Şah Veliyyullah Dıhlevî (Filozof Biyografileri)

31

Şah Veliyyullah Dıhlevî’nin, soyu baba tarafından Hz.Ömer’e, anne tarafından  İmam Mûsâ Kâzım’a ulaşır. Büyük dedelerinden olan Şeyh Şemseddin Müftî H.VII. asrın sonlarına doğru Hindistan’a gelerek  yerleşmiştir. Dedesi şehid Vecühiddin’dir. Onun üç oğlundan birisi olan Abdürrahim de babası olmaktadır. Anne tarafından dedesi ise, Şeyh Muhammed Pühletî idi.

Şah Veliyyullah Dıhlevî’nin “Bevariku’l-velaye” veya “Enfasu’l-arifin” adınaki müstakil eserinden  Babası Abdurrahim hakkındaki bilgileri öğrenmekteyiz. Buna bilgilere göre o, ilim, din ve manevi açıdan üstün nitelikler sahipti.Delhi’de Rahîmiyye Medresesi adında bir medrese açmış, Şah Veliyyullah Dıhlevî’nin hayat tarzının, eğilimlerinin, duygularının ve ruh yapısının oluşmasında, onun ilmî ve manevi niteliklere ermesinde, ilim ve tarikatta ictihad derecesine
yükselmesinde babasının büyük yeri vardır. İlim ve tasavvufta büyük bir yere sahipti. Kendisi Fetâvâ’l-hindiyye’yi telif
eden 21 kişilik heyetin üyelerinden biriydi . Şah Veliyyullah’ın babasının İslam aleminde ilk olma özelliği taşıyan işlerinden
olan tefsir metni olmaksızın sadece Kur’ân âyetlerini ders olarak okutmaya başlamıştı. Onun bu usülü, kabul görerek
kendisinden sonra gelenler tarafından da benimsenerek sürdürülmüştür.

Şeyh Abdurrahim, bazı manevi işaretler üzerine yaşı ilerlediği bir sırada 1114 yılında Şeyh Muhammed Pühletî’nin kızıyla ikinci evliliğini yaptı. Şah Veliyyullah işte bu evlilikten doğmuştur. Şeyh Abdurrahim, yetmiş yedi yaşında 1131 yılında vefat etmiştir.
Şah Veliyyullah’ın annesi Fahru’n-nisa, dini ilimlerde her kadının kolay ulaşamayacağı üstün bir yetenek ve bilgiye sahipti.

dhlevi.png” border=”0 Şah Veliyyullah Dıhlevî’nin Doğumu, Adı, Lakabı, Soyu:
14 Şevval 1114 hicri yılında (M.1704) çarşamba günü, Muzafferneger kasabasına bağlı Pühlet köyünde domuştur. Doğumu sırasında babası altmış altı yaşındaydı. Tam Adı, Ahmed Kutbuddin b. Abdurrrahim b. Vecihuddin el- Umeri ed-Dıhlevî’dir. Ahmed, “Şah Veliyyullah” diye meşhur olmuştur. Sufiler ve meşayih hakkında kullanılan VE Farsça bi kelime olan “Şah” kelimesi “Melik” anlamına gelir .
Şah Veliyyullah, ilim ve tasavvufla bilinen bir ailedendir. Bu lakapla ondan başka babası ve çocukları da anılmıştır.
Yedi yaşında sünnet olan Şah Veliyyullah, bu yaştan itibaren namaza alıştırılmıştır.

Öğrenim Durumu:
Şah Veliyyullah Dıhlevî, ilim tahsiline küçük yaşta başlamış ilk mektebe gidişi beş yaşında olmuş, yaşı henüz yediyi geçmemişken Kur’ân’ı hıfzetmişti. Eğitimini normal medreselerde yapmayıp babasından almıştır. Önce Farsça, sonra da Arapça tahsil etti. Babasından dönemin okunması mutad olan  Lügat (Arapça), hadis, tefsir, fıkıh, usül, tasavvuf ve felsefe ilimlerini öğrenmişti. On beş yaşına ulaştığında yüksek seviyede bir ilim tahsil etmişti ve devrinin okutulmakta olan ilimleri tamamlamıştı.

Şah Veliyyullah’ın babasının özel bir ders ve eğitim programı ile sürekli beraberliği sayesinde kendisinde yüksek melekelere sahip oldu.

