir. Firar ederek
İstanbul’da saklanır. İhbar sonucu yakalanır. Bu defa Bodrum Cezaevi’ne
gönderilir. Kardeşi Bayram’ın yardımıyla İzmir Limanı’nda gemiden firar ederek
memleketi Rize’ye gider. Eski düşmanları Abdûoğulları’nın adamı eşkıya Hasan’ı
öldürür. Perilizadelerin mısır yüklü kotralarına el koyarak Çiftekavaklar’da
halka dağıtır. Kendisini öldürmeyi planlayan eski arkadaşı Kamacıoğlu’nu vurur.
Hükûmet peşine düşer. Fırtınalı bir havada denize açılır. Bir dönem Zigana
dağlarına çıkar. Sırası ile kendisini ihbar eden Gülcemal’in kocası Manenli
İsmail’i, Kırbozoğlu’nu öldürür. (s. 127)

Fener Mahallesi ve çevresi onun yönetimi
altına girer. Sözlü kaynaklara göre dönemin Trabzon valisi Kadri Paşa
(1892-1902) ona “Orman Valisi” sıfatını yakıştırır. Bazı meselelerin çözümünü
ona havale eder.

Şükrü, kardeşi Bayram ve yeğeni Mehmet’le
birlikte Aliye adında ihtiyar bir kadının evine misafir olur. Gece uyurlarken ihtiyar
kadın onları ihbar eder. Sabah uyandıklarında ev sarılmıştır. Kuşatmada eski
arkadaşı Varilcioğlu Sadık da vardır. Sadık’a seslenip sorar; bir oyun var
mıdır? Sadık, kendisine bir zarar verilmeyeceğini, kurşunların boşa
sıkılacağını söyler. Şükrü evden çıkar, Sadık sözünde durmaz. Kurşun yağmuruna
tutulan Şükrü ancak yirmi adım yol alabilir. Şükrü vurulunca Bayram’la Mehmet
teslim olurlar. Sandıkçı Şükrü’nün ölüsü Rize’ye götürülerek tüfeği ile
birlikte üç gün halka teşhir edilir. Yıl 1907’dir.

14 Haziran 1320 (27 Haziran 1904) tarihli
bir belge (…) Sandıkçı Şükrü’nün Bodrum’a değil Fizan’a sürgüne
gönderildiğini ve bu sırada İzmir’den firar ettiğini ortaya koymaktadır. (s.
128)

Sandıkçı Şükrü Destanı

Sene bir üç yüz yirmi tamam

Şükrü’nün hakkında okundu ferman

Dünyada kimseye kalmadı inan,

Bu fani dünyaya itibar olmaz

Üç yüz iki senesi nefsime uydum

Delil oldu şeytan, bir cana kıydım

Defterime katil ismini koydum,

Der-i dünya daim, kimseye kalmaz.

Birkaç sene çektim kahr-ı zindanı

Nasiboldu bize Sinob’un hanı,

Firar etmek ile buldum amanı,

Eşkıyaya devletin ihsanı olmaz,

Zengine, fakire bireldim eşi,

Çakmakla götürdüm tuğlayı taşı

Seyrine geldiler paşa, binbaşı

Toplama danenin harmanı olmaz.

Yüksel, Ayhan. Doğu Karadeniz Araştırmaları. Kitabevi Yayınları. 3. Baskı, 2013
(s. 127-132)


Sinop Cezaevi’nde yattığı dönemde,
Sandıkçı’nın hikâyesini ve destanını öğrenen Sabahattin Ali, “Eşkıya
Dünyaya Hükümdar Olmaz” adıyla meşhur türkünün güftesini yazmıştır.

