SANAT VE TOPLUM

Sanat eseri, belli bir tarihsel dönemde, belli toplumsal koşullarda, bir anlamda bunların simgesel özeti sayılabilecek bir estetik bağlam inşa eder. Her sanat eseri, kendi çağının ve içinde üretildiği toplumun özellikleri hakkında bize fikir verir. Bununla birlikte, her sanat eseri ya da etkinliği kendi toplumsal bağlamında bile tek bir anlam taşımaz. Tersine, her sanat eseri o toplumda yaşayan her birey için ayrı bir anlam taşıyabilecek kadar çoğul anlama gelebilir. Ayrıca, bir insanın çeşitli zaman ve durumlardaki ruh hâllerine göre, sanat eseri alılmaması da değişkenlik gösterebilir. Sıklıkla kamusal ortamlarda duyduğumuz, bizim de dinlemekten hoşlandığımız bir popüler müzik şarkısı, birçok benzerinden bizim için farksızken, bir gün, bizde duygusal bir yıkıma yol açan bir olayla (sevgilimizin bizi terk etmesi, bir yakınımızın ölümü, toplumsal bir felaket, vb.) özdeş hâle gelebilir. Kuşkusuz, aynı şekilde olumlu ve mutluluk verici olaylar da o güne kadar bizim gözümüzde sıradan olan şarkının çok özel bir anlam kazanmasına neden olacaktır.

Bununla birlikte, sanat eserine atfedilen kolektif anlamlar da vardır (örneğin, 1974  Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında “Memleketim” şarkısının geniş bir beğeniyle toplumsal bir gösterge olarak benimsenmesi). Kolektif olarak üzerinde uzlaşılan sanat eserlerinde bile, her birey kendi deneyim, kültür birikimi ve tarihselliği bağlamında özel anlamlar bulabilir. Böylece sanat eserinin estetik ve anlamsal açılımlarının yüzeysel olarak göründüğünden ya da sanıldığından çok daha fazla olabileceğini iddia edebiliriz. Bütün bu anlam çoğulluğunun dışında, sanat eserini tasarlayan ve üreten kişi ya da kişilerin (sanatçı) sanat eserine katmak istedikleri bir anlam bağlamı da vardır. Biz bir seyirci, dinleyici, okuyucu, vb. olarak sanatçının niyetini anlamaya çalışmakla birlikte, aslında ilişkilendirdiğimiz estetik ifadenin bizim zihnimizde ve o an edindiği özel anlam ya da anlamlar üzerinden sanat eserini anlamaya çalışırız. Sonuçta, sanat eseri, görüldüğü gibi her zaman çoğul anlama sahiptir. Birçok kez, ister istemez, sanat eseri karşısında sanatçının ona yüklediği anlamı çözmeye çalışırız. Bu nedenle, bir sanat eseri karşısında sıklıkla “sanatçı burada ne demek istemiş?” sorusunu kendimize ya da o eseri birlikte seyrettiğimiz, okuduğumuz, dinlediğimiz, vb. başka insanlarla paylaşırız. Ancak bu sadece ikincil bir sorudur; önemli olan sanatı alımlayan öznenin o eserde ve belli bir anda ona atfettiği anlamlardır. Çağdaş sanat, önemli ölçüde bu anlam çoğulluğu ve değişkenliği üzerine kurulan bir estetik bağlamı oluşturmaya çalışır. Kimi eserler, alımlayanı etkin bir şekilde estetik bağlama dâhil, hatta kimi zaman müdahil olmaya davet ederler. Çağdaş müzik bestecisi John Cage’in (1912-1992) icracıya büyük özgürlük tanıyan müzikleri bu yaklaşıma örnek olarak verilebilir.
Sanat eserinin alımlanmasında en önemli kavramlardan bir tanesi Fransız toplumbilimci Pierre Bourdieu’nün (1930-2002) ortaya attığı kültür sermayesidir. Buna göre, toplumsal eylem sadece ekonomik sermayenin belirlediği hiyerarşilere göre yapılanmaz; aynı zamanda kişilerin kültür birikimi ve bunu toplumsal konumlarının gereklerine uygun olarak en iyi şekilde seferber edebilme becerisi de önemlidir. Hatta Bourdieu’ye göre, kültüre sermayesi olarak adlandırılan bu edinim ve beceriler toplamı, kimi zaman ekonomik sermayeden bile belirleyici hâle gelebilir. Zira toplum, sürekli yeniden yapılanan alanlardan oluşur. Bireyin alanlar içinde biçimlenen hükmetme stratejileri, daima kültür üzerinden gerçekleşecektir. Diğer bir deyişle kültür birikim, bilgi ve edinimlerimizi sergilemek, aynı zamanda diğer insanlar üzerinde bir iktidar kurmak anlamına gelecektir. Böylece toplum, kültür üzerinden sürekli yeniden yapılanan bir olgu olarak kavramsallaştırılabilir. Sanat, bu kültür üzerinden hükmetme stratejilerinin kuruluşunda her zaman merkezî bir rol oynar (Bourdieu, 1979:198-99) Sanat eserine atfedebildiğimiz anlamların çoğulluğu ve derinliği, bizim kültür alanındaki sermayemizin genişliğini gösterir. O nedenle sanatın üretimi kadar alımlanması ve toplumsal olarak kullanılması da iktidar olgusuyla yakından ilişkilidir.