Şah Veliyyullah, el Cüz’ü’l-latif adlı eserinde, takip ettiği özel ders programını tüm teferruatıyla anlatır. Baba Abdurrahim
oğlunun okuduğu bu müfredatın belirlenmesinde, okunacak dersler arasında seçim yapılması, gereksiz ders
ayıklamalarında ilk gerçek hocası olarak rolü büyüktür.Çünkü Hindistan’da yedinci hicri asırdan bu yana uygulanan olan
müfredat çok şişkindi. Baba Abdurrahim, oğlunun zekasına güvenerek, okutulmakta olan kitapların sayısını azaltma
yönünde inisiyatif alarak tekrarlanarak işlenen konuları da ayıklayıp ve oğluna dolambaçlı bir müfredat uygulamamıştı.

Mesela edebiyat alanında Makamatü’l-Hariri çok revacta idi. Hatta anlatıldığına göre bazı üstadlar onu ezbere bilirlerdi.
Buna ragmen biz onu, Şah Veliyyullah’ın okuduğu dersler arasında görmemekteyiz. el-Menar ve şerhleri, el-Keşşaf,
Meşariku’l-envar gibi eserler de böyledir.

Aynı dönemde kendisinden yaşça büyük olan ve üstazu’l ulema bulunan Molla Nizammüddin es-Sehalevi (ö.1161),
o sırada okutulmakta olan (Mukarrar) bulunan ders kitapları sanki azmış gibi, özellikle sarf, nahiv, mantık, felsefe,
riyaziyat, belağat, kelam ilimlerine dair pek çok kitabı daha ilave etmiş; bunlar, talebeleri, talebelerinin talebeleri
zamanında giderek plansız ve programsız bir biçimde medreselerde okutulan müfredat haline gelmiştir ve bazı
yerlerde hala okutulmaktadır.

Şah Veliyyullah Dıhlevî’nin okuduğu dersler arasında Arap edebiyatına dair herhangi bir kitap olmamakla birlikte o
gerek mütalaa yoluyla ve gerekse Hicaz’da kalması sayesinde dilini geliştirmiştir. Hüccetullâhi’l-Baliğa adlı şaheseri
onun sadece Arap diline, Arapça ile eser yazmaya kadir olmadığını, bunun ötesinde İbn Haldun-vari yeni bir üslüp
tarzının da ortaya koyucusu olduğunu göstermektedir. Makamatü’l-Hariri’yi ders okumaması onun için bir noksanlık
olmaktan çok meziyet olmuştur. Çünkü bu eseri okuyan herkes, yazdıkları eserlerinde onun secili üslubundan
kurtulamamış, fikirlerini açık, net ve tekellüfsüz bir şekilde ifade etmekte güçlük çekmişlerdir. Şah Veliyyullah Dıhlevî,
üstün kabiliyeti yanında talebeliğinin akabinde hemen ders okutmaya başlaması sayesinde hemen her ilimde
derinleşmişti. Babası 1131 yılında vefat edince, onun er- Rahimiyye adlı medresesinde bizzat kendisi öğretime
başlamıştı. Hemen yüksek mevki ile tanınıverdi ve her yönden kendisine öğrenciler akın etmye başladı. Bu faaliyeti
oniki yıl devam etti.

Şah Veliyyullah Dıhlevî, ilim tahsili yanında tasavvuf alanında da boş durmadı. on dört yaşındayken babasına intisab
etti. Böylece seyr-süluk, özelliklede Nakşibendi tarikatı için gerekli olan riyazetlere kendi kendini verdi.Bu konuda
hayli ilerledi ve tarikat adabını öğrenmede epey mesafe aldı. Hil’at giydirildi.On yedi yaşına girdiğinde babası
hastalandı ve Allah’ın rahmetine kavuştu. Ölüm hastalığında elini tutarak, irşadda bulunmak konusunda kendisine
icazet verdi ve, “Eli,elim gibidir.”sözünü tekrarladı. Şah Veliyyullah Dıhlevî’nin babasından sonra memleketinde en
çok istifade ettiği hocası ise Şeyh Muhammed Efdal es-Seyalküti idi.