Eşkıya
Dünyaya Hükümdar Olmaz

Sene 1341 nefsime uydum

Sebep oldu şeytan bir cana kıydım

Katil defterine adımı koydum

Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz

Sen üzülme anam dertlerim çoktur

Çektiğin çilenin hesabı yoktur

Yiğitlik yolunda üstüme yoktur

Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz

Çok zamandır çektim kahrı zindanı

Bize de mesken oldu Sinop’un hanı

Firar etmeyilen buldum amanı

Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz

Sinop kalesinden uçtum denize

Tam üç gün üç gece göründü Rize

Karşıki dağlardan gel oldu bize

Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz

Bir yanımı sardı müfreze kolu

Bir yanımı sardı Varilcioğlu

Beşyüz atlı ile kestiler yolu

Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz


Sandıkçı İçin Yazılmış Başka Bir Türkü

Vela yokuşunda sipere yattım

Ordan hükümete çok kurşun attım

Arpayı buğdayı halka dağıttım

Puştluklan vuruldum ona yanarım

Vela’dan yürüdüm karakış ayı

Havası çok yağar döker borayı

Hükümet arkamdan izim arayı

Bir saat bir yere kayıdım olmaz

Bir ihtiyar nineye misafir oldum

Nine yaktı ateşi etti rağbeti

Kızdırdım gövdemi buldum rahatı

Sıcak çorba oldu şeker şerbeti


Sandukçi
Şukri’nun Destani

Dinleyun ağaler tarif edeyim

Baz ehvalinden devri cihanun

Semaye çekildi ar ile namus

Bu bir alameti ahir zamanun.

Can bulbuli gül kafesinden uçti

Nice hanedanun yulduzi duşti

Dillerde soylenur hırsuzi puşti

Sozi makbul deyil ehli irfanun.

Hakk bizi bahşetti derde eleme

Günbegün arteyur zulmi zeleme

Hep cumle katipler alsa kaleme

İsyani yazılmaz devri cihanun.

Şems ü kamer kibi vermuştur ziya

Umurinde idi bu behri sira

Şukri dedukleri bir met eşkıya

Haracini yedi birçok egnanun.

Rize görmemiştur boyle yiğidi

Meğrib’den Meşrik’e şani yurudi

On sekiz gişinun teni çurudi

Suyi gibi daştı Nuşirevan’un.

Muharebe etti her bir etrafe

Hukmi icra etti hep kaften kafe

Sultan benim dedi yekün esnafe

Usuller bildurdi mugayir kanun.

Güller açılmıştır al yanağuna

Zannederdun duman duşmez dağuna

Cumle cahilleri aldun bağuna

Hududua değin Kezelelma’nun.

Cihande inandun her munafike

İhsan buyurmadun hiçbir refike

Perili’yi aldun tahtı tevfike

Kapisinde kuller bekler zindadun.

Hiç gören var midur boyle hunerden ?

Kapiye bağladun diri kemerden

Hediye gelurdi her gün şeherden

Çifte yaşçikleri tayin helvanun.

İhafe edildi hep cumle esnaf

Kelbunde yoğidi zerrece insaf

Her gün konağunde olurdi israf

Puti ve çeyreği hasi buydağun.

Telgıraf misali cihani sardi

Atun meydan olup vardukçe vardi

Konağune dere kibi akardi

Rakisi, şarabi Pondeliya’nun.

Mahalle başinde konaği kurdun

On beş sene zevkü sefani surdun

Elunde mahvoldi vatanun yurdun

Boyle bir muruvvet adalet kanun.

Kalem alendi duz ifadeler

Nice hanedanlar ocak-zadeler

Çunki hitam buldi doldi vadeler

İdamuna karar verdi gordonun.

Paşa efenduma gelmesun zeval

Bir zoman görişti alem heyal

Birinci şeherde çağırdı tellal

Gelsun sultanleri her bir ormanun.

Asli ham eyuldur pişmiş ocakte

Efendum çok yaşa iş bu sancakte

Bir eşkıya kalmaz tenha bucakte

Bu hususta suyi daşti Tuna’nun.

Rize’den Erzum’den taht revan olsun

Hep yekun fakirler şaduman olsun

Cumle eşkıyaye bir ilan olsun

Oğinden kaçilmez bu furtunanun.

Hep tehrir ittiler elayı arşi

Ancak şimdi oldi ne güzel öçarşi

Paşa efendumun adina karşi

Suyi tartilur mi behri Umman’un ?

Gelsun Lazistan’un eşkıya baği

Gün kibi görinur firar yataği

Bir yandan dolaşti karakol daği

Bir taraftan asker kesti amanun.

Yazuk olsun buca emeğe

Feda olsun iki lokma yemeğe

Zayıf seğer kibi duştun hendeğe

Bukeldi altuna kaldi gerdanun.

Şeherde tutuldi hep kapi baca

Torinun kardaşun gitti ilaca

Seni bağladiler bir tek ağaca

Sarayun oğinde oldi seyranun.

Paşa efendumun maksadı kasti

Ancak fark eyledi duşmani dosti

Ya Allah diyerek bağrine basti

Şukri Kaptan kibi bir pehlivanun.