Hac Yolculuğu:
Şah Veliyyullah, on iki yıllık bir tedris hayatından sonra otuz yaşında, siyasi kargaşalara ve yol güvenliğinin
bulunmamasına rağmen deniz yoluyla 1143 senesinde Hicaz’a gitti. Bu yolculuğu ile o, manevi iştiyakını
gidermenin yanında ilmini artırmak, İslam alemini tanımak ve ufkunu genişletmek istiyordu. Bu vesileyle İslam
aleminin kalbini ve merkezini tanıyacak, dünyanın dört bir yanından oraya gelen seçkin insanların, değerli
alimlerin ilim ve irfanlarından yararlanacak, tecrübe ve fikirlerinden istifade edecekti. Onun bu yolculuğunun
ve orada ikametinin ilim, fikir, irşad ve tecdit hayatında çok önemli tarihi bir yeri vardır. Bu, onun hayatı için
yeni bir kapı, iki dönem arasını kesin ayıran bir çizgi kabul edilir. On dört ay kadar süren bu ikameti esnasında
ilmi ve akli melekeleri – şayet Hindistan’da kalacak olsaydı hiçbir zaman ulaşamayacak olduğu- en yüksek
mertebesine çıkmıştır. Elbetteki böyle bir gelişme için Haremeyn-i Şerifeyn gibi evrensel bir merkeze ihtiyaç
vardı. Bu esnada hadis ilmini geniş ve derinlemesine etüd etti. Çeşitli ülke ve şehirlerden buraya toplanmış
büyük hadis üstadlarından bu ilmi ikmal etti. Onun ıslah ve büyük tecdid  faaliyetinin köşe taşını buradaki
hadis tahsili teşkil eder. Son asırlarda çok az insanın ulaşabildiği ictihad mertebesine ulaşması yine bu sayede
olmuştur. Şeriatın sırlarına vakıf olması, onunmaksat ve gayelerine ulaşması, hadis ile fıkhı birleştirme
konusundaki başarısı ise, asırlardır hiçbir kimsenin ulaşamadığı bir nokta olmuştur.

15 Zilkade günü Mekke’ye giren Şah Veliyyullah Dıhlevî, ulema ve öğrencilerin isteği üzerine Mescid-i Haram’da,
Hanefi mihrabının yanında ders vermeye başladı. Pek çok insan bu derse katıldı.

Şah Veliyullah Mekke ve Medine’deki hocalarını tanıtmak ve hayat hikayelerinden söz etmek için yazdığı bir risalede özel
mürşidi ve kendisine büyük iyiliği dokunmuş olan Şeyh Ebu Tahir Muhammed b.İbrahim el-Kürdi el-Medeni’ye geniş yer
vermiştir. Bunun sebebi Şeyh Ebu Tahir’in Şah Veliyullah’ın duygu, düşünce ve görüşlerinde derin izler bırakan
bir alim olmasıdır.

Bu zat, büyük bir muhaddis olmasına karşın sufilere kötü gözle bakmaz, onları eleştirmez ve ayıplamazdı. Ebu Tahir’in
babası İbrahim el-Kurani’ni Şeyhulislam İbn Teymiyye müdafaa eden bir alimdi. Aynı zamanda tasavvufun bazı ıstılahlarını
teville savunurdu. Şah Veliyullah’ın kitaplarında İbn Teymiyye’yi övmesi ve savunmasının kökeninde Ebu Tahir’den ders
görmesinin etkisi görülmektedir.

Şah Veliyullah, ilmini derinleştirme, ders okutma, ilmi yayma ve bu uğurda hizmet imkanına rağmen Hindistan’da sallanan
bir İslam devleti İngiliz güçlerin işgaline rağmen Hindistan’a dönmeye karar verdi. Hindistan’da hizmeti sadece kendi
için değil tüm ileri gelen dost ve çevresi için düşünüyor ve onlarında Hindistan’ı ilim ve dini hizmetlerin merkezi yapmasını
istiyordu.

Şah Veliyullah Hindistan’a döndükten sonra babasının medresesinde daha derin ilim ve tecrübeyle hadis okuttu. Kısa zamanda çoğalan talebeleri medrese almaz olunca Muhammed Şah’a ulaşan yer isteği yenibir bina tahsisi ve açılışına bizzat katılarak cevaplandı. Bu medrese Daru’l-Ulum olarak tanındı. Sözkonusu medrese 1857 yılındaki ihtilale kadar ilk durumundaki gibi kaldı.

shahwalullah.png” border=”0 Oğlu Şah Abdülaziz babasının hafızasının güçlü olduğunu, derin ilmi ve üstün faziletlerinin yanısıra zamanını kullanmada vakitlere riayette emsalsizdi. Sufi şiirlerini çok az okur, ara sıra bir iki beyit okuduğu olurdu. Sürekli hadis okur ve okuturdu. Mükaşefe yoluyla yaptığı elde ettiği hakikatleri hemen kaydettrirdi.

Şah Veliyullah ömrü boyunca ortayolcu, uzlaştırıcı, birleştirici ve itidalli bir yaklaşım sergilemiştir. Nakli ilimlerle, akli ilimlerin arasını: fıkıh ile hadis arasını telife çalışmış: ictihad ve taklid konusunda, mezheplere karşı da itidalli davranmıştır. Tüm bunların yanısıra ilimle tasavvufu birbirine eklemeye, vahdet-i vücud ve vahdet-i şuhud gibi antitezleri bile uzlaştırmaya çalışmış ve böylece hep dengeyi sağlamaya çalışmıştır.

O her anı değerli ve İslam dinine hizmet uğruna harcanmış, müslümanların yararına adanmış, sünnetin canlanması, Kur’an ve sünnetin yaygınlaşması için çalışmış, eğitim ve öğretim ile doldurulmuş hayatıyla zamanının ilerisinde ıslahatçı bir mütefekkir olarak hicri 1176 yılı Muharrem ayının yirmi dokuzunda (21 Ağustos 1762) 62 yaşında vefat etmiştir.

Faydanılan Kaynak: Hüccetullâhi’l-Baliğa, Şah Veliyyullah Dehlevî, (Terc: Mehmet Erdoğan) İz Yayıncılık, İst. 1994 1.Cilt Giriş bölümü

ŞAH VELİYYULLAH DEHLEVÎ

Son Moğol hükümdarının ölümünden dört yıl önce 1704 yılında Hindistan’ın Muzafferneger kasabasına bağlı Pühlet köyünde doğdu.
Doğduğunda bir çok yönden çok ciddi bir kaos vardı. Bir taraftan idarî boşluk, diğer taraftan dinî cehalet almış başını gidiyordu. Ülkede konuşulmakta olan Farsça ve Urduca dillerine çevrilmiş Kur’an dahî yoktu.
Moğol hükümdarlarından Ekber Şah’ın  “Din-i ilahî” adında oluşturmaya çalıştığı yeni din anlayışı İslam’ın tahrifinde ciddî rol oynadı. Bu bölgeye, İslam düşüncesi tasavvuf yoluyla girmiştir. Nitekim Hinduizm’in tesirinde kalan birçok tarikat ortaya çıkmıştır. Hatta İslam’la Hinduizm’in karışımından Sihlik denilen yeni bir din ortaya çıktı. Hâlâ devam etmekte olan bu din orada mevcut olan İslam Devletinin yıkılmasında da rol üstlenmiştir.
Hulasa özellikle dini yönden mevcud ulemâ kendisine düşen aslî vazifeden uzaklaşmış, ferî mevzularla uğraşmaya başlamışlar. Bunun sonucu olarak da halk öylesine anlamsız ve gereksiz adetlerle uğraşıyordu ki, bunlar İslam’dan çok putperst Hind geleneğine daha yakındı.
Tıpkı İmam Rabbanî gibi, böyle bir ortamda Allah, Şah Veliyyullah Dehlevî’yi gönderdi.
Asıl adı Ahmet Kutbuddin b. Abdurrahman b. Secihuddin el Umeri ed-Dihlevî’dir. O Şah Veliyyullah diye meşhur olmuştur. İlim ve tasavvufla meşhur olan bir ailede dünyaya gelmiştir. İlim tahsiline çok küçük yaşta başlayan Veliyyullah, yedi yaşlarında hafız olmuştur. Tahsilini babasından almıştır. Babası son derece özel ders programları uygulamıştır. Babasının çok küçük yaşta ders okutmaya başlamasından dolayı, Veliyyullah birçok ilimde yüksek dereceler elde etti. 14 yaşında tarikata intisab edip kısa sürede seyr-i sülükunu tamamlayarak Nakşibendî tarikatının neşvu nemâ bulmasında hayli önemli rol oynamıştır.
Hac yolculuğu
Şah Veliyyullah, yaklaşık 12 yıllık tedris hayatından sonra Hacca gitmeye karar verir. Bu kararıyla hedeflediği husus şuydu: Orada dünyanın muhtelif yerlerinden gelen seçkin zevatla tanışmak, görüşmek ve ilmini artırmak. Bir yıldan fazla kaldığı Mekke ve Medine, ona, yeni bir açılım sağlar.
Özellikle hadis ilmi konusundaki vukufiyeti onun ıslah ve tecdid faaliyetinin köşe taşını oluşturur. Şeriatın sırlarına vakıf olması, onun maksat ve gayelerine ulaşması, hadis ve fıkhı birleştirme konusundaki anlayışından kaynaklanmaktadır.(1)
Yaşadığı dönemdeki dini anlayış ve yaşantı
“Ben insanlar tarafından üç şeyin birbirine karıştırıldığı bir zamanda yaşıyorum” diyor ve onları şöyle özetliyor.
A- Demogoji: Yunan düşüncesinden hareketle gereksiz tartışmalar yüzünden Kur’an ve Sünneti kabul etmemeye varan gereksiz tartışmalar
B- Dinî anlayıştaki hatalar: Mistik ve mecazî unsurlar yaygınlaşmış, bunları kabul etmeyip Hakk’a bağlananlar ise halk tarafından dışlanır olmuştur. Camideki vâzdan tutun da hayatın her alanı bidate bulanmış tasavvufî anlayışla belirlenir olmuştur.
C- Allah’a ibadet: Her ne kadar ibadet müslümanlığın gereği olarak yapılması gereken bir vecibe ise de, maalesef aslî özelliğinden uzak, sadece âdet ve şeklî bir gereklilik olarak yapılmaktaydı.
Hatta öyle ki, halkın dinî yönden içinde bulunduğu durumu şöyle izah ediyor: “Sizler öyle bir konuma geldiniz ki, birinize Peygamber’in bir hadisi ulaşsa, o hadise değil, takip ettiğiniz bir başka insanın sözüne uyarsınız. Bunu da İslam adına yaptığınızı Allah’tan korkmadan söylersiniz. Mazeretiniz de hazırdır. ‘Biz o hadisin gerçek anlamını bilmeyiz. Şeyhimiz başka bir şey söylediğine göre demek ki, o hadisin anlamı budur. Şeyhimizin herhangi bir hadisi görmemiş, gözden kaçırmış olması mümkün değildir v.s.(2)
İctihad konusundaki anlayışı
Genelde ehl-i sünnet ekolünü benimsemiş sadece bir mezhebe bağlı olmayı düşünmemiş, hepsinin (Hanefî, Şafî, Malikî ve Hanbelî) görüşlerini değerlendirmeye çalışmıştır.