Hep cumle mahlukat girdi içeri

Melhem surmediler nezuk ayara

Mujdeciler geldi girdi siraya

Dediler Mevla’ya geldi külhanun.

Efendimiz teşrif etti seyrane

İnsanler dopdoli durmiş divane

Gözleri açuktur bakar cihane

Ervahi göç etmiş her bir azanun.

Her noktayi zikre erişmez güzum

Hep tedat olur mi semda nucum ?

Bitun duşmanlerun bekleyun hucum

Harekete geçsun ruhi revanun.

Kal’e bend ettiler bir kardaşuni

Alem seyreyledi kanli leşuni

Azcık eyle kaldur başuni

Konağunde yoktur zarar ziyanun.

Bir kule ki tektim ider cehalet

Ondan hasil olur külli rezalet

O ki zuhur ider adli adalet

Boyle kabri olur boyle mevtanun.

Bazı kanat alup havaya uçtun

Uydun kör şeytone canunden geçtun

Birinci aslanun eline düştün

Oğul Şukri geçti demi devranun.

Çokten viran etti çarkı felekler

Arşe ilan oldi cumle dilekler

Suale kıyam ider melekler

Yanunde var midur bir tercümanun ?

Tez giriftar oldun habu gaflete

Mamafih muhtaç oldu rahmete

Ne yüzle varisen babı hazrete ?

Elunde var midur bir armağanun ?

Taktiler boynuna azim pranga

Yaktiler konağun kalmadi yonga

Yapsunler kabrini alaferanga

Kani refikleri Şukri Kaptan’un.

Soydun soğan kibi ağayi bayi

Konağunde yaktun hep kumanyayi

Duş kibi seyrettun iş bu dunyayi

Bir lahza içinde gördun aynanun.

Daha fişekluğun boynuna takma

Bunden boyle artuk kimseyi yakma

Yiğit ise asla semtine bakma

Bir kurşunden seni ter ider canun.

Felek meydan vermez bir asi şire

Bir eşkıya kalmaz gelen bahare

Fare delukleri oldi mağara

Üç gündür ağzinde yattı yunanun.

Muteserrif paşa kırdı daluni

Tasedduk ettiler cumle maluni

Hemen tekdim etti arzuhaluni

Bab ı sadaretten geldi fermanun.

Ali kibi bindun bir duldul ate

Cihane başladun duz islahate

Emirler alurdun altı saate

Beyefendilerden kimdur serdarun ?

Çok kapı bacalar yaktun ateşe

Bir çakal evinde kalmadi meşe

Adlü adaletun deyandi arşe

Atun oynar çevresinde meydanun.

Hevf itme eşkıya galbesinden

Alursen intikam hep cumlesinden

Vazgeçma efendum dulalesinde

Haci şaban kibi miri miranun.

Emsali bulunmez bayler içinde

Bir muşerref aydur ayler içinde

Hep yekün paşalar beyler içinde

Mehmet Ali Bey’dur senun ekranun.

Koyin kibi kuzsine meleşur

Nufzi deryayi daği dolaşur

Hin i sebavetten beri uğraşur

Yoluna baş koymuş bu mefkurenun.

Ekrebasuz olmaz bir an bir nefes

Dostinden oğline dost kalur mires

Seni şaşurtmesun alemde bir gess

Aslan olur yavrucağu aslanun.

Şukri yuz çevirdun bunca emekten

Kader boyle idi devri felekten

Seni geçirduler ince elekten

Yedi kat göklere çıktun semanun.

İtaat etmedun ulu emire

Muhammed’i verdun soğuk demire

Sabunsuz kefensuz girdun kebire

Adedini bilmez iken liranun.

Bab ı sedarette nektebun yazdi

Suğuni kabruni değir mi kazdi ?

Muteserrif Paşa tahtuni bozdi

Baykuşlere kaldı mulki viranun.

Aspet Yalisi’nde vurdiler seni

Çerkez zabitleri soydiler seni

Yaylı tabutine koydiler seni

Nesli Mamuşzade Bey Abdullah’un.

Abdullah deduğun bir aziz kuldur

Gülistan içinde bir nezuk güldür

Ehli irfan içun sozi makbuldur

Define uğraşur her bir belanun.