İçtihadla ilgili görüşlerini de şu şekilde ifade etmektedir:
“İçtihadın geçersiz olduğu bir zaman yoktur. Benim gayem şudur: Müslümanlar taassuba son vermeli ve evrensel olan hukukuna gerekli canlılığı kazandırmalıdır. Bu alanda içtihad her an müracaat edilmesi gereken önemli bir unsurdur. İçtihadın her zaman geçerli olduğunu belirtirken, zaman içinde sorunların değişeceğini ve her soruna yeni bir içtihadla çözüm bulunabileceğini belirtmek istiyorum. Her içtihad, varlığını borçlu olduğu sorunla birlikte vardır. O sorunun yok olmasıyla birlikte o içtihad da geçerliliğini kaybeder. Bizim yapmamız gereken, geçmişle ilişkimizi kesmeden bu güne yönelmektir.”(3)
Bu anlayışından dolayıdır ki, sadece yaşadığı dönemde, yaşadığı bölge insanına değil dünyadaki tüm müslümanların da tasvibini kazanmıştır. Tefsir, hadis, fıkıh, akaid, tasavvuf başta olmak üzere sayısı tam bilinmeyen çok sayıda eser vermiştir. Hâlâ görüşleri ve eserleri ümmet-i Muhammed’in yolunu aydınlatmaktadır.
“Hindistan’ın Gazali’si” diye anılan Şah Veliyyullah Dehlevî, büyük bir ıslah ve tecdid faaliyeti göstermeye muvaffak olmuştur. O, dinin gerçek bir şekilde anlaşılması, peygamberî ilimlerin yayılması, İslamî düşüncede yeniden canlanma, zindeleşme, İslam ümmetini derleyip toparlama uğrunda çok geniş çerçeveli bir faaliyet göstermiştir.
Rüyasında Peygamberimizi görür. O, kendisini tamamen Kur’an’a ve Sünnet’e dayalı bir çalışma yapması konusunda vazifelendirdiğini söylemiştir.(4)
Önce talebelerin dersi kendilerinin okumasını ister, sonra onu müşterek tartışırlardı. Bir mezhebi ön plana çıkartarak diğeri hakkında olumsuz konuşmamaya çalışırdı. İhtilaftan ziyade ittifak konularını işlemek suretiyle birleştirici bir rol oynardı.(5)
Hadis ilmine verdiği önem
Sir Seyyid Ahmed Han başkanlığında kurulan Ehlu’l-Kur’an ekolünün ortaya koyduğu sapık denebilecek bir anlayıştan dolayı, bazı kimselerin, “Siz Kur’an’ı anlayamazsınız.” şeklindeki yanlış öğütlerinden dolayı; okuyanların da tamamen aslına uygunluğu tartışmalı nüzul sebebine göre okumaları, İslam’ın birçok noktadan yanlış anlaşılmasına sebep olmuştur. Bundan dolayıdır ki, Şah Veliyyullah Dehlevî, hadis ilmini çok ama çok önemsiyor. Özellikle de İmam-ı Malik’in Muvatta isimli hadis kitabını hem okutuyor, hem de okutulması için tavsiyede bulunuyor.
Hadise önem vermesinin iki temel nedeni var:
1- Ona göre hadis, bütün yakînî ilimlerin esası ve başıdır. Dinî ilimlerin temeli olması bakımından da en az Kur’an kadar önemlidir.
2- Mevcud fiili durumun (yukarda zikrettiğimiz yanlış anlayışlar) tasfiyesi için sünnete baş vurmayı zorunlu görmektedir.
Zaten tecdid ve ıslah hareketine girişen hemen herkesin hareket noktası böyle olmuştur. Ehliyetlerinde sünnetin çok ciddi rolü olmuştur. Çünkü bidat ve hurafelere, cahiliyyet dönemi adetlerine karşı savaş açmak, gerçek dine davette bulunmak durumunda olan herkes için, hadis en temel esastır ve bu işi onsuz yapmak mümkün değildir.
Dehlevî de bu düstürdan hareketle “Daru’l-Hadis” mektebi kurarak bunu, çalışmalarının merkezine koymuştur.
Nasihatleri
Dehlevî hemen hemen toplumun bütün kesimlerine hitap etmiş, onları uyarmış, onlara; “Güzel ahlakı terk ettiniz, ruhunuza egoizm (benlik) ve şeytan hakim oldu. Kadınlar, erkeklere kafa tutuyor; erkekler, kadınların hukukuna riayet etmiyor. Size, helal acı, haram tatlı geliyor” İbadetleri terk ettiniz, çeşitli hurafe ve bidatlara uydunuz.” demiştir.
Cemiyetin bu durumunu bilen Dehlevî, İslam’ın ruhunu kavramış insanların yetiştirilmesine ayrı bir önem vermiş, başta oğulları olmak üzere pek çok kıymetli insanın yetişmesini sağlamış.
Cahiliyyeye karşı sistemli bir mücadeleye giren ve bu konuda ciddi tecdid hareketinde bulunan Şah Veliyullah Dehlevî, 1762 yılında vefat etmiştir.
Kaynaklar:
1- Hüccetullâhi’l-Baliğa, Şah Veliyyullah Dehlevî, (Terc: Mehmet Erdoğan) İz Yayıncılık, İst. 1994, 1. cilt
2- 3- İslam’da İhya Hereketleri, Mevdudî (Terc. A. Ali Genç), Pınar Yayınları, İst. 1986.
4- İslam ve Çağdaş Öncüleri, Meryem Cemile (Terc. Selahattin Ayaz), Bir Yayıncılık, İst. 1986.
5- Şah Veliyyullah Dehlevî’den Günümüze Pakistan ve Hindistan’da Hadis Çalışmaları Zaferullah Daudî, İnsan Yayınları,. İst. 1995.

ilkadimdergisi.com

ŞAH VELİYYULLAH-I DEHLEVÎ

Hindistan’da yetişen tefsir, hadis, kelâm, tasavvuf ve hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinin büyüklerinden. İsmi, Ahmed bin Abdürrahîm bin Vecîhüddîn olup, künyesi Ebü’l-Feyyâz, Ebû Abdullah ve Ebû Abdülazîz’dir. Soyu, baba tarafından hazret-i Ömer’e, anne tarafından ise, hazret-i Hüseyin’e ulaşır. Lakabı Kutbüddîn, Şah Veliyyullah ve Şah Sâhib, nisbesiyse Hindi, Dehlevî ve Fârûkî’dir. Daha çok Şah Veliyyullah Ahmed Sâhib-i Dehlevî diye tanınır. 1702 (H.1114) senesi Şevvâl ayında Hindistan’ın Delhi şehrinde doğdu. 1762 (H.1176) senesinde vefât etti.

Doğum ve vefât târihleri 1699 (H.1110), 1766 (H.1180) olarak da rivâyet edilmiştir.

Yedi yaşında ana dili olan Fârisîyi okuyup yazmayı öğrendi. On yaşında Arabî lisanının gramer bilgilerinde Molla Câmî’nin eserini okuyacak seviyeye geldi. Babasının nezâretinde hadis, tefsir, fıkıh, usûl-i fıkıh, kelâm, mantık, tasavvuf, nahiv ve meânî ilimlerine dâir çeşitli temel eserlerin yanı sıra astronomi, matematik ve tıp ilmine âit kitapları da okudu. İlmin her dalında geniş araştırmalar ve incelemeler yaptı. Dört hak mezhebin inceliklerine vâkıf oldu. On beş yaşına geldiğinde, zamânında okutulan zâhirî ilimlerdeki tahsilini tamamlayıp icâzet (diploma) aldı.