Ecdadi hanedan köşe taşıdur

Beyler ve paşalar hep sirdaşudur

Aslan kibi her dem kervan başidur

Rize’den Erzum’e aşar kervanun.

Zevkine mecnundur aşık divane

Ehbap içun doner msilı pervane

Ya gelmiş ya da yok devri cihane

Boyle bir cevheri Ulu Mevla’nun.

Yaz gelince çiker hanun beline

Gayet düzen verur sazun teline

Ali kibi gürzi alur eline

Karşısında döner kılıç kalkanun.

Cihan dumduz oldi cehri misalli

Emin esen oldi cumle ehali

Haci Perili’nun pak oldi mali

Kurbağa, ağzından çikti yilanun.

Huzur buyururdi emri alişan

Ululuk isterdi zannetti nişan

Dunyadan göç etki boyle perişan

Abdullah ’ta kaldi yahşi yamanun.

Bazı at binderdun bahar göçinde

Bazı otururdun sandan kiçinde

Kün fe yekün oldun üç gün içinde

Karardi eşiğun geçti şamdanun.

Fişekler taşırdın koyardun posta

Martinler taşırdın gezdun aleste

Bir iş göremedun ahir nefeste

Nesubunde yokti suyun Kur’anun.

Buldun kör şeytanun hile atine

Kibleyi çevurdun dehri batile

Kurşun attun devlet hükümetine

Ol günden selb oldi senun imanun.

Gördunuz mi bu Şukri’nun halini

Kimses kalmadi baksun malini

Dayim ruzgar esmiş kermiş dalini

Vaketsuz çiçeği açan meyvanun.

Her saniğun bilmek gerek yerini

Paşa efendimun bilmem sirrini

Anana beraktun uçten birini

Kimsesi kalmadi sefil ananun.

Boyle cari olmiş adiyi devlet

Eşkiyaya etmez zerrece hurmet

Güninde şaz oldi hep cumle millet

Umri uzun olsun Gazi Sultan’un.

O ki ilan oldi ferman yurudi

Her bir eşkiyanun kani kurudi

Meğrib’nden Meşrik’e şani yurudi

Sahib i edalet Ali Osman un.

Dayim mağlum eyle duşmanumuzi

Şadühendan eyle milletumuzi

Akubet fetheyle her yanumuzi

Hurmetine yarab bin bir esmanun.

Kani ol muzeyyen yerik yanakler

Kani ol muzellef elvan konakler

Şukri içun destan oldi sokakler

Geriki deluği nice zurnanun.

İlahi ben geçtum tatli canumden

Sen beni ayirma doğri imanden

Günahim reddeyle arşi rehmanden

Mağfiret kansın her bir isyanun.

Budur nasihatum cumle millete

Dualar ettiler dini devlete

Bir kimse kalmasun habu gaflete

Uyanun ey dn kardeşler uyanun.

Devletun kanuni bir kilden ince

Millet eyeklendi misli karince

Mevlam sihhet versun bitun umrince

Gözleri kör olur külli ahdanun.

İrade buyurdi edaletkani

Eşkıya kurtulmak oktur imkani

Her tarafi aldi Nuh’un Tufani

Gerleşti dalgasi yedi deryanun.

Millet ile edemedum imtizaç

Dunyade derduma bulmedum ilaç

Bugünden destane olmişim muhtaç

Bulemedum katresini dermanun.

Dertli olen ağlar, hastalar inler

Zaman ahir oldi kim kime dinler?

Nahiyem Mapavri keryem Çilenger

İsmumuz okunur Kahyaoğli’nun…

(Salih Kâhyaoğlu’nun Sandıkçı Şükrü için
söylediği destan)



Salih
Kahyaoğlu

Rize Çayeli, Çilingir Köyü’nde doğmuş ve
aynı köyde vefat etmiştir. ( 1843-1909 arası yaşadığı sanılıyor ) Babasının
Alican, annesinin adı Zeynep’tir.

Okuma ve yazmayı kendi öğrendiği söylenir.
Tüm yaşamını alçak gönüllülükle gösterişsiz bir köylü olarak geçiren ozanımız;
oldukça zeki, şakacı, hazır cevap ve nükteli kişiliği ile halk arasında
Keya’nun Sale ismiyle tanınmıştır.

Şiirlerinde tasavvufi öğeler yanında yöresel
unsurlar da zengin olmakla yörenin yaşamına dair birçok bilgiyi vermektedir.