Bundan sonra üç sene daha babasının nezâretinde nefsini terbiye edip, evliyalık yolunda ilerlemeye gayret etti. On sekiz yaşında iken babası Şeyh Abdürrahîm 1719 senesinde vefât etti. Muhterem babasının vefâtından sonra, onun kürsîsinden on bir sene zâhirî ve bâtınî ilimleri öğreten Şah Veliyyullah-ı Dehlevî hazretlerinin ilmî şöhreti her tarafa yayıldı. Her beldeden akın akın talebeler geldi. Ona gelenler, arzuladıklarına kavuşup memleketlerine geri döndüler. Bu arada kendisi durmadan okuyor, araştırıyor, inceliyordu. Dört mezhebin hükümlerindeki delillerini tek tek araştırıp tahkik etti. Bunların netîcesinde Hanefî, Hanbelî, Mâlikî ve Şâfiî mezhebi imâm ve âlimlerinin yüksekliklerini, çalışmalarını, gayretlerini daha iyi anladı.

Hem hac farîzasını îfâ etmek, hem de Haremeyn âlimlerinin ilminden faydalanmak maksadıyla, 1730 senesinde Mekke-i mükerremeye gitti. Bir sene kadar Medîne-i münevverede kaldı. Ders verip ilim öğretti. Ayrıca Muhammed Efdal Hacı Siyâlkûtî, Ebû Tâhir Muhammed Medenî, Şeyh Vefdullah bin Süleymân Magrîbî, Mekke müftîsi Tâcüddîn Kal’î Hanefî, Şeyh Senâvî, Şeyh Kaşşâşî, Abdullah bin Sâlim Basrî, Hasan Acemî, Îsâ Ca’ferî, Seyyid Abdürrahmân İdrisî ve Şemseddîn Muhammed bin A’lâ Bâbilî gibi âlimlerden ilim öğrenip icâzet aldı. Bilhassa Ebû Tâhir Kürdî Medenî’nin ilim ve feyzinden çok istifâde etti. Tekrar hac ettikten sonra, 1732 senesinde Hindistan’a döndü.

Dehlî’de babasından kalan eve yerleşti ve ders vermeye başladı. İlme susayanlar, gönüllere ferahlık veren derslerinden istifâde ettiler. Şah Veliyyullah-ı Dehlevî hazretlerinin ilim ve feyzinin üstünlüğü bütün beldelere yayıldı. O mütevâzî ev, talebeye kâfi gelmez oldu. Zamânın Gürgâniyye DevletiHükümdârı Sultan Muhammed, Şah Veliyyullah hazretleri için bir medrese yaptırdı. 1857 senesinde İngilizlerin işgâline kadar bu medresede ilim öğretildi. Türklüğün ve İslâmiyetin en büyük düşmanı olanİngilizler, yıllarca insanlara ilim ve feyz saçan bu mümtaz mekânı yakıp yıktılar, târihe geçen zulümlerine bir yenisini daha eklediler.

Şah Veliyyullah-ı Dehlevî rahmetullahi aleyh, istikbâlin en büyük ilim merkezlerinden biri olacak bu medresede ilim ve feyz saçmaya başladı. çok kimse kendisinden istifâde etti. Talebesinin adedi bilinmemektedir. Talebelerine temel bilgileri öğrettikten sonra, herbirini istidâdına göre, kâbiliyetli olduğu ilimde yetiştirdi. Yetiştirdiği talebeler içinde kendi dört oğlu, Şah Muhammed Âşık, Şah Nûrullah Rizâvî, Cemâleddîn Şah Muhammed Emin Kişmirî ve Şah Ebû Saîd gibi kimseler vardı.

Medresesindeki talebelerini kendi yetiştirdiği mütehassıs âlimlerin ellerine tevdi etti. Kendisi daha çok, kitap yazmak, ibâdet etmek, müşkil meseleleri halletmekle meşgul oldu. Fârisî kısa ve özlü bir tefsir yazdı. Bilhassa hadis ilminde çok ilerleyen Şah Veliyyullah-ı Dehlevî hazretleri tasavvufta yüksek derecelere erişmiş olmasına rağmen:

“Allahü teâlâ, bize sahih keşifler ihsân eyledi. Bu zamanda, hiçbir yerde Mazhar-ı Cân-ı Cânân’ın benzeri yoktur. Makamlarda ilerlemek isteyen onun hizmetine gelsin!” buyururlar ve talebelerden istidâd ve istekli olanları Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretlerine gönderirlerdi.

Eserleri:

Bütün ilimlerde söz sâhibi ve bâzı ilimlerde daha fazla mütehassıs olan Şah Veliyyullah-ı Dehlevî rahmetullahi aleyh, Kur’ân-ı kerîmin kırâatı ve nüzûlü, tefsir, hadis, fıkıh, siyer, tasavvuf bilgileri gibi ilim dallarında pek kıymetli iki yüz civârında eser yazdı. Otuz yedi-otuz sekiz senelik bir zaman zarfında yazılan bu kıymetli eserlerden bir kısmı kütüphânelerde mevcut olup, bir kısmının da sâdece isimleri eserlerde zikredilmektedir. Hindistan’ı İngilizlerin yağmalaması esnâsında yok olduğu tahmin edilen bu kıymetli eserlerden mevcut olanların çoğu defâlarca basılmış, insanlar bunlardan istifâde etmişlerdir.

Arabî ve Fârisî lisânlarında güzel eserler verdiği gibi, şiirler de yazan Şah Veliyyullah’ın eserlerinden bâzıları şunlardır:

1. Feth-ür-Rahmân fî Tefsîr-il-Kur’ân.

2. El-Fevz-ül-Kebir fî Usûl-it-Tefsîr: Usûlü tefsir ilmine dâir olup Arapçadır.

3. El-Musevvâ Minel Muvatta: İmâm-ı Mâlik’in Muvatta adlı meşhur hadis kitabının açıklaması olup, Arapçadır. Aynı esere Farsça ayrı bir açıklama yazmıştır.

4. Huccetullâh-il-Bâliga: Bu eserinde dînî hükümlerin hikmet ve sebeplerinin üzerinde durup, birçok mevzuyu Arapça olarak yazmıştır.

5. El-Büdur-ul Baziga: Taavvuf ilmine dâirdir.

6. İzâlet-ül-Hafa an Hilâfet-il-Hulefâ: Dört halîfeden bahsetmektedir. Farsçadır.

7. Ikd-ül-Cîd: İçtihad ve taklid meselelerini anlatmakta olup, Arapçadır.

8. El-İnsaf fî Beyan-ı Sebeb-il-İhtilaf: Bu eserinde mezhepsiz, sapık kimselere cevap verir.

9. Kurret-ül-Ayneyn fi Tafdil-iş-Şeyhayn: Hazret-i Ebû Bekr’in ve hazret-i Ömer’in üstünlüklerini anlatmaktadır. Eser Farsçadır.

10. Heme’at: Taasvvufa dâirdir. Farsçadır.

Şah Veliyyullah-ı Dehlevî’nin, El-İnsâf fî Beyân-ı Sebeb-il-İhtilâf ve Ikd-ül-Cîd adlı eserleriİstanbul’da Hakîkat Kitabevi tarafından bastırılmıştır.

Evliyânın büyüklerinden olan Mazhar-ı Cân-ı Cânân onun hakkında; “Şah Veliyyullah derin hadis âlimidir. Mârifet esrârının tahkîkinde ve ilmin inceliklerini bildirmede, yeni bir çığır açmıştır. Bütün bu bilgileri ve üstünlükleriyle birlikte, doğru yolun âlimlerindendir.” buyurmuştur.

Şah Veliyyullah-ı Dehlevî buyurdu ki:

“Bid’at, sünnete, yâni Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği din bilgilerine muhâlif, ters düşen, îtikâd, amel ve sözler demektir.”

“İbâdet, her aklın, nefsin ve âdetlerin güzel ve çirkin dediklerine uymayıp Rabbin, güzel ve çirkin dediklerine teslim olmak ve Rabbin gönderdiği kitaplara ve Peygamberlere inanmak ve bunlara tâbi olmak demektir.”

“Bir insan, bir işi Rabbinin izin verdiğini düşünmeden, kendi görüşü ile yaparsa, O’na kulluk yapmamış, Müslümanlığın îcâbını yerine getirmemiş olur.”

“Dinde, ibâdette olmayıp, âdette olan yenilikler, yâni yapılırken sevap beklenilmeyen değişiklikler bid’at olmaz. Yemekte, içmekte, binme ve taşıma vâsıtalarında, binâlarda yapılan yenilikleri, değişiklikleri dînimiz reddetmez.”

“Dört mezhepten birine uymakta büyük faydalar vardır. Bunlardan ayrılmanın zararları çoktur. Bugün dört mezhepten başka doğru mezhep yoktur. İmâmiyye ve Zeydiyye fırkaları bid’at üzeredirler. Bunlara güvenilmez. Dört mezhepten ayrılmak, sıvâd-i a’zamdan ayrılmaktır.”

“Her Müslümanın Ehl-i sünnet îtikadını iyi öğrenmesi; çoluk çocuğuna ve bütün sevdiklerine de iyi öğretmesi birinci vazîfesidir.”

Rehber Ansiklopedisi